Bütün anneler birleşin!

Bu şartlara rağmen, tökezleyen sürecin dersleri ışığında yeniden bir barış süreci başlatılması için alttan alta süren çabalar olduğunu duyuyoruz. PKK’nın katı tavrına rağmen, HDP’nin Diyarbakır Anneleri’ne ılımlı yaklaşımı ve sorunun çözümü için hem parlamento düzleminde, hem de sivil girişimlerde bulunulmasını önermesi, ortak çalışma teklifi yapması dikkat çekiyor.

01.10.2019 08:06
Atilla-Aytemur

andaytemur@ttmail.com

Diyarbakır HDP il binası önündeki oturma eylemi, annelerin sayısının ağır ağır artmasıyla devam ediyor.

 

Kimi zaman annelere çocuklarının ölüm haberinin gelmesi gibi kahredici anlar da yaşanmaya başladı. Bu eylemin nasıl bir noktaya varacağı herkes için merak konusu.

 

İktidarın bu eylemi bizzat teşvik ve organize ettiği yönünde iddialar var. Öyle bile olsa, kangren haline gelmiş gerçek sorunun ve ondan kaynaklanan acıların aracısız sözcülerinin doğrudan anneler olmasında ne mahzur var! Anaların bizzat varlığı her şey için yeter de artar bile.

 

Ülkenin değişik bölgelerinden onları ziyaret etmek, destek ve dayanışmalarını göstermek için gelen STK temsilcileri, dernek yönetici ve üyeleri, değişik alanlardan sanatçı grupları da tartışma konusu oldu.

 

Kürt sorunu etrafında toplumsal bir saflaşma yaşadığımız doğru, ama ideolojik ve politik yakınlıkları ileri sürüp bu dayanışma girişimlerini iktidar güdümlü samimiyetsiz tepkiler olarak değerlendirmek, sorunun çapını göremeyen anlamsız bir sığlık ve duyarsızlık olur.

 

Ana yüreği

 

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde çözülemeyen böyle ağır ve köklü sorunlarda anaların devreye girmesi hep dikkat çekmiş; analar bu süreçlerde mücadele sembolü olmuşlardır.

 

Çocuğunun dermansız hastalığı için kendini paralayan, engelli çocuğunu eğitim görsün diye yıllar boyu sırtında taşıyan, bir küçücük haber alabilmek uğruna cezaevlerinin önünde ömür tüketen, devletin kaybettiği çocuğunu ömrünün son nefesine kadar arayan annelerin hikâyeleri anlatmakla bitmez.

 

Dolayısıyla bizi on yıllardır meşgul eden Kürt sorunu nedeniyle gençler ister kandırılarak, ister kaçırılarak, isterse gönüllü giderek PKK’nın dağdaki silahlı gruplarına dahil olsun, anaların bu duruma sessiz kalması beklenemez.

 

Yitip giden yaşamların on binlerle ifade edildiği bir sorunun mağdurlarından söz ediyoruz.  

 

Mağdurlara ayrımcılık kimseye yarar getirmez!

 

İktidarın bu annelere gösterdiği ilgi ve empatiyi Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve KHK Mağdurlarının Anneleri gibi iktidara mesafeli gruplara göstermediğine işaret edilip, çifte standart eleştirisi yapılıyor.

 

AK Parti, iktidarının ilk yıllarında farklı bir yaklaşım sergiliyor, devletin mağdur ettiği yurttaşların yakınlarına daha eşitlikçi, demokratik ve hukuka uygun davranıyor, onları anlamaya çalışıyordu. Ama köprünün altından çok sular aktı.

Bugün muhalif görünen ve meselâ HDP’ye yakın olan annelerin bir yerlerde toplanarak taleplerini dile getirmesine asla izin verilmiyor. OHAL döneminde KHK’larla işinden olanların yakınları polisin çok sert tavırlarına muhatap oluyor. Bu davranışın siyasal kutuplaşmayı artırdığı ve toplumsal iklimi daha da bozduğu ortada.

 

Büyük ve karmaşık bir sorunla yüz yüzeyiz

 

İşin gerçeğine gelince... Annelerin isteği son derece sade olmasına karşın (çocuklarına sağ salim kavuşmayı ya da öldülerse mezarlarının belli olmasını istiyorlar), bu durumu yaratan Kürt sorunu geldiği nokta itibariyle daha da karmaşıklaşmış durumda.

 

Hatırlayalım; AK Parti iktidarı 2015 itibariyle Kürt sorununu demokrasi bağlamında çözülebilecek bir sorun olarak görmekten vazgeçip, terörle mücadele konusu olarak görmeye, meseleyi askeri ve polisiye tedbirlerle bastırmaya yöneldi.

 

PKK ise, 2013’te başlayan Barış ve Çözüm Süreci’ni silahlarını susturup güçlerini sınır dışına çekerek destekledi. Ama Suriye iç savaşının gelişen seyrinde, Kuzey Suriye’de ABD’nin desteklediği PYD için özerk bir yapılanma fırsatı doğduğunu düşünerek tavrını değiştirdi ve süreçten hızla uzaklaştı. AK Parti iktidarının süreci sonlandırma adımlarına paralel ve eş zamanlı olarak tekrar silâha yöneldi.

