Ana SayfaYazarlarİki süper gücün Afrin’deki ‘yeşil ışık’ları hakkında spekülasyon

İki süper gücün Afrin’deki ‘yeşil ışık’ları hakkında spekülasyon

 

Geçtiğimiz hafta, başta Dışişleri Bakanı Tillerson olmak üzere  ABD’li üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen bir dizi görüşmeden sızan bilgiler ve Suriye rejimine bağlı bazı birliklerin TSK ile savaşmak üzere Afrin’e geçtiklerine dair haberler, ABD ve Rusya’nın Afrin’e girmesi için Türkiye’ye yeşil ışık yakmalarının nedenlerine dair epeyce şey söylüyor.

 

Benim mevcut tablonun ışığında şekillenmiş geçici kanaatim şöyle: a) Rusya bir ay önce Türkiye’ye yeşil ışık yakarken, bir süre sonra Türkiye’yi Esad rejimiyle doğrudan görüşmeye zorlayabileceği koşulların oluşacağını düşünüyordu… b) ABD, birinci aşamada Afrin’i, ikinci aşamada Münbiç’i ‘vermeyi’ ve iş Fırat’ın doğusuna geldiğinde, ‘senin de isteklerinin sınırı yok kardeşim’ gibi bir psikolojik baskının eşliğinde esas derdi olan ‘Fırat’ı doğusu’nu garantilemeyi baştan itibaren planlamış olabilirdi.   

Kronolojik de gidebilirdik ama biz daha sıcak ve yeni olanı öne alıp, Rusya ile başlayalım…

 

Kim bunlar ve Rusya bu işin neresinde?

 

19 Şubat günü akşam saatlerinde (17:00 civarında) televizyonlarda verilmeye başlanan bir haber, kamuoyunda heyecanlı ve kaygılı bir bekleyişe yol açtı. Görüntülerle de desteklenen habere göre, Suriye rejimine bağlı güçlerden oluşan ve ağır silahlarla donatılmış bir konvoy Afrin’in güneyinden girerek kent merkezine doğru ilerlemeye başlamıştı. Ondan birkaç saat önce, öğle saatlerinde Suriye devlet televizyonunun duyurduğu ‘Birkaç saate Afrin’e giriyoruz’ haberiyle birlikte değerlendirildiğinde, ‘rejim güçleri Afrin’e girdi’ haberinin kaygı yaratması gayet doğaldı.

 

Sonrasını, ya da biribiriyle çelişen onlarca haberi hep birlikte izledik… Konvoy TSK’nın top atışlarıyla Afrin’e girmeden durdurulmuştu… Hayır, bir bölümü girmişti… Bir bölümü girmişti ama girenler ondan ibaret değildi, 19 Şubat’tan önceki günlerde Suriye ordusuna bağlı çok sayıda subay sivil kıyafetlerle Afrin’e geçmişti, vb.

 

Arada kaynayan kritik demeç: ‘Türkiye ve Rusya doğrudan diyalog kursun’

 

Rejime bağlı güçlerin Afrin’e girdikleri haberlerinin etrafındaki muamma devam ederken, bir gün sonra (20 Şubat) Rus Sputnik haber ajansı, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, bu haberlerin hatırlatılması üzerine neler söylediğini duyurdu: “Türkiye'nin güvenlik çıkarları, Şam'la doğrudan diyalog yoluyla tamamen korunabilir.”

 

Rusya’nın, Türkiye’ye ‘rejimle doğrudan görüşmelisin’ tavsiyesini hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Katil Esad’la asla görüşmeyeceğim’ demesinden birkaç gün sonra vermesi kendi başına zaten çok önemli bir gelişmeydi. Fakat bu çıkışı asıl önemli kılan şey zamanlamasıydı: Lavrov, tam da Esad rejimi ile PYD-YPG’nin Türkiye’ye karşı ortak direnme kararının kuvveden fiile geçtiği bir anda yapmıştı bu açıklamasını…

 

Bu açıklamayı, Rusya’nın, rejim güçlerinin Afrin’e geçip Türkiye ile çatışmasını istemedikleri ve engellemeye çalıştıkları haberleriyle birlikte okumak daha doğru olur.

 

Böyle bakınca, Rusya’nın tavrı ‘tavşana kaç tazıya tut’ gibi bir şeye benziyor.

 

Benim görebildiğim kadarıyla Rusya bir yandan Esad güçlerinin Afrin’e girmemesi için elinden geleni yaptığı hususunda Türkiye’yi ikna etmeye çalışıyor, bir yandan da şöyle diyor: ‘Çalışıyorum ama görüyorsun, tam olarak engelleyemiyorum, İran da kışkırtıyor bir yandan, en iyisi sen gel rejimle doğrudan görüş, böylece sınırı Suriye rejimi korur, senin sınırı YPG’lilere terk etmeme amacın da yerine gelmiş olur.”

 

Rusya’nın yeşil ışığının nedeni baştan beri bu olabilir mi?

 

Lavrov’un tam da rejim-PYD/YPG işbirliğinin kuvveden fiile çıktığı, Türkiye-Suriye savaşının konuşulur hale geldiği, yani Türkiye’de çok kaygılı bir havanın doğduğu bir anda bu çıkışını yapması, şu soruyu akla getiriyor: Acaba Rusya’nın yeşil ışığının nedeni baştan beri, Türkiye’yi Esad rejimiyle doğrudan görüşmeye zorlayacağını düşündüğü bu tehlikeli karşılaşmayı husule getirmek olabilir mi?

 

Rusya’nın Türkiye-Suriye-PYD/YPG üçgenindeki temel amaçlarını hatırlarsak, bunun hiç de yabana atılmayacak bir ihtimal olduğunu anlarız.

