IŞİD ve ideolojik ihmal

Özneyi belirsizleştiren “üst aklın taşeronları” söyleminin tedavüle çıkarılması, IŞİD değil DAEŞ kavramlaştırmasına gidilmesi, herhalde AKP’nin kendi tabanının hhassasiyetlerine yönelik endişelerinden kaynaklanmakta. Oysa bu endişe gereksiz. AK Parti’nin ve Türkiye’nin, IŞİD’e karşı ciddi bir ideolojik mücadele başlatmaktan kazanacağı çok şey var.

07.01.2017 10:57
Cengiz-Kapmaz



 

Türkiye, IŞİD’e karşı savaşıyor. Ama ideolojik mücadele vermiyor. Halil Berktay bu durumu “ideolojik ihmal” olarak tanımlıyor; “inanılmaz güvenlik boşluğu” kadar önemsenmesi gerektiğini vurguluyor.

 

IŞİD’e karşı “anlam imgeleri üretici” mücadelenin ihmal edilmesi, üç önemli sonuç doğuruyor. Bir, IŞİD’in belirli fay hatlarını harekete geçirmek için gerçekleştirdiği eylemlerin maksadını kolaylaştıran bir iç zemin yaratıyor. Hattâ her terör eyleminin “iç sosyal yapının ürettiği bir sonuç” olarak algılanması ve/ya algılattırılmasını mümkün hale getiriyor.

 

İki, sahadaki gerçekliği etkiliyor. Hiçbir savaş, ideolojik mücadele verilmeden kazanılamaz. Sadece askeri, fiziki bir mücadele verilirse, kuvvet yok edilir. Ama fiziki mücadelenin yanı sıra ideolojik mücadele de verilirse, kuvveti doğuran enerji ortadan kaldırılır. Sadece kuvvet uygulanırsa IŞİD yenilmiş olur. Oysa enerjisi yok edilirse bitirilmiş olur.

 

Üç, IŞİD’e karşı verilen mücadelede en etkili, dönüştürücü aktörün Türkiye olduğu realitesinin dış kamuoyu tarafından görülmesini engelliyor, tersyüz ediyor.


IŞİD ve karşı mücadele

 

Medya, sivil toplum, iktidar-devlet… IŞİD’e yönelik ideolojik mücadelede rol üstlenebilecek üç önemli cephe. Ama ne medya, ne sivil toplum, ne de iktidar-devlet, eşgüdüm halinde senkronize olabiliyor, karşı tez geliştirebiliyor, içerde-dışarıda bilinçleri etkileyecek algı yaratabiliyor.

 

Türk medya elitlerinde IŞİD’i analiz eden, IŞİD’in dayandığı zemini anlamsız kılan bir sembol üretimi yok denecek kadar az. Çünkü konuya dair herhangi bir yoğunlaşmaları bulunmuyor. IŞİD’le ilgili bilgilenme kanallarında da bir sorun var. Çünkü IŞİD hakkında bilgi alma ihtiyacımızı Batılı basın yayın organları üzerinden gideriyoruz.

 

Bazı medya elitleri hâlâ, terör ihraç ederek iç bünyede zaaf ve tahribat yaratmak isteyen kötü niyetlileri göremeyecek kadar basiret yoksunu tutumlar sergiliyor.

 

İslâmî cemaatler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve iktidar-devlet ise sessiz. Bu sessizliği bir yere kadar anlayabiliyorum.


İslâmî camiadaki paradoks

 

IŞİD, kurulduğu günden beri basit ama etkileyici ak-kara yargılarına dayalı bir İslâmî retorik kullanıyor. Bu retoriğin özünü “kutsala dayanan bizler, kutsala karşı çıkan onlar” mantığı oluşturuyor. Bu mantığı da kutsal metin yorumlarına dayandırarak inşa ediyor.

 

IŞİD’in yaslandığını iddia ettiği değerler, kullandığı söylemler, Türkiye’deki İslâmî camianın aidiyet bağı kurduğu değerler ve söylemlerle kısmen de olsa örtüşüyor.

 

Örtüşen ve kesişen ortak değerler kümesi, İslâmî aydınlar, sivil toplum örgütü temsilcileri ve iktidar nezdinde, IŞİD’in kullandığı İslâmî söylemler ile kendilerinin savunduğu İslâmî değerler arasında nasıl bir ayrıştırmaya gidebilecekleri konusunda belirsizlik, daha doğrusu kafa karışıklığı yaratıyor.

 

Örneğin yılbaşı kutlaması gibi uygulamaların İslâmî geleneklere aykırı sayılmasına arka çıktıklarında, aynı gün aynı doğrultuda eylem yapan IŞİD yüzünden bir paradoksla karşı karşıya kalıyorlar.

 

Kanlı saldırıya rağmen “kutlamaya hayır”a sahip çıkmayı sürdürseler, IŞİD’in eylemini destekliyorlarmış gibi bir görüntü ortaya çıkacak. “Kutlamalara evet” derlerse, bu kez de bu konuda IŞİD’den bağımsız bir “değer” oluşturan “geleneği” karşılarına alacaklar.

