Bunu nasıl tartıştık: Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e soruşturma

Ünlü sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e bir TV programında sarf ettikleri cümleler nedeniyle soruşturma açılmasını izleyen söz dalaşı, kutuplaşmanın ve onun türevi mahalle baskısının gölgesinde hiçbir verimli tartışmanın yapılamayacağını bir kez daha gösterdi.

29.12.2018 11:52
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

“Bizim Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef gösteren, onun ismini anan, ona karşı bir hareketimiz katiyen olmaz...”

 

Bir televizyon programındaki sözleri nedeniyle Müjdat Gezen’le birlikte hakkında soruşturma başlatılan Metin Akpınar’ın savcılık ifadesinin ardından gazetecilere söylediği bu sözler üzerine, Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan şöyle yazdı (Hürriyet, 26 Aralık):

“Sanatçı efendiler! Atatürk haklıdır. Hem de çok haklıdır. Gerçekten de hepimiz bakan olabiliriz, hepimiz milletvekili olabiliriz, hatta hepimiz cumhurbaşkanı olabiliriz. Ama hepimiz sizin gibi sanatçı olamayız.

“Fakat sanatçı efendiler, diyorum ki... Siz de biraz ne dediğinize dikkat etseniz, nasıl olur? Alkışların, sloganların gazına gelmeseniz... Ağzınızdan çıkanı kulağınız işitse...

“(...)

“Çünkü işin sonunda ama en sonunda... - Aslında ben öyle demek istememiştim. - Ben Sayın Cumhurbaşkanımızı kastetmemiştim. - Benim muradım o değildi. - Ben Türkiye’den söz etmiyordum. - Ben Türkiye’de faşizm var demedim ki... Falan demek zorunda kalıyorsunuz ya... Üzülüyoruz vallahi!”

 

Ahmet Hakan, Akpınar-Gezen’le ilgili toplumun her kesiminde yürütülen yoğun tartışmalardan ise bir “mesut olma” vesilesi çıkarmış:

“Metin Akpınar olayı gösterdi ki... Bu memlekette... Bütün kutuplaştırma çabalarına rağmen... ‘Metin Akpınar baştan sona haklıdır’ ile ‘Metin Akpınar baştan sona haksızdır’ diyenlerin dışında... İşin haklı taraflarına da haksız taraflarına da hakkaniyetle işaret edilmesini arzu eden, büyük, çok büyük bir sessiz çoğunluk varmış.

“Onların gür sesini işittim. Bu yüzden... Öyle mesudum ki anlatamam!”

 

Biz neden duyamadık o “gür ses”i?

 

Ahmet Hakan’ın bu değerlendirmesini okuyunca, keşke o “gür ses”i ben de duysaydım, duysaydım da biraz da ben mesut olsaydım diye geçirdim içimden; hayfâ ki, benim gözlemim, “Metin Akpınar baştan sona haklıdır ile Metin Akpınar baştan sona haksızdır” diyenlerin sesinin ötekilerin gür sesinin yanında sinek vızıltısı gibi kaldığı yönündeydi.

 

Peki, aynı sosyal medyayı izlediğimize ve oradan “Metin Akpınar baştan sona haklıdır ile Metin Akpınar baştan sona haksızdır”cılar dışında pek az ses  çıktığı apaçık olduğuna göre (sanırım Ahmet Hakan buna itiraz etmeyecektir, ki siz de öyle olduğunu biliyorsunuz), Hürriyet yazarı bu “gür ses”i nerede ve nasıl duymuştur?

 

Yanılmıyorsam, Ahmet Hakan, yukarıda zikrettiğim yazısından birkaç gün önce kaleme aldığı konuya dair ilk yazısına gelen tepkilerden yola çıkarak varıyor bu iyimser sonuca.

 

Ahmet Hakan, Türkiye’nin en çok okunan köşe yazarı ve Twitter’daki takipçi sayısı yedi milyona yakın. Onu mesut eden tepkiler binlerle ifade ediliyor olmalı.

 

Bu durumda şu soru külçe gibi duruyor karşımızda ve cevabını bekliyor: Ahmet Hakan’ı mesut eden o mesajları atanlar neden kendi sosyal medya hesaplarından da bu fikirlerini paylaşmıyorlar?

 

Ahmet Hakan ne yazmıştı?

 

Benim bu soruya bir cevabım var, fakat onu ifade etmeden önce bakalım Ahmet Hakan ilk yazısında ne yazmış da izleyiciler onun değerlendirmesini okuduktan sonra, “haklısın, biz de senin gibi düşünüyoruz” diye cevap vermiş...

 

Hakan, 25 Aralık tarihli, “Tane tane anlatıyorum: Siyahla beyaz arasında Metin Akpınar olayı” başlıklı değerlendirmesinde, olan biteni birkaç alt başlık altında, parçalı bir yazıyla ele aldı. Ben buraya sadece, hepsinin özeti mahiyetinde gördüğüm “Denilemez mi?” başlıklı bölümü alıyorum:

“’Gözaltı falan çok yanlış ama Metin Akpınar da gayet talihsiz laflar etmiş’ denilemez mi?

“’Metin Akpınar büyük sanatçı ama Menderes’ten söz edip darısı kimin başına demesi hakikaten olmamış’ denilemez mi?

“’Metin Akpınar’ı severim ama böyle her tarafa çekilebilecek türde laflar etmesinden hiç hoşlanmadım’ denilemez mi?” (Yazının tamamını okumak isterseniz: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/tane-tane-anlatiyorum-siyahla-beyaz-arasinda-metin-akpinar-olayi-41062486

 

Sadece kendi mahallesinden çıkan “gür ses”e bakıp hizalanmak!

