Kim ne demişti, ne yapmıştı / Dokuz yazarın ağzından, Demirtaş’ın ve HDP’nin değişen konumu
30.12.2015

Bu derlemenin hazırlanmasındaki değerli katkıları için, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi’ne (Bosphorus Center for Global Affairs) teşekkür ederiz. – Serbestiyet Yayın Kurulu.

 

 

1. AHMET HAKAN COŞKUN

(29 Mayıs 2015; Demirtaş’ı programına çıkarıp saz çaldırmasından sonra) Selâhattin Demirtaş bu çizginin son halkası oldu... Hem çalıp hem söyleyerek çıtayı epey yükseğe taşımış oldu. Bakalım gün gelecek, onu da aşacak bir siyasetçi çıkacak mı? (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/demirtas-in-calip-soylemesinin-oykusu_29135801)

 

(31 Mayıs 2015; Demirtaş’a Kısa ve Açık Bir Mektup) SAYIN Demirtaş! Geçen gün yaptığınız bir açıklamada şöyle dediniz: “Barış cesaret ister.” Gerçekten de öyle. Barış, cesaret ister. -- Sayın Demirtaş! Hadi gelin ilk cesur adımı siz atın. Yüzünüzü “dağlar”a dönün. Ve başlayın haykırmaya: “Çek elini tetikten” deyin. “Kalleşçe cinayetleri durdur” deyin. “Akıttığınız kanda boğulacaksınız” deyin. “Kan akıtarak benim hakkımı savunamazsınız” deyin. “Ben siyasetle çözeceğim, bana bırak bu işi” deyin. “Yaptığınız her katliamla insanlıktan çıkıyorsunuz” deyin. “Bildiğiniz tek şey öldürmek mi?” deyin. “Ne kadar da meraklıymışsınız öldürmeye” deyin. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/selahattin-demirtas-a-kisa-ve-acik-bir-mektup_29689973)

 

(16 Aralık 2015; Ölmek ve Öldürmek Niye? -- Arzu Yılmaz’la röportaj) ŞEHİRLERDE hendekler kazılıyor, çatışmalara giriliyor, özyönetimler ilân ediliyor. Nedir amaç? -- ARZU YILMAZ: Özyönetim, siyasî olarak barış projesinin bir parçasıydı ama şimdi savaşın bir parçası haline getirildi. Özyönetim, barışın bir meyvesi olacaktı. Barış projesi olarak kanaat getirilen iyi bir hayat senaryosu, bugün savaşın parçası haline getirilmiş durumda. İnsanlar “özyönetim için mi savaşacağız?” diye soruyorlar. Özyönetim ne demek? “Merkezle müzakere” demek. “Uzlaşmak” demek. “Pazarlık” demek... (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/olmek-ve-oldurmek-niye_40027564 )

 

(25 Aralık 2015; Cihangir’de Dansöz Oynatmaca) Bu dansözlü eğlenceye başta Sırrı Süreyya Önder, Garo Paylan gibi HDP’li milletvekilleri  olmak üzere Sevan Bey’in yakın arkadaşları da katılmışlar. Aktaranların yalancısıyım: Herkes pek bir eğlenmiş. Herkes dudaklarına: “Hele bakın şu bizim Sevan’ın yaptığına! Bu Sevan çok âlem çocuk canım” diye ironik kıvrımlar kondurmuş. -- Hadi buyurun bakalım. Silopi yanarken, Cizre ağlarken, Sur göçerken, Nusaybin kahrolurken... Cezayir’de dansöz oynatılmış. Çocuklar ölürken, askerler şehit olurken, hendekler kazılırken... Cezayir’de dansöze para takmışlar. Özyönetim adına ortalık ateş yerine dönüştürülürken, şiddet kol gezerken, çatışmalar alıp başını giderken... Cezayir’de dansözle göbek atılmış. -- Normal zamanlarda yapılsaydı da yadırgardım, ama böyle bir zamanda yapılınca ekstra yadırgadım. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/cihangirde-dansoz-oynatmaca_40031683?utm_source=t.co&utm_medium=post&utm_term=post&utm_content=&utm_campaign=sosyal.hurriyet.com.tr_ )

