Sultan Alparslan, Malazgirt savaşı ve Kürtler

Sultan Alparslan kuşkusuz etnik bakımdan Türktü; ancak savaş meydanında, “Biz Müslümanların eskiden beri yaptıkları gazayı yapmak istiyoruz” diyen bir komutanın dâvâ ırki değil, İslâmî sayılmalıdır. Malazgirt bir ırk savaşı değildi; kaba bir değerlendirme ile şöyle söyleyebiliriz: Türkün aklı, Kürdün gücü ve Arabın duasıyla kazanılmış bir zaferdi.

24.08.2019 09:04
Abdullah -Kıran

29abdullah@gmail.com

 

Son yıllarda sıkça konuşulan Malazgirt savaşının giderek tarihi bağlamından kopartılıp ideolojik bir bakış açısıyla değerlendirildiğine şahit olmaktayız. Anadolu topraklarının Malazgirt savaşı ile Türklerin önünde açıldığı ve bu savaştan sonra Türklerin Anadolu’yu yurt edindiği tezi, tarihi bir belirlemeden ziyade siyasi bir mesaj içermektedir. Zira Türklerin Anadolu ve Bizans diyarına yerleşimleri Malazgirt öncesinden başlar. Selçukluların İran’da iktidar olmaları, Arap coğrafyasında 11. yüzyılın ortalarından itibaren halifeleri tahttan indirip yerlerine yeni halifeler atayacak pozisyona gelmeleri, Malazgirt ile karşılaştırılamayacak kadar büyük başarılardır.  Ayrıca Malazgirt, bir ırk veya milletin diğer bir millete karşı savaşı değildir. Bu savaş İslâm ümmetinin bir başarısıdır; Hıristiyan Bizans karşısında kazandığı bir savaştır.

 

Aşağıda tarihi kaynaklardan, temel metinlerden özetleyerek vermeye çalıştığımız bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Sultan Alparslan Malazgirt’e çok az bir kuvvetle, “buyruğunda 4 bin memluk askeri” (veya “4 bin kişilik hassa askeri”) ile geldi; ancak savaş günü, Kürtlerin de katılımıyla sultanın ordusunun 15 bine, en fazla 20 bine çıktı.  Yani Mervani Kürt Beyliği toprakları dâhilindeki Malazgirt’te, Sultan Alparslan’ın komuta ettiği askerlerin ana gövdesi, aşağı yukarı üçte ikisi Kürttü.  Kimi tarihçilerin verdikleri rakamlar doğru ise, Roman Diyojen’in ordusundaki Türklerin sayısı (İbn’ül Cevzi 15,000 Oğuz diyor), Sultan Alparslan’ın ordusundaki Türklerden çok fazlaydı. Sultan Alparslan,  alelacele çıkmak durumunda kaldığı bu seferde kendi ordusunu toplama zamanı bulamamıştı. Zira Halep’teyken, Halep’i kuşatma altına aldığı bir sırada, imparatorun büyük bir ordu ile Malazgirt’e geldiği haberini almıştı.

 

Sınırları Urfa’dan başlayan ve Van Gölü’nün kuzeyindeki Erciş’i de içine alan, yani genişçe bir alanı kapsayan,  Ortaçağın en güçlü ve müreffeh emirliklerinden biri olan Mervani Kürt Beyliğinin, kendi toprakları üzerinde vuku bulacak bir savaşa bigâne kalması düşünülemezdi. İbnü’l Erzak’ın da işaret ettiği üzere, Sultan Alparslan’ın Roma imparatoruna karşı savaşmasını en çok teşvik eden, kendisine en çok destek sağlayan, ordu ile beraber çarpışan ve savaş sonrası ganimetten en çok pay alan, Ahlat ve Malazgirt halkıydı. O kadar çok ganimet ele geçirilmişti ki, altın ve gümüşler ölçek ölçek bölüştürülmüştü. İbn’ül Ezrak,  Ahlat halkının bu yıldan sonra zenginleştiğini belirtir (İbnü’l Erzak:177).

