Kroisos veya bir Antik Dünya hikâyesi

“Evet, görüyorum sen çok zenginsin, çok insana hükmediyorsun, ama benden istediğin şeye gene de cevap veremem; çünkü önce ömrünün güzel bir sona bağlandığını görmem gerekir… O ki ömrü boyunca her zenginliğe erişir ve en son dünyadan hoşnut ayrılır, işte o, bana göre, ey kral, mutlu insan adını hak eder. Her şeyin sonuna bakılmalıdır; Tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar, sonra da çeker alır elinden.”

27.08.2018 13:47
Abdullah -Kıran

29abdullah@gmail.com

 

Herodotos’un (İÖ 484-425),  Tarih veya Tarihler (Istoriai) adlı eserinin giriş kısmında şöyle yazar: “Bu, Halikarnassos’lu Herodotos’un kamuya sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunanlıların, gerekse Barbarların meydana getirdiği harikalar bir gün de adsız kalmasın, tek amacı budur; bir de bunlar birbirleriyle neden dövüşürlerdi diye merakta kalmasın.”

 

Bugün ben de sizlerle, “insanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın” diye, Herodotos’tan derlediğim bir kralın hikâyesini paylaşmak istedim. Söz konusu kral, tarihte Lidya kralı olarak geçen Kroisos’tur. Kroisos Lidyalı Alyattes’in oğludur. Alyattes, Miletos savaşının ardından elli yıl daha hüküm sürdükten sonra vefat eder. Onun yerine tahta oturan oğlu Kroisos 35 yaşındadır. İktidara geldikten sonra egemenlik alanını hızla genişletir. Herodotos, Kilikya ve Likya hariç, Halys ırmağının (Kızılırmak) beri yakasındaki tüm ulusların Kroisos’in egemenliğini tanıdığını yazar. Lidyalılar, Frigyalılar, Misyalılar, Mariandinler, Khalybler, Paflagonlar, Trraklar, Thinler, Bithinler, Karlar, İyonlar, Dorlar, Aiollar, Pamfiller... bütün bu halklar ve ülkeler Kroisos’in egemenliği altındadır. Herodotos, Kroisos ortaya çıkmadan önce bütün Yunanlıların özgür olduğunu yazar (Herodot, Tarih, çev. M. Ökmen, Rezmi Kitabevi, 1991, s.18).

 

Kroisos zamanında Lidya krallığının başkenti (bugünkü Manisa’nın Salihli ilçesindeki) Sardes (Sart veya Sardis), imparatorluğun zenginlik ve ihtişamının simgesi durumundadır. Yunanistan’dan, özellikle Atina ve civar ülkelerden herkes buraya koşar. Sardes’i ziyaret edenler arasında, İÖ 594’te başlattığı reformlar temelinde Atina’nın kanun koyucusu olarak tanınan Solon da vardır. Herodotos’a göre Solon, koyduğu yasalar en azından on yıl değiştirilmesin diye on yıllık bir “dünya turu”na çıkmıştır. Mısır’a, Amassis’e (Amasya), Kıbrıs’a uğrar ve derken Sardes’e,  Kroisos’in yanına gelir. Ziyaretinin üçüncü veya dördüncü gününde, Kroisos’un adamları Solon’a kralın hazinelerini gezdirir. Bu iş tamamlandıktan sonra Kroisos, konuğu Solon’a dönerek “Atinalı,” der, “benim konuğum, bir filozof olarak sana bunca ülkeyi gezdiren meraklı yaradılışının ve bilgeliğinin ününü birçok kez biz de duyduk, bundan ötürü sana şunu sormak isteği uyandı bende, acaba mutlulukta başka herkesi geride bırakan bir kimseye rastladın mı?”

 

Kendini dünyanın en mutlu adamı sayan kral

 

Kroisos, kendisini dünyada gelmiş geçmiş en mutlu ve en talihli insan olarak gördüğü için bu soruyu Solon’a yöneltmiştir. Ancak Kroisos’a yaranmayı veya yalakalık yapmayı aklının ucundan geçirmeyen Solon, “Atinalı Tellos’u gördüm” diyerek Kralı şaşırtır.  Kroisos, Tellos’u niçin bu kadar talihli saydığını sorunca, Solon gerekçesini açıklar. Kroisos, “ondan sonra kim gelir senin bildiğin” diye sorunca, Solon bu kez Atinalı Kleobis ve Biton kardeşleri sayar ve kendince gerekçesini açıklar. Her iki seferinde öne çıkan, ölçülü ve erdemli hayatlar, hizmet, şeref ve ölümde mutluluk gibi ölçütlerdir. Ama Krisos anlamaz, orada da kendisine yer bulmayınca öfkeyle: “Atinalı yabancı,” der, “ya biz, bizim mutluluğumuzu sen hiçe mi sayıyorsun ki bu basit insanları koyuyorsun ikinci sıraya?”

