YSK gerekçesi: İmamoğlu’nun haklılığını belgeleyen bir metin

Yüksek Seçim Kurulu’nun 31 Mart İstanbul seçimini iptal gerekçesi, seçimin iptal edilmesi gerektiğini savunan iktidar partisinin inandırıcılığına çok ağır bir darbe niteliğinde. Gerekçe o kadar zayıf ki, bu haliyle Ekrem İmamoğlu’nun mağduriyetini tahkim etmek dışında hiçbir işlev göremez. AK Parti’nin işi bundan sonra çok daha zor.

23.05.2019 09:27
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 6 Mayıs’ta verdiği kısa kararı nihayet gerekçelendirdi ve 31 Mart’taki İstanbul seçimini neden iptal ettiğini açıkladı.

 

Gerekçe, adı üstünde “kısa” olan kararı tahkim etmek, o kararın doğru olduğu hususunda kamuoyunu ikna etmek üzere hazırlanan bir belge... Fakat dün (22 Mayıs) açıklanan gerekçe o kadar zayıf ki, bu haliyle Ekrem İmamoğlu’nun mağduriyetini tahkim etmek dışında hiçbir işlev göremez. AK Parti’nin işi bundan sonra çok daha zor.

 

Gerekçeyi ele almaya başlamadan önce artık hepimizin ezberlediği kısa kararı bir kez daha hatırlayalım ve ondan sonra da bakalım dünkü gerekçeli karar kısa kararı ne ölçüde destekliyor...

 

“Bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması ve bu hususun da seçim sonucuna müessir olması nedeniyle, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaliyle yenilenmesine...”

 

İşte bu kadar... İlçe seçim kurulları kanuna aykırı oluşturulmuş (onları kimin oluşturduğu meselesini geçiyoruz) ve bu husus da seçim sonucuna müessir olmuş, yani seçmenin iradesini sakatlamış.

 

Kısa karar o kadar kısa ve netti ki, gerekçeli kararın kısa kararın “izahı” olduğunu bilen herkes (ki muhalif-muvafık, buna itiraz eden olmadı bugüne kadar) yedi YSK üyesinin, dün açıkladığı gerekçede tek bir şeyi aradı: Acaba sandık kurullarının kanuna aykırı oluşturulmuş olması, yani bazı sandık kurulu başkanlarının ve yardımcılarının kamu görevlisi olmayan kişiler arasından atanmış olması seçimi nasıl sakatladı? Herkesin, hepimizin beklediği, YSK’nın, bu sandıklarda görev yapan başkanların ne haltlar karıştırdıklarını somut örneklerle göstermesiydi.

 

Herkes gibi ben de bunu bekledim, fakat gördüğüm şu oldu: YSK, kısa kararında söylediği “müessir olmuştur”u gerekçeli kararında da birkaç kere bu kelimelerle tekrar etmiş, fakat bunun ne surette gerçekleştiğine dair hiçbir şey söylememiştir: Bu da benim kısa kararım.

 

Fakat ben YSK gibi yapmayacak, kısa kararımı gerekçeli karardan bölümlerle tahkim edecek, YSK’nın hakikaten bir şey söylemediğini göstereceğim.

 

Onlar da “müessir olmalı” diyor ama...

 

Bir kere şunu belirtelim: Yüksek Seçim Kurulu’nun kendi eseri olan “yanlış” sandık kurulu başkanlarının tek başına seçim iptaline neden olamayacağını bizzat iptalci yedi üye kendi yazdıkları gerekçede belirtiyorlar:

“(...) Yukarıda yer verilen 298 sayılı Kanunun 130. maddesi hükmü uyarınca olağanüstü itirazın ancak seçimin neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle yapılması mümkündür. Olağanüstü itirazın kabul edilebilmesi, seçimin neticesine müessir görüldüğü takdirde mümkün olabilecektir.” (s. 201).

 

Bir o yana bir bu yana...

 

Ne var ki bir sayfa sonra 7’lerin, “seçimlerin neticesine müessir olmak”tan bambaşka bir şeyi anladıkları ihtimaliyle karşı karşıya kalıyoruz. Daha doğrusu öyle bir cümle kullanıyorlar ki, “müessir olma” koşulunu tamamen unutmuş görünüyorlar:

“Hukuk sistemimizde kurulların nasıl oluşturulacağı kendi özel kanunlarında düzenlenmiştir. Bu oluşuma aykırı olarak kurulda bulunmaması gereken bir kişinin kurulda yer alması halinde, itiraz veya dava üzerine kurul kararlarının şekil yönünden geçersiz olacağı, esasa girilmeden iptal edileceği tartışılmaz bir uygulamadır.” (s. 202).

 

E, bu durumda kuruldaki “yanlış başkan”ın seçimin sonucunda müessir olup olmadığının bir önemi kalır mı? Daha oraya gelmeden seçimin “şekle uygun olmadığı için” iptal edilmesi gerekmez mi?

