Hollanda seçimlerinde kim kimdir?

Hollanda bir anayasal monarşidir. Hollanda Kralı, kabinede yer almamakla birlikte hükümetin bir üyesi olarak kabul edilir. Parlamento; Senato ve Temsilciler Meclisi şeklinde iki organdan oluşur. Üst kanat olan Senato dört yıllığına seçilen 75 üyeden, Temsilciler Meclisi de yine dört yıllığına seçilen 150 üyeden oluşur. Seçim sistemi parti listeleri usulüne göre düzenlenmiştir.

16.03.2017 09:11
Cengiz-Alğan

cengiz.algan@gmail.com

 

2017 Hollanda, Almanya, Fransa gibi belli başlı ülkelerde kritik seçimlerin yapılacağı bir yıl. Neredeyse tüm Avrupa çapında yükselen İslamofobi, Türkofobi ve yabancı düşmanlığı seçimleri domine ediyor. Bu seçimlerden ilki bugün (15 Mart), son günlerde derin bir kriz yaşadığımız Hollanda’da yapılıyor. Bugün yapılan seçim sonuçları Avrupa’nın önümüzdeki dönem yönelimlerine dair de işaretler taşıyacak. O yüzden seçimlerde öne çıkan siyasi partilere biraz yakından bakmakta fayda var.

 

Önce kısaca Hollanda siyasi sistemine değinelim. Hollanda bir anayasal monarşidir. Hollanda Kralı, kabinede yer almamakla birlikte hükümetin bir üyesi olarak kabul edilir. Parlamento; Senato ve Temsilciler Meclisi şeklinde iki organdan oluşur. Üst kanat olan Senato dört yıllığına seçilen 75 üyeden, Temsilciler Meclisi de yine dört yıllığına seçilen 150 üyeden oluşur. Seçim sistemi parti listeleri usulüne göre düzenlenmiştir.

 

Bugün yapılan Temsilciler Meclisi seçiminde 150 sandalyeden 76’sını kazanan parti hükümet kurma hakkını elde edecek. Fakat seçim sistemi sonucu, 2. Dünya Savaşı’ndan beri ülke koalisyonlarla yönetilmektedir. Son seçimlerde parlamentoya 11 siyasi parti girmiştir. Bugün yaklaşık 13 milyon seçmen, 25 civarında partiye oy verecek. Bunlar arasında şu anda en popüler olan ve alacağı sonuç en fazla merak edilen parti, ırkçı fikir ve programıyla tanınan Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi (PVV).

 

Özgürlük Partisi (PVV)

 

2005 yılında kurulduktan sonra hızlı bir ivme yakalayan parti girdiği ilk seçimlerde (2006) %5,9 gibi önemli bir oranı yakaladı; bugün bu oranın yaklaşık %15-16 olması bekleniyor. Wilders çok net bir İslam düşmanı. Kur’an’ı Hitler’in Kavgam’ıyla eşit görüyor, İslami fikirlerin tamamen yasaklanmasını, camilerin kapatılmasını, ülkeye Müslüman girişinin önlenmesini savunuyor. DAEŞ’in Avrupa’da gerçekleştirdiği terör eylemleriyle birlikte fikirlerinin hızla taraftar kazandığı görülüyor. Çünkü bir araştırmaya göre Hollanda halkının %80’i ülkeye terörist sızmaların mülteciler aracılığıyla olduğuna ve bunların da çoğunun Müslüman ülkelerden geldiğine inanılıyor.

 

Buna ırkçı, ayrımcı, aşırı kaba ama ‘basit’ bir “nihai çözüm” öneren Wilders’ın partisi de zeminini genişletiyor. Bu seçimlere yönelik tek sayfalık, 11 maddeden oluşan bir manifesto yayınladılar. Maddelerin çoğu yukarıda sayılan faşizan önermeleri içeriyor. Bütün partiler seçimden sonra PVV ile koalisyona yanaşmayacaklarını açıklamış bulunuyor.

 

Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD)

 

Şu anda iktidarda bulunan koalisyonun lider partisi VVD, daha çok sağ görüşlü orta sınıfa dayanıyor. Bu sınıfın oyları genellikle bu parti ile Hıristiyan Demokrat Birlik (CDA) arasında gidip geliyor. Bu yüzden bu iki parti çoğu zaman mutabık kalıp koalisyon kurabiliyor.

 

VVD, son zamanlarda Wilders’ın aşırı söylemlerinden etkilenen seçmeni yeniden kendisine çekmek için onunkine yaklaşan söylemler kullanıyor. Geçmişte de ayrımcı açıklamaları bulunan Rutte bu yılın başında tonunu iyice yükseltti. Ocak 2017’de sığınmacılara “Ya normal olun, ya defolun” dedi ve bunun işe yaradığını görünce bu sözleri gazetelere ilan olarak verdi. Tüm yabancılara yönelik olarak da “Burada mutlu değilseniz Hollanda’yı terk edin” açıklaması yaptı. Geçen hafta Hollanda ile yaşadığımız krizin (Türk bakanlara yapılan uygulamalar) sorumlusu da Başbakan Mark Rutte’nin partisi VVD.

 

İşçi Partisi (PvdA)

 

2012 seçimlerinde ikinci çıkarak VVD ile koalisyon kuran İşçi Partisi, yeni hükümetin kemer sıkma politikalarına imza attığı için tabanında rahatsızlık yarattı. Bu politikaların İşçi Partili bakanlar tarafından yürürlüğe konulması ise tuz biber ekti. Yaşanan hayal kırıklığını gören parti liderliği bugünkü seçimler için söylem ve vaatlerini daha soldan kuruyor. Diğer partiler mülteci sorununu öne çıkarırken PvdA ülkenin en önemli sorununun yoksulluk sınırı altında yaşayan %8,8‘lik nüfus olduğunu söylüyor. Sosyal yardımlar, çocuk desteği, refah artışı gibi konuları öne çıkarıyor.

 

Fakat anketler vekil sayısının 35’ten 10 civarına düşeceğini gösteriyor. Partiden ayrılan iki fraksiyonun, emeklilere hitap eden 50Plus ile Türk ve Faslı seçmene seslenen DENK partilerini kurması da İşçi Partisi’nin elini zayıflatmış görünüyor.

 

DENK Partisi

 

İşçi Partisi’nden ayrılan Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün kurduğu parti, başta Türkler olmak üzere azınlıklara hitap etmek üzere yola çıktı. Seçimler yaklaşırken yapılan araştırmalar Türkiyeli ve Faslı seçmenlerin önemli bir bölümünden oy alabileceklerini gösteriyor. Bu durum aynı zamanda İşçi Partisi’nin elini zayıflatıyor. Ancak şimdilik çok zayıf bir parti. Ayrımcılığa karşı mücadele ederek geleceğe yatırım yapabilir.

 

                                                     *  *  *

 

Seçim sonuçları üzerine sonradan konuşacağız ama şu anda görünen şey; Hollanda’da (ve başka AB ülkelerinde) merkez siyasetlerin güç kaybettiği, aşırı sağın hızla yükseldiği yönünde. Örneğin, Hollanda’da konut krizi, emeklilik yaşı, sağlık sistemindeki sıkıntılar gibi pek çok konu tartışılmasına rağmen, mülteciler ve göç konuları siyaset gündeminin tepesine oturdu. Mültecileri ve tüm yabancıları sorunların kaynağı olarak işaret eden aşırı partiler buradan doğan (biraz da pompalanmış) kaygılardan besleniyor ve giderek güçleniyorlar. Bugün için durum pek de parlak görünmüyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.