 

Rusya, a) geçtiğimiz yıl hazırladıkları Suriye anayasasından da bildiğimiz gibi Kürtlerin kendi kendilerini yönetecek bir otonomiye sahip olmalarını istiyor, b) bu otonominin Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak bir yapıda olmasını istiyor, c) Böylece Türkiye’nin sınır güvenliğini son tahlilde Suriye devletinin uhdesine vererek Türkiye’yi sakinleştirmek istiyor.

 

Fakat bu üç temel amaç için Türkiye ile Suriye’nin kısa vadede doğrudan görüşmeleri, uzun vadede de aralarındaki düşmanlığa son vermeleri gerekiyor, en temel nokta bu… Ne var ki Türkiye bu teklife hiçbir şekilde yanaşmıyor…

 

İşte bu koşullarda, Rusya’nın Afrin için Türkiye’ye bir ay önceki yeşil ışığı, onu Suriye’ye mecburen yaklaştıracak sonuçlar üretmesi için yaktığını söylemek bana gayet makul görünüyor.

 

ABD ve ‘Fırat’ın doğusu’nu garantilemek…

 

Aynı soruyu, geçtiğimiz hafta boyunca gerçekleştirilen kritik Türkiye-ABD görüşmelerinin ışığında ABD için soralım: ABD’nin Afrin için Türkiye’ye bir ay önce yaktığı yeşil ışık ve Tillerson’la görüşmenin sonuçlarından anlaşıldığı kadarıyla Münbiç için yakacağı yeşil ışık, baştan beri kendisi için asıl önemli bölge olan Fırat’ın doğusunu elde tutabilmenin psikolojik zeminini yaratmaya matuf olabilir mi?

 

Ne demek istediğimi gündelik hayattan basit bir örnekle açmaya çalışayım: Diyelim ki bir hedefiniz var, fakat o hedefi çıplak haliyle ifade ettiğinizde rakibiniz ya da rakiplerinizin itirazlarıyla karşılaşacağınıza eminsiniz. Bu durumda, sizin için aslında fazla bir önemi olmayan fakat itirazla karşılaşacağına emin olduğunuz başka daha küçük hedefler icat ve ilan etmek akıllıca olmaz mı? Ardından, her adımda ‘fedakârlık, âlicenaplık’ gösterip o hedeflerinizden vazgeçerek rakibinizin ya da rakiplerinizin psikolojik direncini kırmak yine akıllıca bir davranış olmaz mı?

 

Şimdiye kadar olan bitene bakalım: ABD, PYD/YPG ile ittifak halinde fakat onların Afrin’deki güçlerini ‘sattı…’ Şimdi Münbiç’i de ‘satarsa’, iki yıl önce Münbiç’in PYD/YPG tarafından işgal edilmesine işte yukarıda ifade etmeye çalıştığım psikolojik zemini döşemek üzere izin vermiş olabileceğini düşünmek çok mu komplocu bir yaklaşım olur? 

 

Yani, girişte ifade ettiğim gibi, ABD birinci aşamada Afrin’i, ikinci aşamada Münbiç’i ‘vermeyi’ ve iş Fırat’ın doğusuna geldiğinde, ‘senin de isteklerinin sınırı yok kardeşim’ gibi bir psikolojik baskının eşliğinde esas derdi olan ‘Fırat’ın doğusu’nu garantilemeyi baştan itibaren planlamış olabilir mi?

 

Türkiye ile Suriye’nin karşı karşıya gelmesinden kim ne umar?

 

ABD’nin Türkiye’ye Afrin’de yaktığı yeşil ışığın bir nedeni de, TSK ile Suriye rejim güçlerinin eninde sonunda karşı karşıya geleceğini ABD’nin de hesaba katması olabilir mi?

Olabilir… Rusya nasıl böyle bir tablodan Türkiye’ye yönelik ‘ben bunu önleyemem, rejimle doğrudan diyaloga geçmelisin’ mesajı çıkarmayı baştan beri düşünmüş olabilirse, ABD de Suriye ile kapışmış bir Türkiye’nin ister istemez Rusya’dan uzaklaşıp kendi yanına geleceğini hesaplamış olabilir. 

 

Türkiye bunları hesapladı mı?

 

19 Şubat gecesi, rejim güçlerinin Afrin’e girdiği bilgisinin ilk saatlerinde televizyonlarda yorum yapanlar bir yandan olan bitenin şaşkınlığını yaşıyorlar bir yandan da ‘biz şaşkınız ama devlet Afrin’e girmeye karar verdiğinde bu ihtimali de mutlaka göz önünde bulundurmuştur’ anlamında teselli edici cümleler kuruyorlardı. İktidar siyasetçileri de şaşkın görünüyorlardı.

Aynı gece, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk iş olarak Rusya ve İran liderlerini arayıp, rejim güçlerinin Afrin’e girmesinin aralarındaki anlaşmaya aykırı olduğunu hatırlatması da önemli… Acaba anlaşmayla verilen sözlerin sahada mutlaka uygulanacağına inandığı için Erdoğan da mı şaşkındı, yoksa o sözlere rağmen bu türden gelişmelerin mümkün olduğunu bilerek mi aradı iki lideri, anlaşılamadı.

Şayet gerçeği birinci ihtimal temsil ediyorsa, yani Türkiye Rusya ve İran’la yaptığı anlaşmalara güvenerek Afrin’de rejim güçleriyle çatışma ihtimalinin hiç olmadığını düşünerek Afrin’e girmişse, bugünkü dilini yarınki hedeflerine göre kuran süper güçlerin karşısında şu anda sürüklenmekte olduğunu düşünebiliriz.  

Umalım ki bu kötümser senaryo gerçek değildir ve Türkiye bu ihtimali baştan beri gözetiyordur.

 

 

 

 

 

- Advertisment -