 

Çelişki gideriliyor...

 

Fakat durun, biraz önce “müessir olma” şartını bizzat kendileri hatırlattıklarına göre, bu çelişki mutlaka giderilecektir. Birkaç sayfa sonra gideriliyor da, fakat bakın nasıl:

“(Sandık kurulu başkanlarının görevleri uzun uzun anlatıldıktan sonra) Sandık kurulu başkanlarının yukarıda sayılan görev ve yetkileri incelendiğinde, oy verme düzeninin sağlanması, oy verme işlemleri, seçim sonucunun belirlenmesi gibi seçim sonucuna müessir işlemleri yaptıkları görülmektedir.”

 

Sandık kurulu başkanlarının seçim sonucuna, yani seçmen iradesinin bozulmasına nasıl “müessir” olduğunu anladınız mı şimdi?

 

Siz “müessir olma” derken “yanlış başkan”ların seçimi nasıl murdar ettiklerinin somut örneklerini bekliyordunuz, değil mi? Yok, o şekil değil, bu şekil müessir olmuşlar. (Allah aşkına, Seçim Kanunu’nda tarif edilen “seçim sonucuna müessir olma”yı YSK üyelerinin böyle anladığını anlatan bir Zaytung haberiyle karşılaşsaydık gülümsemez miydik?)

 

“Müessir olmak”tan ne kast edildiği açık ama...

 

Kanun koyucunun “müessir”den ne anladığı bu kadar açıkken iptal gerekçesine bunları yazmak çok acayip değil mi?

 

Bu o kadar açık bir durum ki, kanun koyucu, siyasi partilerin sandık kuruluna gönderdiği üyenin “kanun dışı” olması durumunda bile “müessir olma”yı arıyor. Bu bilgiyi, YSK kararına muhalif kalan dört üyeden biri olan Cengiz Topaktaş’ın karşı oy yazısından aldım:

“Aynı şekilde 298 sayılı kanunun 26/2 maddesi gereğince siyasi partilere üye olamayacaklar siyasi partilerce sandık kuruluna üye olarak bildirildiğinde ve sandık kurullarında görev yaptıklarında, bu kişilerin sandık sonucuna tesir edip etmediklerine bakılır.”

 

Bir kargaşa daha...

 

7’ler, Gerekçe’nin 207. sayfasında aklımızı bir kez daha karıştırıyorlar. Kanun öyle emretmiş ama, kanunda gerekli sayıda kamu görevlisi bulunamaması durumunda kamu görevlisi olmayanların da başkan olabileceği istisnası olduğu için:

“... kanunda böyle bir istisnanın mevcut olması dikkate alındığında bu eksiklik, tek başına seçim sonucuna müessir olay ve hal kapsamında değerlendirilmemiştir.”

 

Ben tam bu noktada bir kez daha heveslendim, demek ki “yanlış başkan”ların somut kötüye kullanma eylemleri geliyor diye düşündüm, fakat yanıldığımı hemen anladım. Aynı sayfanın sonlarında, bir sürü laf kalabalığından sonra gele gele şu geliyor:

“754 sandıkta sandık kurulu başkanlarının kanun hükmüne aykırı olarak belirlenmesi ve bu şekilde oluşan sandık kurullarının yaptıkları seçim iş ve işlemlerine itibar edilemeyecek olması, sonuca müessir olay ve haller kapsamında değerlendirilerek seçimin neticesine müessir görülmüştür.”

 

İnsanın 7’leri karşısına alıp şöyle bağırası geliyor:

“Bunu zaten kısa kararda söylemiştiniz, biz sizden bunun ne surette, hangi somut eylemlerle hayata geçirildiğini bekiyorduk, Allah aşkınıza, bizimle dalga mı geçiyorsunuz?”

 

Asıl güzellik en sonda

 

Fakat asıl güzellik 210. ve 211. sayfalarda çıkıyor karşımıza...

 

210. sayfada 108 adet imzasız ve mühürsüz sayım döküm cetvelinin varlığından bahsediliyor, fakat ardından hemen tıpkı “yanlış başkanlar”ın tek başına seçim iptaline gerekçe teşkil edemeyeceği gibi bunun da tek başına iptal nedeni olamayacağı belirtiliyor.

 

Peki, o da tek başına iptale gerekçe olamıyor bu da, o zaman ne olacak? Meşruiyet içinde çare tükenmez, bakın ne oluyor:

“Seçim sonucunun belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan sayım döküm cetvellerinin 108 sandıkta düzenlenmemiş olması, bu sandıklardaki seçim sonucunun güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Sayım döküm cetvellerindeki bu eksiklik, tek başına seçim sonucuna müessir olmamakla birlikte, sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesi ile birlikte değerlendirilmiştir.”

 

İki “olmaz”dan bir “olur” çıkarmaca... YSK’nın 7’lerine “bravo” diyorum ve bunun üzerine söz olmaz deyip susuyorum.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.