 

Gerek Malazgirt’i, gerekse Sultan Alparslan gibi vicdanlı, adaletli, merhametli ve savaştığı düşmanına ağlayacak kadar şefkatli bir komutanı değerlendirirken, daha dikkatli ve nesnel olmak durumundayız.  Alparslan, savaşın olacağı Cuma günü askerleriyle namaz kılıp ağlayan; beyaz elbiseler giyip, güzel kokular sürüp, ardından “ölürsem kefenim bu olsun” diyecek kadar dindardı. Savaş günü askerlerine dönerek, “gitmek isteyen gitsin, burada ne emir veren ne de yasaklayan bir hükümdar var” diyecek kadar civanmert ve eşitlikçiydi. Düşman yaklaşırken atından inip secdeye kapanan ve toprağa yüz sürerek ağlayıp dua eden imanlı ve mümin bir komutandı.

 

Sultan Alparslan kuşkusuz etnik bakımdan Türktü; ancak savaş meydanında, “Biz Müslümanların eskiden beri yaptıkları gazayı yapmak istiyoruz” diyen bir komutanın dâvâ ırki değil, İslâmî sayılmalıdır. Malazgirt bir ırk savaşı değildi; kaba bir değerlendirme ile şöyle söyleyebiliriz: Türkün aklı, Kürdün gücü ve Arabın duasıyla kazanılmış bir zaferdi.

 

Roman Dijoyen’in ve Sultan Alparslan’ın orduları

 

Malazgirt savaşı üzerine yazmış olanların neredeyse tamamında, gerek Sultan Alparslan ve gerekse Roma ordusu hakkında bilgi mevcuttur. Rakamlar birbirlerini tutmasa da, Roma ordusunun sayısal olarak çok üstün olduğunda hemen herkes hemfikirdir. İbn’ül Ezrak (1116-1177),  Tarih-i  Meyyafarıkin ve Amid adlı eserinde, sultanın Irak’ta iken, Rum kralının Malazgirt’e geldiği haberini aldığını yazar. Bizanslıların 300,000 kişilik bir orduya sahip olduğunu, buna karşılık sultanın askerlerinin sayıca az olduğunu söyler (İbnü’l Erzak:177).

 

Farklı üç yazar tarafından yazıldığı kabul edilen Ahbârrü’d devlet’üs Selcukiye adlı eserde, Bizans imparatorunun yaya ve atlılardan mürekkep 300,000 kişilik bir orduya sahip olduğu, buna karşılık sultanın yanında yiğit erlerden müteşekkil 15 bin atlı olup, her atın bir yedeğinin bulunduğu kaydedilir (Sümer-Sevim:5-6).

 

İbn’ül Cevzi (1116-1200), Kitab’ül-muntazam ve Mültazam fi Ahbâri’l-mülük ve’l-ümen adlı eserinde, sultanın bütün askerinin 20 bine yakın olduğunu belirttikten sonra, Bizans ordusu için kesin bir rakam vermemekle birlikte, ordunun başında küçük-büyük 200 kumandanın olduğunu,  her birinin mevcudu 500-2000 arasında değişen birliklere kumanda ettiğini yazar. İbn’ül Cevzi,  “Ayrıca imparatorun ordusunda, Konstantinopolis’in öte yakasında yaşayan Oğuzlardan 15 bin kişi vardı” der (Sümer-Sevim:13).

 

Feth b. Ali b. Muhammed Bundari (d.1125 Isfahan – ö.1201), Zübdetü’n nusra ve Nuhbetü’l-usra adlı eserinde, Sultan Alparslan’ın ordusunda seçme 15 bin atlının bulunduğunu, bu atlılardan her birinin yedek atı olduğunu, buna karşılık Bizans ordusunun 300 bin kişiden fazla olduğunu yazar.  Bundari, Bizans ordusunda yer alanların etnik kökenleri hakkında da bilgiler verir; bunların Rum, Rus, Guz (Oğuz), Kıpçak, Gürcü, Abhaz, Hazar, Frenk ve Ermenilerden müteşekkil olduğunu belirtir (Sümer-Sevim:19).