 

Solon, Kroisos’in bu sorusuna cevaben, özü itibariyle şunu söyler: Kroisos, insan için yalnızca talih ve talihsizlik vardır. Evet, görüyorum sen çok zenginsin, çok insana hükmediyorsun, ama benden istediğin şeye gene de cevap veremem; çünkü önce ömrünün güzel bir sona bağlandığını görmem gerekir… O ki ömrü boyunca her zenginliğe erişir ve en son dünyadan hoşnut ayrılır, işte o, bana göre, ey kral, mutlu insan adını hak eder. Her şeyin sonuna bakılmalıdır; Tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar, sonra da çeker alır elinden.

Bu sözlerden hiç de memnun kalmayan Kroisos, kendince  “dar kafalı” olarak gördüğü Atinalıyı kapı dışarı eder.

 

Kroisos’in rüyası

 

Kroisos’in iki oğlu var.  Bunlardan biri daha doğuştan yaratanın gadrine uğramıştır, dilsizdir. Bütün erdemlere sahip olan bu genç, ne yazık ki konuşamaz. İkinci oğlu her bakımdan yaşıtlarının önünde giden bir delikanlıdır. Adı Atys’dir; orduda komutan olup avlanmayı çok sevmektedir.

 

Solon ayrıldıktan bir müddet sonra Kroisos rüyasında ikinci oğlunun bir kargının demir ucuyla vurulup öldüğünü görür. Atys’i hemen Lidya ordularının başından alır, her türlü savaş faaliyetini yasaklar ve evlendirmek üzere nişanlar. Atys’in evlenme hazırlıklarıyla uğraşırken, doğuştan Frigyalı ve kral soyundan bir adam Sardes’e gelir. Kendini Midas’ın oğlu Gordios’un oğlu Adrastos olarak tanıtır. Yanlışlıkla kardeşini öldürdüğü için sarayı ve ülkesinden kovulmuştur; kanbağı içinden cinayet işlemenin büyük günahından arındırılması gerekmektedir. Bunun üzerine Kroisos onu kan kirliliğinden arındırır ve sarayına kabul eder. “Hatırını saydığım kişilerin oğlu, dostlar arasına geldin; bizim yanımızda kalırsan hiçbir eksiğin olmaz. Uğradığın felâkete katlan, sabret, senin için en iyisi budur” der.

Bir müddet sonra Misya’nın (Balıkesir, Manisa ve İzmir civarı) Olympos dağı yörelerinde azman bir yabandomuzu türer. Dağ yönünden gelen bu domuz ekinleri silip süpürmektedir. Bu hayvanı yakalamaya giden köylüler bile ona kurban olmaktan kurtulmayınca, bu kez hep birlikte Kroisos’e başvururlar: “Senden dileğimiz, oğluna ve yiğitlerine buyur, köpeklerini alıp gelsinler, bizi kurtarsınlar.” Kroisos, “Oğlum için ısrar etmeyiniz; onu gönderemem; yeni evlendi. Ama yiğit Lidyalıları ve bütün av köpeklerini can-ü gönülden veririm…” der. Ne var ki Atys konuşulanları işitir ve “Baba,” der, “benim en büyük iki işim av ve savaş, bana değer sağlayan işlerim bunlar, işte şimdi bunları bana yasak ediyorsun; oysa benden ne alçaklık gördün, ne gevşeklik. Şimdi ben kentin kıyı kucağında dolanırken, agoraya gidip gelirken yurttaşlarım benim için ne diyecekler?”

 

Kroisos’un gördüğü rüyayı anlatmasına rağmen oğlu çok ısrar eince kral dayanamaz; ne de olsa savaş değil, yaban domuzunun tırnaklarından demir uç mu çıkacak diye, sarayında misafir ettiği Frigya kralı Midas’ın torunu Adrastos’un da Atys’e göz kulak olması koşuluyla, gitmelerine izin verir. Olympos dağı eteklerinde sürek avı yaparlar. Derken Adrastos’un kargısı domuzu ıska geçer,  Kroisos’in oğlunu vurur ve oracıkta öldürür. Korkunç bir pişmanlık yaşayan Adrastos, Kroisos’e teslim olur ve oğlunun ölüsü üzerine kurban edilmesi için yalvarır. Ama Kroisos, ocağını söndüren adama dönerek, “Konuğum,” der, “senin kendi ölümünü istemen benim öcüm için yeter. Hayır, bu ölüm için seni suçlamıyorum…” Bunun üzerine Adrastos, kendisini dünyadaki insanların en mutsuzu sayarak, Atys’in mezarı üstünde kendisini öldürür.

