Ana SayfaYazarlar‘Kumpas’tan, ‘Sapına kadar gerçekti’ye Ergenekon ve Balyoz (1)

‘Kumpas’tan, ‘Sapına kadar gerçekti’ye Ergenekon ve Balyoz (1)

 

Başbakan Binali Yıldırım’ın, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili olarak ekim ayı içinde yaptığı iki önemli değerlendirme, tam anlamıyla bir sükût suikastine tâbi tutuldu. Yeni Şafak yazarı Mehmet Acet, 17 Ekim’de kaleme aldığı “Başbakan’ın o sözleri neden görmezden gelindi?” başlıklı yazı da bu sessizliğe dairdi.

 

Başbakan’ın değerlendirmeleri gibi, o değerlendirmeleri partinin içinden aldığı bilgilerle “açan” Mehmet Acet’in yazısı da çok önemliydi.

 

Bu yazıda, AK Parti kulislerine yakın bir gazeteci olan Acet’in makalesinin tümünü dikkatinize sunmak istiyorum. Böylelikle, hem Başbakan’ın değerlendirmelerini hatırlamış olacağız hem de bu sözlerin, partideki hangi eğilimin bir yansıması olduğuna dair bir fikrimiz olacak.

 

Uzun alıntının ardından, Başbakan’ın çıkışının önemine dair ben de birkaç şey söyleyeceğim. Bir sonraki yazıda ise (26 Ekim), eski Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın, Ergenekon ve Balyoz’u “kumpas” olarak nitelediği 2014’ten bugüne Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile hükümete yakın medyanın bu teze nasıl sahip çıktığını ve bir süredir neden bu tezle araya mesafe konmaya başladığını ele alacağım.

 

Gelin önce Mehmet Acet’in önemli makalesine bakalım…

 

Bu arada, başlıktaki sitemin, kendi gazetesi de dahil hükümeti destekleyen medyaya da yönelik olduğunu unutmayın, çünkü onlar da ilgisiz kaldılar Başbakan’ın sözlerine… Belli ki bu çıkış oralarda da rahatsızlık yaratmıştı; neden öyle olduğu, çarşamba günkü yazının temalarından birini oluşturacak.

 

Mehmet Acet’in 17 Aralık tarihli makalesi

 

Başbakan Binali Yıldırım, Balyoz ve Ergenekon davaları ile ilgili Ekim başından bu yana dikkate değer iki konuşma yaptı.

 

Geçen hafta milletvekilleri ile yaptığı kapalı görüşmeden yansıyan sözleri şöyleydi: “Ergenekon ve Balyoz sapına kadar vardı ama FETÖ tarafından sulandırıldı.”

 

Kapalı bir toplantıda söylendiği halde bu sözlerin basına sızması üzerine bu davaların sanıkları, avukatları ve taraftarları Binali Bey'e hücum ettiler.

 

Demediklerini bırakmadılar.

 

Oysa Başbakan bu konulardaki görüşlerini, 2 Ekim'de AK Parti Gençlik Kolları'nın düzenlediği toplantıda, hem herkesin duyabileceği açıklıkta, hem de çok daha etraflı bir şekilde anlatmıştı.

 

Üzerinde durulmayı fazlasıyla hak ettiği halde o sözler, söylendiği tarihte ne yukarıda saydığımız kesimlerin ne de basın yayın kuruluşlarının dikkatini çekti.

 

Belki de Başbakan duymak istemedikleri şeyler söylediği için bu böyle oldu.

 

Ama o sözler son derece önemliydi ve günlerce tartışılmayı hak eder nitelikteydi.

 

Şöyle demişti Başbakan:

 

“Darbe teşebbüsü Erzincan'da başladı. O savcıyla başlayan bir süreçti. İşler sıkıntılı, yargıda bir reform paketi hazırladık ve HSYK'nın yapısını yeniden tanımlayan bir reformu halka götürdük ve halk kabul etti. Katarından kurtulalım derken, beterine rastladık. Bu sefer FETÖ'cüler çıktı.”

 

Başbakan’ın kast ettiği isim: İlhan Cihaner

 

Binali Yıldırım'ın Erzincanlı olduğunu biliyoruz.

 

Memleket gündemini yakından takip edenler açısından bu sözlerin ne anlama geldiği de aşikar.

 

Yıldırım, 'O savcı' derken şu an CHP'den milletvekili olan İlhan Cihaner'i kast ediyor.

 

Cihaner, Erzincan'da açtığı davalardan ötürü Ergenekon davasından yargılanmış bir isim.

 

Şimdi anlıyoruz ki Başbakan Yıldırım, Cihaner'in o dönem yürüttüğü soruşturmalarla AK Parti'yi hedef alan darbe teşebbüslerinin (yargı üzerinden) bir parçası olduğuna inanıyor.

 

Erzincanlı bir başbakanın böyle bir tespit yapması önemli.

 

Başbakan'ın yukarıda alıntıladığımız cümlelerin öncesinde söylediklerine bakarsak mesele daha bir anlaşılır hale geliyor.

 

Yıldırım, “Darbe teşebbüsü Erzincan'da başladı” demeden hemen önce şu sözleri sarf ediyor:

 

“Kapatma davasını atlattık, bu sefer yargının darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Onunla mücadele ettik. Olmuyor, yargıda reform yaptık. Onu da referanduma götürdük.”

 

Her şey ortada.

 

Başbakan bu sözleriyle 14 Mart 2008'de AK Parti'ye karşı açılan kapatma davasını ve sonrasında gelişen hadiseleri sıralıyor.