 

(28 Aralık 2015; Yürüyüşü yetermiş) Sabah akşam “Erdoğan büyük lider, Kılıçdaroğlu yetersiz” yazıları yazmak da, Demirtaş’a toz kondurmayıp Davutoğlu’na nefret kusmak da aynı oranda ahlâksız, aynı oranda sıkıcı ve aynı oranda ayıplıdır. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/yuruyusu-yetermis_40032726)

 

(29 Aralık 2015; Biraz da biz kandırılalım) EY Selahattin Demirtaş! Yanılttın bizi. Çok “Türkiyeli” bir yüz gösterdin. Meğer o çok Türkiyeli yüz, sadece bir maskeymiş. Aldattın bizi. “Hendek siyaseti olmaz” dedin. Meğer dilin öyle derken kalbin öyle demiyormuş. Kandırdın bizi. “Biz artık Türkiye’nin partisiyiz” dedin. Ayrılık gayrılık istemiyoruz” dedin. Meğer ne kadar da safmışız. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/biraz-da-biz-kandirilalim_40033143)

 

2. ERTUĞRUL ÖZKÖK

(1Ekim 2015) 1 Kasım seçimlerinde 7 Haziran’dan farklı bir sonuç çıkması için bir neden görmediğini ifade eden Özkök, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “HDP’nin seçimle bir meşruiyet kazanmasına sevinmiştim. Ne derlerse desinler, Demirtaş, Türk siyaseti için bir kazançtır. Oy vermedim ama duruşu hoşuma gitti ve hâlâ da durmaya çalışıyor. Türk siyaseti Demirtaş’ı kaybederse yazık olur. En çok da Kürtlere yazık olur. Başkanlık ısrarı Türkiye’yi nereye götürür bilmiyorum. Tüm Türkiye hep beraber oturup düşünmemiz lâzım.”

 

(19 Aralık 2015; Sen dağdaki adam) SEN… Dağdaki adam… Yollara kalleş pusular atan, Anadolu’nun çocuklarını, vatan evlâtlarını, hain mayınlarla genç yaşlarında hayatlarından koparan… Kendi yandaşı gençleri gözünü kırpmadan ölüme gönderen cellât… -- Sen… Kasabasında, şehrinde hendek kazan, pusu kuran, kendi insanını kendi kasabasında hayatından bezdirip kaçırtan, kendi kasabasının kültür mirasını Talibanca tarumar eden çeteci… -- Bil ki, kazdığın o hendek, diktiğin o barikat, kendi halkınla barış arasına kazılmış bir cehennem çukurudur. Dur artık… Bırak… Çekil… (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/sen-dagdaki-adam_40029033)

 

(25 Aralık 2015; Gemide delik açtırmamak) Eğer Kandil’deki adam, kendi kafasından özerklik ilân etmeye kalkışmış... Kasabalarda, şehirlerde hendekler kazmış, çoluk çocuğu orada insafsızca kırdırmaya başlamışsa... Devlete isyan etmişse... Ama filan demeyiz... Devletimizin yanında yer alırız... (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/gemide-delik-actirmamak_40031693)

 

(27 Aralık 2015; Kadın istediği erkeği elde eder mi?) HANİ TÜRKİYE’NİN PARTİSİYDİN SELO? 7 Haziran’dan sonra ne yazmıştım… “İnşallah bizi hayal kırıklığına uğratmazsın…” Uğrattın kardeşim… Hem de fena halde hayal kırıklığına uğrattın… Bize dedin ki, “Ben Türkiye’nin partisi olacağım…” Şimdi “Devlet kuracağız” diyorsun… Hani nerede kaldı o söz… Fena aldattın bizi… Fena yaktın içimizi… Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları… Umutlanmıştık… İnanmıştık… Sana “Hain” demiyoruz… Ama bil ki ihanete uğradık… İnanmıştık çünkü… İnanmıştık, Türkiye’nin partisi olduğuna… (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/kadin-istedigi-erkegi-elde-eder-mi_40032410)

 