 

Sırf Ahmet Hakan’ın “denilemez mi?” sorularına bakarak dahi sosyal medyada bu meselenin nasıl tartışıldığını anlayabiliriz... Zaten o da bunlara bakarak yazmış olmalı “siyahla beyaz arasında” yazısını.

 

Ve işte, o yazıya gelen tepkiler de onu çok mesut etmiş...

 

Böylece biz tekrar dönüyoruz yukarıda sorduğum ve cevabını ertelediğim soruya: Ahmet Hakan’ı mesut eden o mesajları atanlar neden kendi soyal medya hesaplarından bu fikirlerini paylaşmamışlar da ancak Ahmet Hakan yazınca ona “ne kadar haklısınız” mesajları göndermişler? Bir başka deyişle, bu görüşlerini neden adlarıyla sanlarıyla değil de adları anonim kalacak şekilde Ahmet Hakan üzerinden ifade etmişler?

 

Bu sorunun cevabı, toplumun aşırı ölçülerde kutuplaşmasında ve o kutuplaşmanın bir türevi olan mahalle baskısında gizli...

 

Kutuplaşmanın rolü: İçinde bulunduğumuz türden çok yoğun kutuplaşma, aslında bir savaş hali... Yani biribiriyle savaş halinde olan iki düşman cepheden söz ediyoruz ve bir savaşta cephelerin biribirleri hakkındaki duyguları neyse, yaşamakta olduğumuz türden toplumsal kutuplaşmada da aynısıdır.

 

Keza: Bir savaşta hangi taktikler uygulanırsa, böylesine kutuplaşmış bir toplumda da aynı taktikler uygulanır; ki bu taktiklerin başta geleni de, kendi içinde düşmanın koz olarak kullanabileceği fikirler öne sürmemek, böyle fikirlere izin vermemektir.

 

Mahalle baskısının rolü ve tercih çarpıtması: Tercih çarpıtması, insanların, algıladığı toplumsal baskı karşısında isteklerini, duygularını, düşüncelerini olduğundan farklı göstermesi anlamında kullanılan ve bence, özellikle bireyleşme düzeyi gerilerde olan toplumlarda hayli açıklayıcı bir kavram...

 

Tercih çarpıtmasını, bireylerin fikirlerini şu ya da bu nedenle ifade etmekten kaçınması (susması) demek olan “otosansür”le karıştırmamak lâzım. Burada, gerçekte inandığının tam tersine inanıyor gibi yapmak söz konusu.

 

Peki, bu “ihtiyaç” nereden kaynaklanıyor?

 

Algılanan toplumsal baskı bazen öylesine yoğunlaşabilir ki, o baskıdan kurtulmak için konuşmamak, fikrini ifade etmemek yetmeyebilir. İşte o koşullarda bireylerin bir bölümü, gerçekte karşı olduğu fikrin takipçisiymiş gibi hareket etmeye, onu yüksek sesle dile getirmeye yönelebilir.

 

Doğrusunu isterseniz, ben Metin Akpınar’ın Halk TV’deki sözleri ve onu izleyen soruşturma süreciyle ilgili olarak sosyal medyadaki “Metin Akpınar baştan sona haklıdır”cıların da, “Metin Akpınar baştan sona haksızdır”cıların iç seslerinin, Ahmet Hakan’ın tarif ettiği “siyah”la “beyaz” arasında bir yerlerde olduğuna inanıyorum. Yani açıkça tercihlerini çarpıttıklarını düşünüyorum.

 

Fakat gelin görün ki bu bir savaş ve savaşta inandığını söyleyemezsin. Öyle yaparsan, ne karşı taraf “helal olsun” der sana, ne de senin tarafın... Karşı taraf senin dürüstlüğünü istismar eder, senin tarafın da seni aforoz eder.

 

Biz de işte böyle böyle yaratılan düşünce çöllerinde hep birlikte debelenip dururuz.

 

Son olarak: “Düşmana yarayacak” söz sarf etme kaygısı ve ”mahalle”den işitilecek azar korkusu aklı da devreden çıkartır.

 

Bu son olayda da öyle oldu: Karşımızda toplumu kutuplaştırarak, gererek ve onun üzerinden kendi tabanını konsolide ederek seçim kazanmayı planlayan bir iktidar var ama, o iktidara “bizim” cepheden gollük paslar atıldığında, iktidarın planını ve tuzağını hatırlatmak bile hatırlatanı tehlikeli bir pozisyona sürükleyebiliyor.

 

O zaman da işte gelsin otosansürler, gelsin tercih çarpıtmaları...

 

Biraz önce Yıldıray Oğur’un TV5’te Dücane Cündioğlu ile söyleşisini izledim. Cündioğlu, bu olayı, “Bir sanatçı biraz da ölçüsünü kaçırmış bir laf edince, sırf seçimlere birkaç ay kaldı diye dünyasını kararttılar” diye andı.

 

Aşağı yukarı böyle bir tutumdan söz ediyorum. O lafların ölçüsünün kaçtığını da teslim edersen, senin sözün daha da güçlenir. O zaman, soruşturmanın haksızlığına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savcıları göreve çağırmasına dair dile getirdiğin bütün itirazlar daha ikna edici olur; ihtimal, tam da istendiği gibi bu olay üzerinden bir kez daha konsolide edilmiş iktidar kamuoyunda bir çatlak bile yaratabilirsin. Fakat bu tutumla değil.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.