 

Perslerin saldırısı

 

İki yılını oğlunun ölümü acısıyla geçiren Kroisos, Medlerden sonra doğuda yükselen Pers imprataorluğunun arzettiği tehdit karşısında hayata geri döner. Bundan böyle kafasındaki en önemli mesele, Pers hükümdarı Kyros’u (Koreş) durdurmaktır. Bunun için, Perslerle arasındaki tampon bölgede kalan Kapadokya’ya savaş açmayı düşünür. O dönemde Yunanlılar Kapadokyalılara “Suriyeli” demektedir. İşte bu “Suriyeli”ler Pers egemenliği altına düşmeden önce Medlere bağlıdır. Medler ile Lidyalılar arasındaki sınır, Halys (Kızılırmak) nehridir. Kroisos ise Kapadokya’ya saldırmakla topraklarını nehrin doğu tarafına doğru genişletmek istemektedir. Ama önce, Anadolu’dan bir yanda Yunanistan’a, diğer yanda Libya’ya kadar dönemin bütün tapınakları ve kâhinlerine haber yollayarak, Perslere karşı açacağı savaşın nasıl sonuçlanacağını öğrenmek ister. Delfi kâhinlerinden, bu savaşa girerse “büyük bir imparatorluğun çökeceği” yolunda bir cevap gelir. Aslında kapalı ve muğlaktır. Ama olanca kibiri içinde Kroisos bunu kendine yontar. Pers imparatorluğunun çökeceği şeklinde yorumlar.

 

Olan olur; savaş başlar ve Kyros Kapadokya’nın yardımına gelir. Kroisos ve Kyros’un orduları ilk defa (Karadeniz’de, Sinop yakınlarındaki) Pteria’da  karşılaşır. Her iki tarafın da kayıpları yüksektir. Muharebenin ertesi günü Kyros saldırısını sürdürmeyince, Kroisos sayıca daha az olan ordusuyla Sardes’e doğru çekilip Mısırlılardan yardım istemeyi düşünür (Herodotos, 40). Sardes’e varınca ordudaki paralı askerleri de dağıtır ve yardım istediği müttefiklerinden, dört ay sonra Sardes’te hazır olmalarını talep eder.

 

Ancak savaş tarihinin büyük stratejik hatalarından birini yapmış; Kyros’un kendisini takip ederek hemen Sardes’e kadar geleceğini düşünmemiştir. Sardes önlerinde gerçekleşecek ikinci önemli muharebede, Medyalı Hargapos’un önerisiyle Kyros, ordunun peşinden gelen yük develerinin yüklerini indirtip süvarilerini develere bindirerek, piyadelerini ve ordunun geri kalanını ise develerin arkasından yürüterek saldırıya geçer. Kaderin cilvesine bakın ki, bir seyis veya deve bakıcısında olabilecek bir bilgi, koca savaşın seyrini değiştirip dünya tarihine yön verebilmektedir. Atların develerden korktuğu ve develerin kokusuna dayanamadığı fikri üzerine kurulu bu plan, tutar. Lidya süvarisi darmadağın olur. Krisos ve ordusu kaleye çekilmek zorunda kalır.

 

Kroisos’un sonu

 

Kuşatmanın 14. gününde Sardes düşer. Kroisos son çarpışmalarda öldürülecekken, o güne kadar tek kelime konuşmayan oğlunun ansızın dili çözülür ve Pers askerine “Kroisos’i öldürme!” diye bağırır. Bunun üzerine esir alınır ve zamanın “direnen mağluplara terör” diye özetlenebilecek anlayışı çerçevesinde, diri diri yakılmaya mahkûm edilir.

 

Persler, zincire vurulmuş olan Kroisos’i odun yığınının tepesine çıkartır. Her iki yanına da yedişer Lidyalı çocuk koyarlar. Kyros’un bunları tanrılara bir ganimet sunusu olarak mı verdiği, yoksa bir adağı mı yerine getirdiği bilinmiyor. Kroisos, odun yığınının üstünde, Solon’un hiçbir canlının henüz yaşadığı sürece mutluluktan tam emin olamayacağı  yolundaki sözlerini hatırlar ve üç kez “Solooon!” diye bağırır. Kroisos’in bağırmasını işiten Kyros, adamlarına emir vererek, adını andığı şahsın kim olduğunu öğrenmek ister. Bir süre sustuktan sonra Kroisos şunu söyler: “Bir adam ki, dünyayı yöneten kişiler onunla konuşabilmiş olsalardı, bu benim için büyük hazinelerden daha değerli bir şey olurdu.” Sonra Atinalı Solon ile aralarındaki konuşmayı anlatır. Kyros’un yüreği sızlar ve bir gün böyle bir şeyin kendi başına da gelebileceğini düşünerek, Kroisos’un ve Lidyalı çocukların ateşin üstünden indirilmesini emreder. Ancak ateş söndürülecek gibi değildir. Buna rağmen bir mucize gerçekleşir; Apollon müdahale eder, gökten sel gibi yağmur yağar ve ateşi söndürür.

 

Kroisos odun yığınından indirilince Kyros ona sorar: “Kroisos, kim sana söyledi benim topraklarıma saldırmayı ve benimle dost yerine düşman olarak karşılaşmayı?” Kroisos “Kral,” der, “bunu yapan senin iyi talihin ve benim kötü talihimdir.” Kroisos’un, bu cümlenin devamında sarf ettiği sözler, savaşın acı ve trajik doğasına ilişkin söylenmiş en kesin ifadeler olarak tarihte yer alacaktır: “Çünkü kimse, barış dururken savaşı seçecek kadar deli değildir; barışta oğullar babalarını gömerler, savaşta ise babalardır, oğullarını mezara indiren.”

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.