3. EZGİ BAŞARAN

(20 Temmuz 2015; Demirtaş mı silah bıraktırır, Öcalan mı?) Kandil dağındaki insanların o dağa çıkarken, ailelerinden ve topraklarından koparken, ellerine silah alırken bir sebebi vardı. Otuzu aşkın yıl geçti; şartlar o yıllardaki kadar kötü olmasa da, o sebep baki kaldı. O sebebi ortadan kaldırmadan HDP’nin, Demirtaş’ın ya da Öcalan’ın PKK’ye çağrı yapmasından bir sonuç alınamaz. O sebep ortadan kalkmadan Kandil’deki örgüt liderlerinin “niyetleri,” egoları, mesajları tartışmanın bir unsuru olarak masaya getirilemez. Ha, getirilir ama çözüme hizmet etmez. Demirtaş, PKK Türkiye’de silah bırakmalıdır dedi geçtiğimiz gün, değil mi? (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/demirtas-mi-silah-biraktirir-ocalan-mi-1399925/)

 

(29 Aralık 2015; Kürt hareketinin özyönetim hastalığı) Bu yöntemlerle, bu atmosferde Türkiye’yi bu kavramlara ne alıştırabilir ne de barıştırabilirsiniz. -- Geçtiğimiz haftasonu Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulu’ndan çıkan bildirge ve HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın “direnişin arkasındayız, belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak, federal devleti de, özerkliği de” sözleri tepki çekti. Haklı olarak çekti. DTK’nın bu bildirgesi de, Demirtaş’ın ifadeleri de bana kalırsa Kürt siyasi hareketinin eski bir “özyönetim” hastalığının yeniden tezahürü. Çatoşma ve kaos ortamında müzakere masasının nasıl yeniden kurulacağına kafa patlatılacağına, böyle sözler söylemek, bu tür bir bildirge yayınlamak yersiz ve zamansızdır. Kimse kusura bakmasın. İşin üzüntü verici yanı, bu yanlış Kürt hareketinin ve önderlerinin ilk defa düştüğü bir yanlış da değil. Kimsenin içeriğini tam olarak invelemeyeceği, kimseye meselenin öözünün anlatılmasının mümkün olmadığı dönemlerde “özerklik” yahut “özyönetim” kavramlarını ortaya atmak kadar işlevsiz ve lüzumsuz bir hamle olamaz. (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/kurt-hareketinin-ozyonetim-hastaligi-1495927/?-hareketinin-ozyonetim-hastaligi-1495927/&)

 

4. AHMET TURAN ALKAN

(28 Aralık 2015) Emin olamadığım bir noktayı Selahattin Demirtaş önceki gün aydınlattı; o, Türkiye'nin siyasi hayatında ve politik sisteminde zirvelere kadar gidebilecek bir aktör olmayı seçmedi.

 

Demirtaş’ın konuşması “milliyetçi siyaset”in galebesidir; oysaki ben onu “demokratik siyaset”te varolmayı seçen bir lider prototipi olarak görüyordum. Benim kuşağımdan birkaç kişi (fazla değil ama) milliyetçiliğin demokrat bir elbise ile tabii kusur ve eksikliklerinden sıyrılabileceği hülyâsına kapılmıştı. İyi niyetli ama kötü bir uzlaştırma denemesi! Bu safdil arayış, Türkiye pratiğinde çaka çaka yere serildi. Son dramatik örneği Demirtaş’ın, Türkiye siyasetinden ayrılıp Kürdistan siyasetine postu sermesidir.

 

Emin olamadığım nokta şuydu: Demirtaş'ın Türkiye siyaseti yapmak konusunda samimi olduğu halde partisinin derin yöneticileri ve nihai planda dağ kadrosu tarafından engellendiğini düşünüyordum. Gerçekte tam olarak ne düşündüğünü muhtemelen hiç öğrenemeyeceğiz çünkü köprüleri yakan, te'vili imkânsız bir konuşma yaptı

 

Kürt ve Türk milliyetçileri, bu “tehlikeli” gelişmeyi ânında sezerek Demirtaş'ı köşeye sıkıştırdılar ve Demirtaş, bu tuzağa karşı direnmedi. “Direnemedi” diyememenin hayal kırıklığı içindeyim. Direnebilirdi, dar kapıyı, çileli yolu, değerli olanı seçebilirdi. Neticede o da milliyetçi retoriğin kolaycı diline sarılarak tarihi şansını reddetti.