 

Ha, o günleri çok yakından takip etmeyenler belki sürecin şu kısmını unutmuş olabilir.

 

12 Eylül 2010 referandumu, o dönemin HSYK'sının İlhan Cihaner'le ilgili sürece elindeki gücü kullanarak müdahil olması üzerine gelişmiş, HSYK'nın yapısını değiştiren anayasa değişiklik süreci AK Parti'nin iradesiyle öyle başlamıştı.

 

Zaten başbakan “Katarından kurtulalım derken, beterine rastladık. Bu defa FETÖ'cüler çıktı” derken bunu kast ediyor.

 

Gerçekten de öyle oldu.

 

Neden derseniz FETÖ'nün o dönemki niyeti memleketin demokrasisi ve hukuk devleti ilkesine katkı vermek değil, önceki sahiplerinden boşalan yerleri doldurmaktan ibaretti.

 

Bütün bu anlattıklarımız, bizi en başta aktardığımız cümleye götürüyor.

 

Başbakan'ın o cümlesine.

 

AK Partili milletvekilleri ile yaptığı kapalı toplantıda ne demişti Binali Bey?

 

“Ergenekon ve Balyoz sapına kadar vardı ama FETÖ tarafından sulandırıldı.”

 

15 Temmuz’u fırsata çevirmek isteyenlere dikkat!

 

Başbakan'ın bu sözü AK Partili vekillere hitaben söylemiş olmasının nedenlerini tahmin edebiliyoruz.

 

Birincisi; AK Parti çevrelerinde bu görüş, Başbakan'ın ifadesinde tam karşılığını bulduğu şekliyle, son dönemde yaygın bir şekilde dillendiriliyor.

 

AK Parti, kurulduğu tarihten itibaren birçok darbe girişimine maruz kaldığı halde, bu girişimlerin aktörlerinin kimler olduğu bilindiği halde, bu aktörlerin hiçbiri hiçbir şey yapmamış gibi toplumun huzuruna çıkınca, bu durum parti içinde ciddi bir rahatsızlık konusu oldu.

 

İkincisi; 15 Temmuz'un savuşturulmasında kayda değer bir katkıları olmadığı halde, 15 Temmuz'u asıl hangi kesimlerin savuşturduğu gayet açık bir şekilde bilindiği halde, aynı kesimlerin 15 Temmuz'u kendi kazanımları için bir fırsatçılığa dönüştürme çabaları.

 

27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan e-muhtırası, 2008 AK Parti kapatma davası…

 

Tabi böyle bir durumda bu tarihleri hiç yaşanmamış saymamız ya da bir tür 'Toplumsal alzheimer hastalığına' yakalanmış olmamız gerekecek.

 

Darbeler tarihinin FETÖ ile başlayıp FETÖ ile bittiğini düşünmemiz gerekecek. Yine bu durumda, kendilerinin tertemiz bir sicile sahip olduklarını ve geçmişte yaşanan darbelerin ve girişimlerin hiçbirinde rollerinin bulunmadığına inanmaya başlamamız gerekecek.

 

… Çünkü ekilen rüzgâr fırtınaya dönüştü

 

Siyasetin, siyasetçileri pragmatik davranmaya zorlayan bir yapısının olduğu muhakkak… Fakat pragmatik davranıştan fayda üretmek de özel bir maharet gerektiriyor; denebilir ki bıçak sırtı bir pozisyon bu, tuş etmeye çalışırken tuş da olabilirsiniz.

 

17-25 Aralık’tan sonra, AK Parti ile Ergenekon-Balyoz süreçlerinde yargılananlar ve onların etrafındaki siyasi güçler arasındaki gerilimin azalacağı belliydi; çünkü her ikisinin de “baş düşman”ı Gülencilerdi.

 

Hükümet, bu sonucu temin için iki yoldan birini tercih edebilirdi…

 

Birinci yol: AK Parti, Gülencilerin sahte ve manipüle edilmiş delillerle davaları murdar ettiği için gerçek delillerin de hukuken sakatlandığını, bu nedenle davaların sürdürülemez olduğunu savunup bitmelerini sağlayabilirdi… Yani iktidar, Ergenekon ve Balyoz’un “kumpas” değil “sapına kadar gerçek” olduğunu, fakat Cemaat’in marifetleri nedeniyle davaları hukuken savunamadığını söyleyebilirdi.

 

İkinci yol: Tıpkı Ergenekon ve Balyoz sanıkları gibi davaların tümüyle kumpas, tümüyle senaryo, tümüyle sahte olduğunu savunabilirdi.

 

İktidar ve iktidarı destekleyen basın birinci yolu seçseydi, Ergenekoncular ve Balyozcular sütten çıkmış ak kaşık pozlarında ensemizde boza pişiremezdiler. Fakat öyle olmadı, iktidar ve iktidarı destekleyen basın ikinci yolu seçti ve ondan sonra olanlar oldu.

 

Ben, 20 Nisan 2014’te Al Jazeera Turk’te kaleme aldığım “Cemaat ile hesaplaşmada hükümet-Ergenekon işbirliği muhtemel” başlıklı yazıdan sonra sürekli olarak “ikinci yol”u seçen iktidarın başına gelecekleri yazmaktayım.

 

Çarşamba günü o yazılardan yola çıkarak, Ergenekon ve Balyoz için “kumpas”tan “sapına kadar gerçekti” noktasına nasıl gelindiğini bir kez daha özetleyeceğim.

- Advertisment -