Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!

Beka kavramından hareketle ülkenin geleceği hakkında endişe, korku, şüphe ve belirsizlik yaratarak ve muğlak düşmanlara işaret ederek seçmenden oy istemeyi, AK Parti’nin on yedi yıllık iktidarı boyunca attığı en sorunlu adımlardan biri olarak görüyorum.

09.03.2019 09:15
Atilla-Aytemur

andaytemur@ttmail.com

 

Türkiye’nin bir “beka sorunu” var mı, yok mu? Toplum olarak bu sorunun cevabında anlaşamıyoruz.

 

AK Parti iktidarı ve Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP, son dönemde yaşadığımız bazı iç olaylar ve özellikle güney sınırlarımızdaki gelişmelerden hareketle, ülkenin bekasının ciddi tehdit altında olduğunu iddia ediyor.

 

Muhalefet ise Türkiye’nin varlığının iktidarın ileri sürdüğü gibi bir tehdit altında olmadığını; yaşanan kimi zorlukların nedeninin izlenen politikalar olduğunu; “beka sorunu” diyerek Cumhur İttifakı’nın hedef saptırdığını ve bu yolla kendi geleceklerini kurtarmaya çalıştıklarını söylüyor.

 

Belediye seçimlerine giren düşmanlar mı var?

 

Mahalli seçimlerin yapılmasına şunun şurasında 20-25 gün kalmış olmasına karşın, iktidar koalisyonu “nasıl bir yerel yönetim modeline ihtiyacımız var” sorusunu tartışmak yerine, bilinçli bir tercihle propagandasını “beka sorunu” etrafında yürütmekte ısrar ediyor.

 

Üstelik bekadan ne anladıklarını ve mahalli seçimlerle bağını nasıl kurduklarını da açıklamış değiller.

 

Beka konusunu mahalli seçimlerin içine yerleştirmek ve iktidarın bazı belediye yönetimlerini kaybetmesini ülkenin varlık-yokluk sorunu gibi sunmak seçmenin oyunu çekmek için geçerli bir yol mu, çok şüpheli. Olur olmaz her demokrasi ve ekonomi kavgasını Türkiye’nin bağımsızlığına ve geleceğine bağlamak bir politik tercih olabilir, ama siyaseten doğruluğu ve ikna ediciliği hayli tartışmalıdır.

 

Bazı belediyelerin yönetimlerinin, üyeleri bu ülkenin vergi veren ve askerlik yapan vatandaşları olan başka partilere geçmesinin, ülkenin varlığını ve bağımsızlığını tehlike altına sokacağını öne sürmek, her yönüyle sorunlu bir yaklaşımdır.

  

MHP Genel Başkanı Bahçeli de beka konusunda dur durak bilmiyor. Mahalli seçimlerin “beka sorunuyla” ne gibi bir alakası olduğunu soranlara “niyetleri bozuk olduğu gibi, milli mensubiyetleri de sorunludur” diyerek hakaret etmekte sakınca görmüyor.

 

Beka kavramından hareketle ülkenin geleceği hakkında endişe, korku, şüphe ve belirsizlik yaratarak ve muğlak düşmanlara işaret ederek seçmenden oy istemeyi, AK Parti’nin on yedi yıllık iktidarı boyunca attığı en sorunlu adımlardan biri olarak görüyorum.

 

İttifak yapmak herkes için haktır

 

Yeni başkanlık rejiminin bir sonucu olarak seçimlere ittifaklarla gidilmesi bütün siyasi partiler için bir zaruret haline geldi ve ilk kurulan Cumhur İttifakı oldu. Hal böyleyken, hem AK Parti yönetimi, hem de MHP yönetimi muhalefet partilerinin Millet İttifakı etrafında toplanmasını, sanki yasalara aykırı bir iş yapılıyormuş gibi çok ağır ithamlar ve suçlamalarla karşıladılar.

 

HDP’nin, resmen dışında olsa bile, fiilen Millet İttifakı’nı destekleyen bir politika izlemesinden hareketle, bu ittifakı “terör örgütüyle kol kola yürümek”le, “Kandil’den talimat almak”la ve “hainlerle işbirliği yapmak”la suçladılar.

 

Halbuki HDP, halen parlamentoda grubu bulunan, yasal siyaset yapan bir parti ve hakkında yetkili yargı organlarınca verilmiş bir kapatma kararı yok. Altı milyon seçmenin oyunu alan bir partinin Millet İttifakı’nı dolaylı olarak destekliyor olmasından hareketle yapılan suçlamaların, ne “beka sorunu” tartışmasında, ne de seçim rekabetinde haklı bir tarafı var.

 

Hele “Kürdistan” kavramını kullanmalarından ötürü “defolup Kürdistan’a gitsinler” diyerek HDP’lileri kovmaya çalışmak, ne anayasayla, ne vatandaşlık hukukuyla ne de siyasi etikle bağdaşıyor. Üstelik Kürt seçmenin böyle bir yaklaşımı olumlu karşılamayacağını görmek için falcı olmaya da gerek yok.

 

Zorunlu ve tatsız hatırlatmalar

 

Konunun bir başka boyutuna, yakın tarihimizdeki kullanımına da dikkatinizi çekmek isterim.

Olağan demokratik sürece ve seçimle gelmiş sivil iktidarlara müdahale eden (veya müdahaleye teşebbüs eden) bütün darbeci vesayet güçlerinin ilk yaptığı, zamana göre radyolarda ya da televizyon kanallarında ülkenin bekasının tehdit altında olduğunu iddia eden bildiriler okutmak olurdu.

 

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016’ daki darbe ve müdahale girişimlerinde, hep bu gerekçeye sığınıldı.

 

Ama gerçeklerin bu iddiayla ilgisinin olmadığı, “beka” kaygısını seçimle gelmiş meşru iktidarı devirmede ve kendi iktidarlarına meşruiyet kazandırmada bir araç olarak kullandıkları kısa zamanda açığa çıktı.

 

Eğer anlamlı bir örnek aranırsa…

 

Şüphesiz ülkelerin tarihinde beka sorununun yaşandığı dönemler olabilir. Dünya savaşları, iç savaş, işgal ve istilalar, olağanüstü doğal âfetler ve büyük salgınlar, istisnai olarak ülkeleri böyle durumların eşiğine getirebilir.

 

Osmanlıdan Cumhuriyete böyle kritik dönemlerin yaşandığını biliyoruz.

 

Hakiki bir beka sorunu aranacak olursa, üzerinde mutabakat sağlanabilecek belki biricik örnek olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağıldığı ve topraklarının dönemin büyük emperyalist güçleri tarafından paylaşılmak istendiği Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden Millî Mücadele yıllarını gösterebiliriz.  

 

Cumhuriyeti kuran kadro, içinden yirmi yedi devlet çıkan imparatorluğun yıkıntıları üzerinde yeni bir gelecek ararken, yaşadıkları durumu “beka sorunu” olarak değerlendiriyorlardı. Tarih haksız olmadıklarını gösterdi.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.