 

Güle güle Demirtaş; bir ara epey heyecanlanmıştık! (http://www.zaman.com.tr/yazarlar/ahmet-turan-alkan/gule-gule-demirtas_2335072.html)

 

5. MURAT YETKİN

(28 Aralık 2015) HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hafta sonu Diyarbakır’da bir parti ve cepheler koalisyonuyla yaptığı ortak açıklamada bağımsız bir Kürt devleti ihtimalini de dışlamayan özerklik, özyönetim talebine desteğini okuyunca, bu soruları sormak kaçınılmaz hale geldi. -- Tabii bu talebini PKK’nın hendek siyasetinin neredeyse üç ayda, 50’den fazlası çocuk ve yaşlı sivil olmak 200’den fazla hayata, resmi tahminlere göre 100 bin kişinin evini terk etmesine, okulların kapanmasına, hastanelerin bombalanmasına, camilerin tahrip edilmesine malolduğu bir ortamda yapınca durum daha da ciddiye bindi. -- Manzara hayli karmaşık görünüyor. PKK belli ki IŞİD’e karşı mücadeledeki rolünden bağımsız bir Kürt devleti, en azından özerkliği çıkarmak istiyor. Bu hesabını, IŞİD’e karşı özellikle Suriye’deki mücadelede vaz geçilmezliği varsayımına dayandırıyor olabilir. -- Tabii bu hesabı yaparken PKK’yı yönetenlerin kendilerine sorması gereken sorulardan birisi de acaba kendi vazgeçilmezliklerinin ABD, AB ve batı dünyası açısından Türkiye’nin vazgeçilmezliğinden fazla olup olmadığıdır. (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat-yetkin/pkknin-isidle-savastan-kurdistan-cikarma-hamlesi-1495794/)

 

6. TAHA AKYOL

(2 Kasım 2015; Tevazu) HDP FAKTÖRÜ HDP’liler şu gerçeği çok iyi görmelidir: “Türkiyelileşme” görüntüsü verdiklerinde yüzde 13 oy aldılar. O konjonktürde Demirtaş “emanet oylar”a teşekkür etti. Kandil’deki KCK’nın şeflerinden Duran Kalkan, Cemil Bayık, Bese Hozat gibi isimler Demirtaş’ı azarladılar, “Emanet oy yokk, bu oylar mücadelemizin eseridir” diye çıkıştılar. “Devrimci halk savaşı” ilan ettiler... HDP bunlara karşı tavır almadı, aksine çok yakın durdu. Ve 7 Haziran’da yüzde 13 oy alan HDP bu kez barajı güçlükle aştı. HDP iki seçim arasında 1 milyon 100 bin oy kaybetti, hem de sadece Batı’da değil. Kürt vatandaşlarımızın yoğunlukla yaşadığı illerde oy kaybetti! HDP büyümek istiyorsa KCK’ya mesafe koymak, şiddet metotlarına açıkça karşı çıkmak zorundadır. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/tevazu_40008879)

 

(10 Aralık 2015; Cami yakmak) CAMİ ve okul yakma kadar vahim olan husus, Figen Yüksekdağ’ın şu sözleridir: “Diyarbakır Sur’daki Kurşunlu Camisi havadan bombalandı. Sur’daki gençlerin uçağı, helikopteri mi var?!” Yüksekdağ herkesten iyi bilir ki “Sur’daki gençler”in silahları, bombaları var! Camideki yangın da kubbeyi delip giren bir uçak veya helikopter atışıyla değil, yerden atılan patlayıcı ile çıktı.

