El País’te Marga ile algı operasyonu

Görünen o ki Reina katliamından bir hafta (7 Ocak) sonra bile dünyada İspanyolca konuşan kamuoyu Türkiye aleyhine dezenforme edilmek isteniyor. Bu dezenformasyona İspanyol gazetelerinin ve özellikle El País’in hizmet etmesi oldukça şaşırtıcı. Şaşırtıcı zira Türkiye’nin karalanması ne İspanyol halkının ne de bu tür algı operasyonlarından bugüne kadar çok çekmiş olan Latin Amerika halklarının çıkarına.

10.01.2017 07:27
Akın-Özçer

akinozcer@outlook.com

 

Marga Zambrana İstanbul’dan Amerikan Associated Press ajansı ve İngiliz The Guardian gazetesi için yazdığını öğrendiğim genç bir İspanyol gazeteci. Bir süredir El País’te haber ve yazıları yayımlanıyor. El País, Batı medyasının Erdoğan karşıtlığı üzerinden Türkiye’yi hedef alan algı operasyonuna ana hatlarıyla katılıyor; bir ölçüde objektif olmaya özen gösterse de. Bilebildiğim kadarıyla objektiflik ölçütünde inisiyatif yazarda ama Madrid’deki redaksiyon ekibi Türkiye karşıtlığında daha kararlı ve yazılara müdahalelerde bulunuyor. Diğer İspanyol gazeteleri de izlediğim kadarıyla çok farklı yayın yapmıyor.  

 

İspanyol gazetelerinin Türkiye karşıtı algı operasyonuna katkıda bulunan yanıltıcı haber ve analizler yayımlaması İspanya’nın ve özellikle İspanyolca konuşan Latin Amerika ülkelerinin çıkarlarıyla ne kadar bağdaşıyor ayrı bir tartışma konusu. Bağımsız özgür medya kimden, ne kadar bağımsız ve özgürse, ülkelerin çıkarlarından çok küresel doğrulara uygun yayın yaptığı ölçüde saygın. Ama küresel doğruların evrensel değerlere, demokrasiye, temel insan hak ve özgürlüklerine dayanması kaydıyla, manipülasyonlara değil.

 

Marga’nın abartılı ve yanıltıcı yazısı

 

Marga’nın algı operasyonuna hizmet eden yazısı, “Laik Türkiye tehdit altında” (La Turquía laica bajo amenaza) başlığını taşıyor. Ama söz konusu tehdit, laik olduğu için Yeni Yıl’ın kutlandığı Türkiye’yi hedef alan “radikal İslamcı” Daech’in tehdidi değil. Marga, Türkiye’de Yeni Yıl’ı kutlayanlarla, onlara karşı çıkanlar ekseninde toplumsal bir kırılma olduğunu öne sürüyor. Mesela diyor ki “laik Türkler sadece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhafazakâr politikalarından değil, 39 ölüme yol açan Reina saldırısının gösterdiği gibi, şimdi bir de IŞİD’in terörist saldırılarından ötürü kendilerini tehdit altında hissediyorlar”.  (Los turcos laicos se sienten amenazados no sólo por las políticas conservadoras del presidente turco, Recep Tayyip Erdogan, sino ahora también por los ataques terroristas del Estado Islámico (ISIS por sus siglas en inglés), como demuestra el ataque al club Reina, que causó 39 muertes).

 

Laik bir ailede yetişmiş biri olarak Marga’nın yazdığı gibi kendini çifte tehdit altında hisseden kesimin küçük bir azınlık olduğu görüşündeyim. Ama Marga yazısının bir bölümünde bile benim gibi düşünenlerin fikirlerini yansıtma gereği duymuyor. Yabancı bir ülkede görev yapan bir gazeteci o ülkede neyin ne olduğunu tam olarak aktaramıyorsa ya yetersiz ya da gazetecilik dışında başka bir şey yapıyor demektir  

 

Marga’nın yanıltıcı haberi yukarıdaki cümleden ibaret değil. Saldırıdan önce “AKP’ye yakın gazetelerin (…) sütunlarında ve din adamlarının mesajlarında Noel kutlamalarının İslam dininin değerlerine aykırı olduğununyer aldığı cümlesiyle devam ediyor. (El atentado fue precedido por columnas incendiarias en diarios afines al AKP y mensajes de las autoridades religiosas contra la celebración de cualquier festividad navideña como opuesta a los valores religiosos musulmanes). Sanki Noel (Navidad) değil ama Yeni Yıl Türkiye’de kendilerini dindar sayanların bir bölümünün de içinde olduğu geniş bir kitle tarafından geleneksel olarak kutlana gelmiyormuş gibi. Ardından Erdoğan’ın “yaşam tarzlarının tehdit altında olmadığını açıklamak için üç gün beklediğini” yazıyor. Yeni Yıl’ın kutlanmasına kendisi de karşıymış gibi. Mümkün olsa Daech’e Reina’yı hedef gösterdiğini bile iddia edecek. (!)  

 

Marga dezenformasyona Atatürk’ün kurduğu Türkiye’deki farklı yaşam tarzlarının “Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren dindar yüzde 50’nin baskısıyla sönümlenmekte olduğu” cümlesi ile devam ediyor. (Este modo de vida que combina lo occidental con lo oriental (…) podría estar en vías de extinción debido a la presión de la otra Turquía, el 50% religioso que sigue votando por el Partido de la Justicia y el Desarrollo) Oysa AK Parti’ye oy vermiş olan yüzde 50’nin tümü kendini “dindar” olarak tanımlamadığı gibi, laiklerin tümünün de AK Parti’nin karşısında yer aldığı ve yüzde 50’lik bir blok oluşturduğu doğru değil. Türkiye’de laik/dindar ekseninde ortadan ikiye bölünmüş bir toplum yok. En az iki-üç yıldır İstanbul’da yaşayan bir gazeteci bunu bilmiyorsa, belli ki gerçeği yansıtmıyor, Reina saldırısı böyle algılansın diye manipülasyon yapıyor demektir.   