 

İslâm Ortaçağının en büyük tarihçisi olarak kabul edilen İbnü’l Esir (d.1160 Cizre -  ö.1233 Musul), El Kâmil fi’t Tarih adlı eserinde, Bizans imparatoru Romanos’un o yıl (1071) Rumlar, Ruslar, Peçenekler, Guzlar (Oğuzlar), Gürcüler ve diğer kavimlerden müteşekkil 200 bin kişilik bir ordu ile, büyük bir ihtişam ve debdebe içinde sefere çıktığını, İslâm ülkelerine yönelerek Ahlat yöresindeki Malazgirt’e kadar geldiğini yazar. İbnü’l Esir, sultanın yanındaki 15 bin süvari ile süratle düşmanın üzerine yürüdüğünü  belirtir (İbnü’l Esir, Cilt 10: 71).

 

Sıbt İbnü’l Cezvi (d.1186 Bağdat ö. 1257 Şam) , Sultan Alparslan’ın Elcezire’ye (Cizre) gitmesinden sonra, imparatorun İslâm memleketlerine yürümek üzere kalabalık bir ordu hazırlamış olduğundan söz eder. O esnada sultanın yanında çok az asker olduğunu, zira Suriye’den kaçar gibi çıktığını ve bu esnada mal ve hayvanlarının telef olduğunu belirtir. Askerler ordugâhlarına yollanmış olduğu için sultanın buyruğunda sadece 4 bin memlük askeri kaldığını, sultanın asker toplamak için ülkesine dönmesinin ise hezimet sayılacağını yazar. Sıbt İbnü’l Cezvi’ye göre, Cuma günü namaz vakti yakınlarını toplayan sultan şöyle der: “Daha ne zamana kadar biz azınlıkta, düşman da çoğunlukta olmak üzere bekleyeceğiz? Ben bizzat Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri vakitte düşman üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek ne âlâ; aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz. Bana bağlı olanlar kalsın, geri dönmek isteyenler de serbestçe geri dönebilir. Bugün burada bir sultan yoktur, ben de ancak sizlerden biriyim. Biz Müslümanların eskiden beri yaptıkları gazayı yapmak istiyoruz.”  Sıbt İbnü’l Cezvi şöyle devam eder: “Onlar da ‘Ey Sultan biz senin memlükleriniz. Sen ne yaparsan biz de sana uyarız’ dediler. Az önce 10 bin Kürt de sultana katılmıştı. Bunula beraber sultan Ulu Tanrıdan sonra buyruğundaki 4 bin kişilik hassa askerine güveniyordu”(Sümer-Sevim:34).

 

İbn’ül Adim, Buyget’ül-taleb fi Tarihi Haleb adlı eserinde, sultanın 15 bin, imparatorun 300 bin askeri olduğunu kaydeder (Sümer-Sevim:50).

 

İbn’ül Devadari (d.Kahire? – ö.1335), Kenzüd-dürer ve Câmiül-gurer adlı eserinde, Bizans ordusunun 100 bin atlı ve 100 bin okçudan oluştuğunu yazar. Devamında, “Sultan Alparslan’a Kürtlerden ve sair kavimlerden olmak üzere 10 bin kadar insan da katılmıştı” der (Sümer-Sevim:57).

 

Reşîdüddin FazlullahCâmiu’t Tevarih adlı eserinde, Bizans İmparatorunun 300 bin atlı ile Sultan Alparslan’a karşı sefere çıktığını, bunu duyan sultanın hemen Azerbaycan’a yöneldiğini, Terken Hatun’u ve Nizamü’l Mülk’ü Tebriz’e bırakıp 15 bin asker ile Ahlat’a doğru yola çıktığını kaydeder (Sümer-Sevim:61).