 

Bu durum çözüme inancı zayıflattı ve derin hayal kırıklığı yarattı.

 

Büyük güçler işin içinde

 

Kürtler sadece Türkiye’de yaşamıyor. Dört ülkeye dağılmış durumdalar. PKK baştan beri bölgenin bu gerçekliğini gözeten bir strateji izliyor; politikalarını ve ittifaklarını bu temelde şekillendiriyor.

 

Özellikle Körfez Savaşı’ndan beri bölge büyük güçlerin rekabet alanı oldu. Arap Baharı sonrasında Suriye’ye ilgi yükseldi ve vekâlet savaşlarının arenası haline geldi.

 

Rusya, İran ve Suriye hâkimiyetini batıda, ABD ve YPG/SDG ise etkisini doğuda gösteriyor.

Türkiye bu hassas denge içinde bir yandan kendini mülteci sorunundan kurtarmaya, diğer yandan Kuzey Suriye’de sınırda kendine tehdit olarak gördüğü PYD/YPG’nin oluşturduğu yarı-özerk kantonal yapılanmanın yasallık kazanması ve kalıcı olmasını engellemeye çalışıyor.

 

Dolayısıyla, Türkiye’nin kendi Kürt yurttaşlarıyla ilgili demokrasi ve anayasal hak sorunları bütün bu güçlerin politik hesaplarından ve uyguladıkları politikaların sonuçlarından derin bir şekilde etkileniyor.

 

Kolay değil!

 

Anneler yerden göğe kadar haklılar ama kısa vâdede umdukları sonucu elde etmelerinin maalesef kolay olmayacağı görülüyor. Tabloya biraz daha yakından baktığımızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

 

Suriye’nin iki bölgesine Türk askeri gireli hayli zaman oldu. Türkiye şimdilerde de YPG/SDG’nin yarı-özerk bir sistem kurduğu “Fırat’ın doğusu”na girmekte ısrar ediyor.  YPG/SDG’yi bölgeden uzaklaştırarak mültecilerden bir milyonunu oraya iskân edeceğini açıkça söylüyor. Ama aynı zamanda, böyle bir operasyona yol vermek niyetinde olmayan ABD ile bir süredir (ne olduğu pek anlaşılamayan) “Güvenli Bölge” egzersizleri yapıyor.

 

Öte yandan, Rusya’nın söz sahibi olduğu İdlib bölgesinde işler pek de yolunda gitmiyor. Rejimin ilerleme niyetinden dolayı yeni bir kitlesel mülteci akını ihtimal dahilinde.  Anayasa komisyonunun kimlerden oluşacağı netleşmiş olmasına karşın, Suriye Kürtlerine bu anayasada nasıl bir statü tanınacağı belirsizliğini koruyor.

 

Bütün bunlar olurken Türkiye, bir yandan da Kuzey Irak’taki PKK kamplarına ve Kandil’e hava destekli ve numaralandırılmış askeri operasyonlara yapıyor. Doğu ve güneydoğudaki bazı şehir ve kasabaların kırsalında, PKK’nın kış üslenmesini önlemek amacıyla jandarma komandoları, polis özel harekât timleri ve korucuların katılımıyla büyük çaplı iç harekâtlar düzenliyor.

 

Dikkat çeken gelişmelerden biri de AK Parti iktidarının HDP’nin üç büyükşehir belediye başkanının yerine kayyım ataması. Bununla sınırlı kalmayıp, söz konusu partinin eş genel başkanları ve yöneticileri hakkında yaygın hukuk dışı soruşturma, karar ve uygulamaların devreye sokulduğu da görülüyor.

 

Bu partiyi hareket edemez hale getirme, mümkünse kapatma yoluna gitme havası açıkça görülüyor. Yumuşak karnı Kürt sorunu olan Millet İttifakı’nı bu noktadan dağıtma niyeti seziliyor.

 

İmkânları zorlamak

 

Bu kargaşa ve gürültüde anaların çığlığını duyan olur mu? Bugünden yarına çocuklarına kavuşabilirler mi?  Duruma bakınca olumlu yanıt vermek kolay değil.

 

Bu şartlara rağmen, tökezleyen sürecin dersleri ışığında yeniden bir barış süreci başlatılması için alttan alta süren çabalar olduğunu duyuyoruz.

 

PKK’nın katı tavrına rağmen, HDP’nin Diyarbakır Anneleri’ne ılımlı yaklaşımı ve sorunun çözümü için hem parlamento düzleminde, hem de sivil girişimlerde bulunulmasını önermesi, ortak çalışma teklifi yapması dikkat çekiyor.

 

CHP’nin ‘Suriye Konferansı’  bir başka imkân zemini yaratabilir.

 

Bir hatırlatmayla bitireyim; bir zamanlar PKK için dağa çıkıp silah kuşananların anneleriyle şehit anneleri el ele toplumun önüne çıkıp silahların susmasını istemiş ve barış çağrısı yapmışlardı.

 

Belki de bugün “Bütün anneler birleşin” demenin tam zamanıdır.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.