 

Marga, Ezgi Başaran’ın The Washington Post’ta, “Türk laiklerin kendilerini hiç bu kadar yalnız ve tehdit altında hissetmediklerini” yazdığını ama Brookings Institution’dan Kemal Kirişçi’nin “tehdit altında” ifadesini biraz abartılı bulduğunu, yerine “rahatsız” (incómodo) sıfatını kullanmanın daha doğru olacağını söylediğini aktarıyor. Marga’nın objektifliği bu nüansın dile getirilmesinden ibaret. Bu söylediklerinden farklı düşünen çoğunluğa mensup bir tek kişinin görüşüne yer vermediği yazısına Kirişçi’nin fikirleriyle devam ediyor.

 

Kirişçi’ye göre, Erdoğan’ın etrafındakiler bu konuda toplumdaki rahatsızlığı fark etmiş ve kendisine iletmiş, bundan emin. Terörist saldırılar karşısında millet bütünleşsin istiyorsa zaten böyle konuşmak zorunda olduğunu söylüyor. Sanki aslında gönlünden başka şey geçiyormuş gibi. Kirişçi Erdoğan’ın yaşam tarzlarıyla ilgili kapsayıcı davranmasının bir başka gerekçesini de bulmuş. Marga’nın aktardığına göre, Devlet Başkanı’na daha çok yetkiler verecek olan anayasa referandumuna giderken milliyetçilerle İslamcıları bir araya getirmek için de böyle davranmak zorundaymış. Ama bu, mesela 2011’den önce, özellikle alkollü içkilerin vergisini arttırırken yapmadığı bir şeymiş.  

 

Marga Zambrana yazısında son olarak Gezi olayları ertesinde yurt dışına giden liberal Türk öğrencilerin sayısının arttığını söylüyor. Sonra sözü 2011’den beri Lund Üniversitesi’nde çalışan Umut Özkırımlı’ya bırakıyor. O da İsveç’e gelen giderek artan sayıdaki öğrencinin en az yarısının laik olduğunu ve geleceklerini Türkiye’de görmediklerini vurguluyor. Böylelikle Türkiye’nin laik niteliğine karşı bir saldırı olarak nitelenebilecek Reina katliamı, bambaşka bir yöne çekilerek, olmayan bir laik-dindar çatışması varmış gibi gösterilerek, Türkiye’yi karalamak için kullanılmış oluyor.  (http://internacional.elpais.com/internacional/2017/01/07/actualidad/1483788482_414638.html)

 

Aslında Cengiz Alğan’ın tümüyle katıldığım “Reina saldırısı ‘yaşam tarzı’na mı?” başlıklı yazısından sonra konunun bu veçhesi üzerine yazmak istemezdim. Eğer saldırı yaşam tarzına yönelikse, yukarıda belirttiğim gibi, ancak Türkiye’nin tüm yaşam tarzlarını serbest kılan laik niteliğine karşı bir saldırı sayılabilirdi. Gerisi dezenformasyondu.   

 

Görünen o ki Reina katliamından bir hafta (7 Ocak) sonra bile dünyada İspanyolca konuşan kamuoyu Türkiye aleyhine dezenforme edilmek isteniyor. Bu dezenformasyona İspanyol gazetelerinin ve özellikle El País’in hizmet etmesi oldukça şaşırtıcı. Şaşırtıcı zira Türkiye’nin karalanması ne İspanyol halkının ne de bu tür algı operasyonlarından bugüne kadar çok çekmiş olan Latin Amerika halklarının çıkarına. 

 

Ayrıca El País İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) yanlısı, sosyal demokrat bir gazete. Algı yönetimi gibi bir Amerikan askeri doktrinine hizmet etmesi sosyalizmle, sosyal demokratlıkla bağdaşmıyor. Ama belki de siyasi fikirlerin, eğilimlerin insanları farklılaştırmak dışında artık hiç önemi kalmadı. Özellikle AB’nin kurucu felsefesi olan farklılıklar içinde birliğin yerine giderek birlik içindeki farklılıkların ön plana çıkarıldığı ve savaş tamtamlarının çalındığı bu dönemde.  

 

Marga’ya gelince, halkın nabzını tutmadığı, çoğunluğun ne düşündüğüne yer bile vermediği, neyin ne olduğunu değil insanları yanıltmak için oluşturulan kalıplar içinde yazıp çizdiği belli. Bunları dışarıdan da yazmak mümkün olduğuna göre, İstanbul’da ne yaptığı, ne işi olduğu hiç ama hiç anlaşılmıyor doğrusu.  

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(2)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Hilmi1/10/2017 12:30:03 PM
Elinize, kaleminize sağlık sayın Özçer...
İbrahim Korkmaz1/10/2017 4:06:24 PM
Sayın Özçer, Son iki parağrafınız konunun özeti niteliğini taşıyor.Uzun yıllar yapmış olduğunuz görev anlayışınızın ve birikim yeteneğinizi kaleminizle paylaşmanızdan,bir okurunuz olarak has duyuyor ve bunu tüm çevremle paylaşıyorum.Özellikle;İspanya,İrlanda ve diğer ülkelerde verilmiş,ülkemiz gibi verilmeye devam eden,demokratik hak ve özgürlükler mücadelesindeki gelişmelere,birikiminizle eleştiri-katkılar sağlamanız büyük bir katkıdır..Yeni yılınızı içtenlikle kutlar ve kaleminizin niçe yıllar yazmasını dilerim...saygılarımla.