 

ANGAJE POLİTİKACI Stalin zamanında Fransız parlamentosunda beyni de vicdanı da Stalinizme “angaje” olmuş komünist milletvekilleri vardı. Maalesef Sayın Yüksekdağ’ın KCK totalitarizmine bağlılığı da böyle. Selahattin Demirtaş’ın PKK teröörünü prensipte olmasa bile belirli olaylar olduğunda eleştiren sözleri var. Cami yakma olayında da konuşmadı; muhtemelen olayı araştırıyordur. Fakat Yüksekdağ hiçbir zaman PKK’ya toz kondurmadığı gibi, cami yakma olayında da peşinen suçu devlete yıktı, PKK’yı aklamaya çalıştı. Hangi PKK cinayetini eleştirdi ki?...  Çocukların, öğretmenlerin, öğrencilerin, sağlık görevlilerinin, özgürlükçü Kürt aydınlarının öldürülmesini mi? Okulların, iş makinelerinin, toplu taşım araçlarının yakılmasını mı? En azından, “Cami yakılmasını kınıyoruz, failleri bulunsun” gibi mesafeli bir dille konuşamaz mıydı? Hayır, bunu bile yapmadı. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/cami-yakmak_40025091)

 

(17 Aralık 2015; Barzani) BARIŞ SÜRECİNDE SİLAHLANMA Cumhurbaşkanı Erdoğan da açıkladı: “çözüm süreci” sırasında KCK büyük silah stokları yaptı, hükümet “süreç” hatırına müdahale etmedi! Çözüm sürecini sabote eden devlet ve hükümet değildir. KCK süreç boyunca şehirlerde silahlı kadrolarını teşkilatlandırdı, silah ve bomba stokladı; seçimlerden hemen sonra ise “devrimci halk savaşı”nı başlattı. Bakın, aylardan beri sokağa çıkma yasakları ilan edilerek operasyonlar yapılıyor, beş ilçe neredeyse Suriye şehirleri haline gelmiş, hâlâ bu silahlı yapı sökülemiyor!  KCK “çözüm süreci”nde samimi idiyse, niye Öcalan’ın “sınır ötesine çekilin” emrini dinlemedi; tam tersine 7 Haziran seçimlerinden sonra başlatacağı “devrimci halk savaşı”nın silah ve bomba stoklarını yaptı? HDP’liler buna bir cevap vermeli, değil mi?

 

HDP’NİN TAVRI Fakat başta Figen Yüksekdağ olmak üzere HDP’li politikacılar demokratik usulleri değil, KCK’nın totaliter siyasetini ve silah stoklarını savunuyorlar. Türkiye’deki Kürt hareketi maalesef demokrat olamadı. PKK ile Barzani arasındaki ihtilafta, Ahmet Türk dahil, hemen hepsi Barzani’ye yüklendi, KCK’yı destekledi! (13 Kasım 2013) O zaman, sadece Leyla Zana, Barzani’yi suçlamadı, diyalog kurulmasını istedi. Kürt sorunu, demokratik usullerle şu veya bu şekilde çözümlenebilir. Çözümü engelleyen KCK’nın totaliter ve silahlı yapısıdır. Güneydoğu’da yaptıkları Türkiye’yi  “Suriyeleştirme” çabasının kanıtlarıdır. Devlet seyirci kalamaz elbette. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/barzani-ve-kck_40028068)

 

(24 Aralık 2015; Özerklik?) SİLAHLI BOMBALI ÖZERKLİK Çözü süreci döneminde uygulama askıya alondı, HDP’nin seçim bildirgelerine koymakla yetinildi. Çözüm süreci siyaseti yürürken örgüt, hükümetin gevşemesinden yararlandı, Cumhurbaşkanı’nın da birkaç defa ifade ettiği gibi, bu dönemi “silah ve müjhimmat depolama” için kullandılar. 7 Haziran seçimlerinde de konuyu fazla gündeme getirmediler, “Türkiyelileşme kavramını öne çıkardılar. Seçimlerden sonra terörü başlattılar. KCK Eşbaşkanı Bese Hozat, örgütün gazetesine “yeni bir dönem başlıyor” diyerek özyönetim talimatını veren bir makale yayınladı. (16 Ağustos 2015) Çözüm sürecinde depoladıkları silah ve mühimmat hazırdı, hendek ve bbarikatlarla “özsavunma alanları” oluşturuldu. İşte devlet, üç aydır sokağa çıkma yasağı da ilan ederek bu “özsavunma” ve “demokratik özerklik” yapılarını sökmeye çalışıyor! (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/ozerklik_40031173)