 

Diğer taraftan iktidar, IŞİD üzerinden bir ideolojik mücadele başlatsa, İslâmî duyarlılıkları olan tabanda hassasiyet oluşacak. Belki de, IŞİD’in sömürdüğü değerlerle aidiyet bağı kuran dindarlarda belirli bir rencide olma duygusu yaşanacak.

 

Öznenin savunduğu tezleri yapısöküme uğratan tutum yerine, özneyi belirsizleştiren “üst aklın taşeronları” söyleminin tedavüle çıkarılması, IŞİD değil DAEŞ kavramlaştırmasına gidilmesi, belki de bundan kaynaklanmakta.


IŞİD’in düşünsel teşhiri

 

Ben hassasiyetin, içiçe geçen, örtüşen ve kesişen değerler kümesinin fazla abartıldığı kanaatindeyim. İslâmî farkındalığı yüksek toplumsal kesimlerin IŞİD üzerinden formatlanabileceği kanaatinde değilim. Türkiye’nin sosyolojisi, yaşadığı tecrübeler, toplumsal bilinç düzeyi buna izin vermez. O yüzden, İslâmî cemaatler, sivil toplum örgütleri, iktidar ve devlet, yukarıda altını çizdiğim hassasiyetleri de göz önünde tutmakla birlikte, IŞİD’in tekfirci yorumuna karşı etkili bir ideolojik mücadele başlatmakta daha fazla gecikmemeli diyorum.

 

Bunun için hangi İslâm, nasıl bir İslâm sorularına yanıt verecek bir İslâmiyet modeli yaratılabilir. Bu model üzerinden IŞİD’in düşünsel teşhiri sağlanabilir. Radikal İslam ile gerçek İslâm arasındaki fark gözler önüne serilebilir; bu konuda eğitici, yönlendirici çalışmalar sergilenebilir. IŞİD’in selefi çizgisi yerine Anadolu İslâmı öne çıkartılabilir. Bu model de “kültürel İslâma evet, siyasal İslâma hayır” yorumu içine yerleştirilebilir.

 

Belli çevrelerin, muhafazakâr değerlerin IŞİD tezleriyle kısmen örtüşmesini IŞİD’e taban gibi sunması boşa çıkarılabilir. IŞİD’in etnik ve mezhepsel fay hatlarını harekete geçirmek istemesine yönelik daha etkili psikolojik tedbirler alınabilir.

 

Siyasal kutuplaşma yumuşatılabilir. Böylece IŞİD’in İslâmî hassasiyeti olan kesimlere sızma hesapları, seküler kesimi manipüle etme çabaları boşa çıkartılabilir.

 

Hükümete düşen görevler

 

IŞİD, Boko Haram, El Kaide ve Taliban gibi örgütlerin eylemlerinden sonra, çoğunlukla otoriter İslâm ülkelerinde Müslümanların sorumluluğu üzerine pek çok tartışma yapılmakta. Ancak İslâmî standart ve değerlerin modern çağın ve siyasetin başarılarıyla ne şekilde bağdaştırılacağına dair tartışmalar çok az.

 

İslâmın şiddet ile özdeşleştirildiği, İslamofobinin tırmandırıldığı bir konjonktürde AK Parti’nin bu konuda söyleyecek sözlerinin olması, önerecek bir modelinin bulunması, büyük bir boşluğu dolduracağı gibi Batı dünyasında da büyük yankı uyandırır.

 

AK Parti’nin kendini IŞİD’e karşı verdiği (vereceği) ideolojik mücadele ile konumlandırması, Batı ile İslâm arasında daha sağlıklı ilişkiler kurulmasını sağlayacağı gibi, AK Parti’ye yönelik ezberleri de ortadan kaldırır.

 

Bir savaşta mücadelenin yüzde doksanı ideolojik mücadele üzerinden gider. Biz IŞİD’le mücadelede tersini yapıyoruz. Neredeyse yüzde yüz askerî mücadele veriyoruz. İdeolojik mücadele vermekten kaçınıyoruz.  Oysa ideolojik mücadelenin hem içerde hem dışarıda AK Parti’ye sağlayacağı inanılmaz avantajlar var.

 

Sadece AK Parti’ye mi?

 

PYD, IŞİD’e karşı verdiği mücadeleden dolayı özellikle Batıda sempati buluyor ve destek görüyor. Bunu yaratan en önemli faktö,r PYD’nin IŞİD’e karşı askerî mücadeleden çok Batının dikkatini çekecek şekilde ideolojik mücadele vermesi. AK Parti’nin IŞİD’le mücadelede söyleyecek söz, anlam imgeleri üretecek güç yaratması, PYD’nin ideolojik tekeline son vereceği gibi, alternatifsiz görülmesinin de yeniden düşünülmesini sağlayacaktır.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Edip Fırat09.01.2017 22:20:35
Diyanetin daeş/IŞİD raporu etkili mücadeleye yönelik esaslı bir teolojik adımdır