IŞİD ve arkasındaki zekâ

Karşımızda stratejik düşünen, Türkiye’yi iyi analiz edebilen, Türkiye’de istediği sonuçları yaratabilen bir örgüt ve zekâ var. IŞİD son Reina saldırısı ile bir taraftan dindar-laik kutuplaşmasını derinleştirmek istedi. Diğer taraftan eylemlerle ülkeyi yorup bunaltarak “KCK-YPG çizgisi ile uzlaşma dışında bir seçeneğin yok” çaresizliği için propaganda zemini oluşturmayı amaçladı. Önümüzdeki dönemde IŞİD’in Türkiye’nin etnik ve inançsal fay hatlarını hedefleyen eylemlere yönelmesi büyük ihtimaldir.

02.01.2017 09:59
Cengiz-Kapmaz



 

Türkiye-IŞİD savaşında dönüm noktası 2014 yılı oldu. Türkiye IŞİD karşıtı koalisyona fiilen katılmayı reddetti. Bunun üzerine içerde ve dışarda Türkiye aleyhine dezenformasyon başladı.

 

1 Ocak 2014 yılında Hatay’da, 18 gün sonra da Adana’da MİT’e ait tırlar savcılık emriyle ve jandarma-polis operasyonuyla durduruldu. Resmî makamlar TIR’ların içindekilerin devlet sırrı kapsamında olduğunu belirtirken, operasyonu yapan savcı-polis-asker birimleri TIR’larda silâh olduğunu ve IŞİD’e gittiğini iddia etti. Bu operasyon ile IŞİD’in Türkiye resmi makamları tarafından desteklendiği algısı oluşturuldu.

 

MİT tırları üzerinden Türkiye’ye psikolojik bir operasyon çekilmişti. Nitekim çok geçmeden IŞİD sistematik bir şekilde Türkiye’yi hedeflemeye başlayacak; ancak MİT tırları gerekçe gösterilerek IŞİD’in terör eylemlerinden sonra bile sık sık hükümet suçlanacaktı.

 

KCK-HDP-YPG çizgisini manipüle etti

 

Kamuoyundaki bu algı manipülasyonu başarıldıktan sonra IŞİD önemli bir rolle sahneye çıktı. Bu rol, “neden Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği algısı yaratılmak isteniyor”un bir cevabıydı. IŞİD çözüm sürecini boşa çıkarmayı amaçlayacaktı. Bunun için de KCK-HDP-YPG çizgisini hedef alacaktı.

 

13 Eylül 2014 günü IŞİD Kobani’yi dört bir yandan kuşattı. YPG geri çekilmek zorunda kaldı. Türkiye’nin YPG’ye silâh ve lojistik destek vermesini isteyen KCK-HDP çizgisi, bu olmayınca Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği yönündeki dezenformasyona hem de çok yoğun biçimde katıldı. HDP sık sık halka “sokağa çıkın” çağrılarında bulundu. 6-7 Ekim’de sivillere yönelik, vicdanları yaralayan saldırılar oldu. 52 yurttaş hayatını kaybetti, 682 kişi yaralandı, tam 1,113 bina hasar gördü.

 

IŞİD’in Kobani kuşatması önemli sonuçlar doğurdu. İç barışı tesis etmek için devreye sokulan Çözüm Süreci hakkında taraflarda güvensizlik oluşturmayı başardı; tarafların birbirlerini suçlamasına yol açtı.

 

Bir yıl sonra IŞİD “algı dönüştüren” iki eylem daha yaptı. İlkini 5 Haziran 2015’de Diyarbakır’da sahneye koydu. HDP’nin Diyarbakır mitingini vuran IŞİD, dört yurttaşın yaşamını yitirmesine, 279 kişinin de yaralanmasına yol açtı.

 

20 Temmuz 2015 tarihinde ise Kobani’nin yeniden inşa edilmesi için Suruç’ta düzenlenen basın toplantısına intihar eylemiyle saldırdı. 34 kişi öldü, 100’ü aşkın kişi yaralandı.

 

Saldırılardan sonra KCK-HDP çizgisi “Katil Türkiye, katil Erdoğan” şeklinde yaygın ve yoğun bir kampanya başlattı. IŞİD sonunda Türkiye ile KCK arasında sürdürülmekte olan barış görüşmelerini sabote etmeyi başarmış, iki tarafın yeniden kanlı bir sürecin içine girmesini sağlamıştı. Sonuçta IŞİD, Türkiye’yi istikrarsızlığa sevk etmek açısından çok önemli bir rol oynamıştı.

 

Dört kesimi daha hedefledi

 

Çözüm sürecini akamete uğratmakta başarılı olan IŞİD, daha etkili olmak için dört kesimde daha tutum değişikliği yaratmayı amaçlayan eylemlere yöneldi.

 

Sık sık devleti hedefledi (bir). Bununla devlette strateji ve politika değişikliği yaratmayı amaçladı. 20 Mart 2014’te Niğde’de yaptığı saldırıda iki güvenlik görevlisi ile bir yurttaş hayatını kaybetti. 11 Haziran 2014’te Musul Konsolosluğu’nda görevli 46 kişiyi rehin aldı ve üç ay tuttu. 1 Ocak 2015’te bir astsubayı kaçırdı; dört gün sonra serbest bıraktı. Son olarak Fırat Kalkanı operasyonunda bazı askerleri kaçırarak yakıldıkları yönündeki görüntüleri servis etti.