 

Aksaraylı Kerîmüddin Mahmut (d.? – ö. 1324), Müsâmeret’ül-ahbâr ve Müsâyeretü’l- ahyâr adlı eserinde, Alparslan’ın büyük cihangirlik faaliyetlerinde bulunduktan sonra Farsları yendiği ve Irak’ı fetih ettiğini, bundan sonra da 12 bin atlıyla Bizans’a akın ettiğini yazar. Kerîmüddin Mahmut, Bizans imparatoru Ermiyanus’un 50 bin zırhlı atlıya sahip olduğunu belirtir (Sümer-Sevim:65-66).

 

Hamdullah-i Müstevfi (1281-1350), Tarih-i Güzîde adlı eserinde, imparatorun İran’la savaşmaya azmettiğini, askerlerinin büyük kısmının sıcaktan mahvolduğunu, dönerek yeniden askerlerini düzenleyip savaş için geldiğini ve Sultan Alparslan’ın 12,000 kişi ile onun üzerine gittiğini yazar (Sümer-Sevim:67).

 

Mirhond b. Hâvend Şah b. Mahmud (1433-1498), Ravzatü’s safa fi Sireti’l- enbiya ve’l mülûk ve’l hülefa adlı eserinde,  Bizans imparatorunun İslâm uçları içinde büyük bir uç olan Malazgirt’e 300 bin muharip atlıyla geldiğini yazar. Mirhond, sultanın ordusunun az olmasına rağmen bundan üzüntü ve kaygı duymadığını, Allaha tevekkül edip askerlerinin gönlünü alarak, “Allahın izniyle az olan çok olana galip gelir” âyetini okuyarak askerlerinin maneviyatını yüksek tutmaya çalıştığını yazar (Sümer-Sevim:69-70).

 

Urfalı Mateos,  1136 yılında tamamladığı Urfalı Mateos Vakayi-Namesi’nde, Roman Diyojen’ın Gotlardan, Bulgarlardan, Kapadokya’dan, Bitinya, Kilikya, Antakya, Trabzon ve Ermenistan’dan asker toplayarak, denizdeki kum kadar kalabalık bir orduyla Sivas’a geldiğini ve Sivas’ı talan ettikten sonra Malazgirt’e doğru yol aldığını yazar (Mateos:141).

 

Abu’l Farac (1225-1286), Abu’l Farac Tarihi adlı eserinde Roma İmparatoru Diyojen’in büyük bir kuvvet toplayarak Ermenistan üzerinden Minazgerd’e hareket ettiğini yazar (Abu’l Farac:321). 

 

El-Ömeri (H.700-749),  Türkler Hakkında Gördüklerim ve Duyduklarım diye modernize edilen eserinde, Bizans ordusu hakkında herhangi bir rakam vermeksizin, aynı yıl içinde Rum kralı Ermanus’un (Romanos Diogenes), Rumlar, Ruslar ve Çerkezlerden bir ordu teşkil ederek Menazkerd’e girdini yazar (El-Ömeri:217).

 

Tarihte sayıca küçük bir ordunun, kendisinden çok büyük bir orduyu savaş meydanında mağlup etmesinin pek çok örneği var. Büyük İskender’in küçük bir orduyla Persleri yenmesi buna en güzel örnektir. Ancak Sultan Alparslan’ın, 10- 15 bin kişilik bir ordu ile, 200-300 bin civarında olduğu rivayet edilen bir orduyu mağlup etmesi, sadece askeri başarıyla açıklanacak bir durumdan ziyade, daha çok siyasi ve diplomatik yönleri ağır basan bir “hikâyeyi” içermektedir. Daha sonraki bir iki yazımda bunu açıklamaya çalışacağım.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.