 

(28 Aralık 2015, Rojava projesi) Demirtaş’ın sözleri, PKK güdümündeki Kürt siyasi hareketinin “dil yasakları kalksın, yeter”den başlayan siyasi programının hangi amaçlara tırmandığını gösteriyor. Suriye’nin ardından Türkiye ve sonra Kuzey Irak’ta, en son aşamada İran’da... Hepsi KCK güdümünde totaliter bir yapı, aslında totaliter bir devlet. Amaç bu olduğu için “çöözüm süreci”ni “silah ve bomba depolamak” için kullandılar, süreç uğğruna hükümet de uzun süre ses çıkarmadı! Bunu Cumhurbaşkanı da söyledi. Hendekler, barikatlar, tonlarca patlayıcı, binlerce silah... Bunlar KCK’nın şehirlerde örgütlenen “özsavunma birlikleri” tarafından oluşturuldu. Türkiye, Suriyeleşme ya da Türkiye’nin güneydoğusu “Rojavalaşma” tehdidine maruz bulunuyor. Hangi devlet “Ben siyasette çözüm konuşurken sen bölgede silahlanmaya devam et” diyebilirdi?! Elbette demokrasi çözüm için bir imkandı; silahsız olmak kaydıyla herhangi bir çöözüm mümkündü... Fakat maalesef HDP, demokrasiyi değil, Kandil’in güdümünü seçti. En zor, fevkalade zor bir sorunumuzdur bu. Yarın devam edeceğim.  (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/rojava-projesi_40032731)

 

(29 Aralık 2015; Hangisi?) KARŞIMIZDA iki tane HDP var; biri seçimlerden önce, öbürü seçimlerden sonra. Maalesef, Demirtaş gibi çözüme katkısı olabilecek genç bir politikacı da kendi siyasi şahsiyetine sahip olmak yerine bu “ikili” yapı içinde kendini tüketiyor.

 

HANGİ DEMİRTAŞ? Pazar günü DTK toplantısında sadece Kandil’in modeline boyun eğmediler; Kandil’in Güneydoğu’da “Rojava’lar” yaratmak için yürüttüğü hendekli, barikatlı, bombalı, silahlı “direniş”ine de destek verdiler: “Halk meclislerinin özyönetim ilanlarını ve halkımızın her alanda yürüttüğü bu haklı ve meşru direnişi sahipleniyor(uz).” Halk meclisi dedikleri PKK hücreleridir. En azından “şiddet içermeyen direnişler” diyemezler miydi? Keşke diyebilselerdi! HDP ve Demirttaş, şiddete verilen bu desteği de imzaladılar! O Demirtaş ki, seçimlerden önce şöyle konuşuyordu: “Yarın değil, şu saatte İzmir’den çasğrı yapmak istiyorum. Ölümlrrtin derhal durması llazım. PKK’nın ‘amasız, ancaksız’ silahlı, bombalı şiddet eylemlerini şehirlerde, dağlarda durdurması lazım. Bizim açımızdan bunun alternatifi yoktur. ‘Aması, ancağı’ yoktur...” (22 Ağustos) Seçimlerden önce “Türkiyelileşme” vurguusu yapan Demirtaş şimdi “bağımsız devlet, federal devlet, kantonlar, özerk bölgeler” diye konuşuyor...  (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/hangisi_40033151)

 

7. MEHMET YAKUP YILMAZ

(16 Aralık 2015; Umudu ezip yok etmek istiyorlar) CİZRE ve Silopi’yi sokağa çıkma yasağı başlamadan önce terk eden vatandaşlarımızın görüntüleri size neyi hatırlatıyor? Suriye iç savaşının başladığı ilk günlerdeki görüntülerden ne farkı var? PKK’lılar otomobili olanların anahtarlarını da ellerinden aldıkları için yaya olarak yaşadıkları kentleri terk ediyorlar. Binlerce insan, ellerinde taşıyabilecekleri çantalara doldurabildikleri birkaç parça eşyayı alarak, hayatlarını terk etmek zorunda kaldılar. Bir böölümünün gidecek yeri vardır elbette, yakın akrabalar, tanıdıkların evlerine sığınacaklar. Öyle bir olanak bulamayanların başlarını bu kış kıyamette nereye sokacakları da belirsiz. Bu görüntünün bir tek nedeni var: PKK’nın, “özyönetim” ilanı ile, savaşı yeni bir aşamaya geçirmek ve kentlere yaymak isteği. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/mehmet-y-yilmaz_148/umudu-ezip-yok-etmek-istiyorlar_40027571)

