“Müslüman 68’i”nin işaret fişeği mi?

28 Şubat döneminin mücadeleci kadınlarından (sonradan başörtüsünü çıkardı) akademisyen ve yazar Ayşe Çavdar’ın çok önemli ve çok ilginç bir tezi var. Çavdar’a göre, aileleriyle çatışarak tesettürden çıkan genç kadınlar, elli yıl önce “ailelerinin zenginliklerinden, aristokratik seçkinliklerinden etik sebeplerle vazgeçen” solcu gençlerin Müslüman versiyonları... “Şimdi Müslüman 68'i geliyor, gör bak sen, hem de koştura koştura geliyor” diyor Çavdar.

24.01.2019 10:53
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Bir süre önce sosyal medyada başlayan “10 yıllık değişim” furyasının Türkiye ayağına, bir zamanlar örtülü olan kadınların eski (örtülü) fotoğraflarıyla yeni (örtüsüz) fotoğraflarını yanyana yayımlamaları damga vurdu.

 

Bu vesileyle öğrendik ki (ya da öğrendim diyeyim), akımın öncülerinden, birkaç yıl öncesine kadar kendisi de örtülü bir kadın olan gazeteci Büşra Cebeci, 2018 Şubat’ında Bianet’te, başörtüsünü çıkaran ve henüz bugünkü kadar “cesur” olamadıkları için kimliklerini gizleyen kadınlarla bir dizi söyleşi gerçekleştirmiş.

 

Büşra Cebeci, onları yayımlamaya başlamadan önce, “28 Şubat sürecine başörtülü bir öğrenci ve gazeteci olarak birebir tanıklık eden daha sonra ise örtüsünü çıkaran” diye tanımladığı Ayşe Çavdar’la gerçekleştirdiği uzun bir söyleşiye yer vermiş.

 

Çavdar’ın bir yıl önceki o söyleşinin sonlarında yaptığı değerlendirmeler ve tahminler bana çok ilginç geldi; hele  bugünlerdeki başörtüsünü çıkaran kadınlar akımıyla birlikte okunduğunda... Bu nedenle, Çavdar’ın değerlendirmelerini ve tahminlerini siz de bilin istedim.

 

Ayşe Çavdar’a göre, iktidardaki muhafazakârlık, adalet ve hak çağrısı üzerine yükselen muhalefetteki muhafazakârlığa hiç benzemiyor:

 

“İnsanlar artık gerçekten o değerlere inandıkları için falan değil, orada kariyer yaptıkları için, para kazandıkları için, birbirlerinden korktukları için, dayak yemekten korktukları için falan bu muhafazakar çevrelerin içerisinde kendilerini ifade ediyorlar. Dolayısıyla muhafazakarlığın da içi iyice boşalmış vaziyette.”

 

Yok, “çok ilginç” bulduğum değerlendirme bu değil; bunu yapan çok. Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal daha iki gün önce, bu türden eleştirilerine tahammül edilemediği için Yeni Şafak’taki yazılarını bıraktığını duyurdu. (Bir başka Yeni Şafak yazarı, Kemal Öztürk, Ünal’ın ayrılışını şöyle yorumladı köşesinde: “Eğer bu camia Aydın Ünal gibi, ömrünün en verimli çağlarını AK Parti’ye, devlete ve ülkesine hizmet etmekle geçirmiş bir kişinin dost uyarılarına tahammül edemeyecek duruma gelmişse, tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Aklımızı başımıza alıp düşünmeliyiz.”)

 

“Çok orijinal bir sekülerleşme koptu geliyor”

 

Çavdar’ın farkı, “iktidardaki muhafazakârlık”la ilgili olarak son zamanlarda sıkça duyduğumuz bu türden tespitlerin üzerine bindirdiği iddiadan kaynaklanıyor:   

“Çok orijinal bir sekülerleşme, tam da muhafazakârların çocuklarının kendi ailelerinin düşüncelerinden ve yaşam tarzlarından sıkıldıkları için icat ettikleri bir sekülerleşme koptu, geliyor.”

 

Çavdar, Bianet’teki bir yıl önceki söyleşinin sonlarına doğru bu gençleri 68’in solcu gençlerine benzetiyor ve şöyle diyor:

“Bugün ‘Gümbür gümbür geliyor’ dediğim sekülerizmin ilk işaret fişeği bu, bunu da kadınlar yapacak, erkeklerde o cesaret yok.

“Bu insanlar, yani başlarını açmak için mücadele veren kadınlar, muhalif söylemi benimsemiş birkaç erkek de tanıyorum, bu muhafazakâr çevreden çıkmış olan bu insanlar ilmek ilmek, tırnaklarıyla oyarak dinle yüzleşiyorlar ve oradan bir sekülerizm çıkarıyorlar, bu çok acayip bir şey. Çünkü bu onların yaşama bilgisi. Kendi yaşama bilgilerinden etik sebeplerle vazgeçiyorlar.

“Bu neye benziyor biliyor musun? Türkiye'nin 68'lileri -bu dünyada da böyle- genelde zengin ailelerin çocuklarıydı. Bu çocuklar ailelerinin zenginliklerinden, o aristokratik seçkinliklerinden etik sebeplerle vazgeçiyorlardı. Bu ona benziyor, şimdi Müslüman 68'i geliyor, gör bak sen. Hem de koştura koştura geliyor.”

 

“Onlar sayesinde hepimiz başka bir İslam ile tanışacağız. Daha neler çıkacak bu konu üzerine, kitaplar yazılacak, şarkılar yapılacak, resimler yapılacak, konuşmalar yapılacak, sohbetler yapılacak ve aklına daha ne gelirse. Buradan öyle güzel bir şey çıkacak ki, bu şekilde olan, bu mücadeleyi veren o kadar çok insan var ki... Ben asıl erkekleri merak ediyorum. Bu mücadelenin neresinden tutacaklar veya bir yerinden tutacaklar mı?”

 

Hangi etmenler rol oynuyor?

 

Bu kadar iddialı bir tespiti herhalde ancak o sosyolojinin içinden gelenler yapabilir. Fakat böyle keskin bir sonuca varmasam bile ben de bu eğilime işaret eden yazılar kaleme almıştım. Bu vesileyle, belki de Çavdar’ın dediği gibi nihai aşamasında bir “Müslüman 68’i” görünümüne bürünecek bu eğilime yol açan etmenleri burada bir kez daha özetlemek istiyorum.

 

Bunların başlıca dört ana başlıkta toplanabileceğini düşünüyorum: a) Şimdiki muhafazakârlığın siyasi düzeydeki pragmatizmi ve yozlaşması ile başlangıçtaki büyük idealler ve adalet arayışı arasındaki uçurum, b) Sosyolojik düzeydeki melezleşme ve bu yolla eski “seküler öteki” ile kurulan ilişkiler, c) Modernliğin çekiciliği, d) İlk üç etmenin tartıştığımız eğilim üzerindeki etkisini katlayarak büyüten iletişim devrimi ve yeni medyatik ortamlar.

 

Pazartesi günü, bu başlıkları açmaya ve örneklendirmeye çalışacağım.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Fuat Ortatepe24.01.2019 11:56:35
Evet, bu da modernizm-pozitivizm karşısında duyulan aşağılık kompleksinin bir ürünü. Tarihselcilik tartışmaları ile birlikte düşünebilirsiniz. Yeni bir şey değil; her zaman vardı ve şekil değiştirerek var olmaya devam ediyor