 

Sık sık Kilis’i ve Antep’i hedef aldı (iki). İki kente mütemadiyen roketli saldırılarda bulundu. Ayrıca 20 Ağustos 2016’da Antep’te bir düğüne saldırdı; 51 kişinin ölmesine, 94 yurttaşın da yaralanmasına sebep oldu. IŞİD çok yoğun mülteci göçü alan bu iki kentte iç çatışma çıkarmak için tüm bu eylemleri düzenledi; mültecilerle halkı karşı karşıya getirmek istedi.

 

Solcuları hedefledi (üç). Suruç’tan sonra Ankara’da da bir intihar eylemi yaptı. 100 kişi öldü, 27’si çocuk tam 391 kişi yaralandı. IŞİD her iki eylemle amacına ulaşmayı başardı. Çünkü saldırılardan sonra sol örgüt ve bileşenler, hükümet ve devlet aleyhine inanılmaz bir karalama faaliyeti başlattı; sık sık meydanlara çıkarak Türkiye’yi suçlayan gösteriler yaptı.

 

IŞİD’in devlet, Kürtler, mülteciler, solculardan sonra hedeflediği bir diğer kesim ise turistler oldu (dört). Sultanahmet’te 12 Ocak 2016 tarihinde canlı intihar eylemi yapan IŞİD, 10 Alman turistin ölmesine, 15 turistin de yaralanmasına yol açtı. Daha sonra IŞİD, aynı amaçlı bir diğer eylemi 20 Mart 2016’da İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirdi. Saldırıda 4 turist yaşamını yitirdi, 39 kişi de yaralandı. Son olarak 28 Haziran 2016’da üç İŞİD militanının İstanbul havaalanına yönelik saldırısında 45 kişi hayatını kaybetti.


Fay hatlarına yönelebilir

 

IŞİD’in son üç yıldaki eylemleri ve stratejisine baktığımızda şu sonuçları çıkarabiliriz:

 

IŞİD eylemlerinde beş evre yaşandı; her evrede özel bir niyet kodlandı. Birinci evre devlet ve iktidarda Suriye’ye yönelik tutum değişikliği oluşturmaktı. İkinci evre KCK-HDP-YPG çizgisini etkileyerek Çözüm Sürecinin sona ermesini ve çatışmaların yeniden başlamasını sağlamaktı. Üçüncü evre Türkiye’nin meydanlarını hareketlendirme kapasiteleri bulunan solcuları alanlara çıkartmaktı. Dördüncü evre mültecilerle halkı karşı karşıya getirmekti. Beşinci evre turistlere yönelerek Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını sabote etmekti.

 

IŞİD son Reina saldırısı ile altıncı evreye giriş yaptı. Bir taraftan dindar-laik kutuplaşmasını derinleştirmek istedi. Diğer taraftan eylemlerle ülkeyi yorup bunaltarak “KCK-YPG çizgisi ile uzlaşma dışında bir seçeneğin yok” çaresizliği için propaganda zemini oluşturmayı amaçladı.

 

Önümüzdeki dönemde IŞİD’in Türkiye’nin etnik ve inançsal fay hatlarını hedefleyen eylemlere yönelmesi büyük ihtimaldir. Bu kapsamda milliyetçi-muhafazakâr hassasiyeti olan kentlerde kitlesel kıyımlara yönelebilir. Alevileri öfkeli kılmak için de cemevleri, Alevi dernekleri veya kahvehanelerine yönelik kitlesel öldürme niyetli intihar eylemlerinde bulunabilir.

 

Karşımızda stratejik düşünen, Türkiye’yi iyi analiz edebilen, Türkiye’de istediği sonuçları yaratabilen bir örgüt ve zekâ var. Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesini bunları düşünerek yeniden planlaması ve örgütlemesinde büyük fayda var. İşimiz zor. Ama IŞİD’in üstesinden gelebilecek gücümüz de kaynağımız da var. Ancak IŞİD’in arkasındaki güçlerin IŞİD’i çok daha tehlikeli bir “terbiye edici güç” olarak kullanacaklarını da akıldan hiç çıkarmamak gerek.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(3)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Psigotij03.01.2017 07:01:09
IŞİD veya tüm terör orgutleri,Türkiye''nin top yekun varlığına ve barişina yönelik düşmanca saldirilardir Bu ülkeye vatanimdur diyen hiç kimsenin onu bunu bana benzemiyor diyerek vatanına yani yaşamsal varlığına saldirildigini göz ardı edemez bunu böyle girmeyen varsa. Bir zahmet insaf edip etrafındaki ülkelerin durumuna bir baksın bize ne oluyor dünyayı kıskandıran bir noktada olduğumuzu denizin altından oklar acabildigimizi görmemek nankörlük değilde nedir Allahtan korkmak lazım ayıptır yakan dolan peşinde kosmayalim kimi kandırıyorum Allah aşkına
Bahtiyar03.01.2017 16:27:11
Çok değişik ama bence doğru gibi geşiyor
Yeniçeri 06.01.2017 12:43:46
.. Bu arada olayların örgüsü içerisinde (pkk/tak ve feto )saldırılarını da işlerseniz ortak aklı daha iyi tarif edilebilir kanısındayım.