 

(28 Aralık 2015; Son derece sorumsuz bir konuşma) Demirtaş’ın sözünü ettiği “direniş”, henndekler kazılarak, elde silah barikatların arkasında mevzilenerek, kentleri, kasabaları yaşanmaz hale getirerek ilan edilen “özyönetim” ise şunu söylemeliyim ki son derece sorumsuzca söylenmiş bir sözdür. Demokratik siyaset peşinde olan insanlar şiddetin hiçbir türünü savunamazlar. Okulları yakmak, içinde insanlar bulunan otobüslere molotoof kokteyli atmak, içinde çocuklar bulunan kütüphanelere bomba koymak, dünyanın her yerinde terör eylemidir. Kürt sorununun demokratik bir çerçeve içinde çözülmesi için aslına bakarsanız geniş bir mutabakat var. Seçim kazanmak uğruna “barış süürecini” buzdolabına kaldıran partiye oy veren sessiz kalabalıkların da dahil olduğu geniş bir mutabakat bu. Türkiye, bu noktaya gelmişken, yeniden silahlı mücadeleyi yüceltmenin , sayısız kayıplara neden olan “hendekçiliği” savunmanın bir tek sonucu olur: Bu sorunun, demokratik yollardan çözülmesine hazır olanların sesi duyulmaz hale gelir. Kürt sorununun barış içinde çözülmesinden yana olan Kürt siyasetçilerin kararlarını buna göre vermeleri gerekir. (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/mehmet-y-yilmaz_148/son-derece-sorumsuz-bir-konusma_40032730)

 

8. MURAT BELGE

(27 Aralık 2015; Kürt sorunu ve özerklik) Geçenlerde International New York Times’da bir yazı okumuştum, Rojava’da ders veren bir Amerikalı’nın yazısı. Gazeteyi saklamadığım için şimdi hiçbir isim aklımda değil. Onun dediğine göre Öcalan yaşını başını almış bir Amerikalı anarşistin kitabını okumuş. Adam, bazılarımızın bir süredir anlattığı bir düşünceyi savunuyor. “İlle iktidar olmak şart değil,” diyor. Bir düşünsel olgunluk düzeyine geldiğinde iktidar olmadan da bir “toplumsal belirleyici” olmak mümkündür. Bu yazıya göre Öcalan da fiilî sınırlar değişmeden özerklik olabilir düşüncesini savunmuş. -- Bir gazete yazısından büyük genellemelere yönelmek doğru da değil, mümkün de değil. Ama o yazıdaki veriler doğruysa, herhalde Öcalan’ın anlatmak istediği “özerklik” sokaklara hendek kazmakla erişilecek bir özerklik değildi. Ama orada yani “vaka mahallinde” olanların düşünebildiği, tasarlayabildiği “özerklik” böyle bir şeydi. (http://m.t24.com.tr/haber/murat-belge-herhalde-ocalanin-anlattigi-ozerklik-hendek-kazmakla-erisilecek-bir-ozerklik-degildi,321925)

 

9. ŞAHİN ALPAY

(2 Haziran 2015; seçim öncesi yazı başlığı) Erdoğan’a hayır, Demirtaş’a evet. (http://www.zaman.com.tr/yazarlar/sahin-alpay/erdogana-hayir-demirtasa-evet_2297784.html)

 

(29 Aralık 2015; Özerklik talebi ve zemini) Barikatlı, hendekli, silahlı mücadeleye destek nitelikli beyanlarının HDP’ye, özellikle de eşbaşkan Selahattin Demirtaş’a duyulan güveni sarstığı görülüyor. (http://www.zaman.com.tr/yazarlar/sahin-alpay/ozerklik-talebi-ve-zemini_2335227.html)