Ana SayfaYazarlar15. yıl dönümünde 11 Eylül saldırısı: Teröre karşı savaş kazanıldı mı?

15. yıl dönümünde 11 Eylül saldırısı: Teröre karşı savaş kazanıldı mı?

 

New York'taki İkiz Kulelere yapılan 11 Eylül saldırısının 15. yıl dönümünde dünya terörden temizlendi mi? ABD, teröre karşı savaşı kazandı mı?

 

11 Eylül ile başlayan ve 13. senesine giren "teröre karşı savaş" (war on terror) kampanyasında Amerika birçok farklı yol denedi, birçok bölgede askerî operasyona girişti. Afrika'dan (Somali ve Mali) Afganistan'a, Irak'tan Filipinler'e, Yemen'den Pakistan'a uzanan geniş bir coğrafyada askerî harekâtlar denendi.

 

Peki ya sonuç? Bu askerî harekâtların sivil kayıp boyutunu bir kenara bırakalım, ABD hedeflerine ulaşabildi mi? Küresel terörizmin belini bükebildi mi? 2016 yılında dünya küresel terör örgütlerinin faaliyetleri açısından 2001 yılına göre daha mı güvenli?

 

11 Eylül 2001 yılında el-Kaide'nin toprak sahibi olduğu ve yönetebildiği tek toprak parçası Afganistan'da bir bölgeydi.

 

2016 yılında ise, el-Kaide ve türevleri örgütlerin hakimiyeti Batı Afrika'dan, Güney Asya'ya uzanan bir yelpazede genişliyor.

 

Bu örgütlerin terör saldırılarından Avrupa, Orta Doğu, ABD, Afrika, Asya ülkeleri nasibini alıyor.

 

Peki neden? ABD dünya kadar para döktüğü, uluslararası politikasının neredeyse birinci önceliği hâline getirdiği "teröre karşı savaş" kampanyasında neden başarısız oldu?

 

Her vakada ve tekil örnekte ABD'nin teröre karşı mücadelesindeki başarısızlığının ayrı sebepleri var. Somali'de ayrı, Irak'ta başka. Fakat tüm örneklerde ortak birkaç sebep tespit etmek mümkün:

 

1- ABD, terörü bir düşman olarak tanımlarken aslında, terörün asıl sorunu örten bir semptom veya taktik olduğunu görmek istemedi. Bir bataklıktan çıkan sinekleri yok etme misyonunda, bataklığı kurutmak yerine, sineklere zehir sıktı. Sonuç bataklık baki kalırken, sinekler zehre bağışıklık kazanarak ve sayıları artarak, daha güçlü bir şekilde yeniden çıktı.

 

Peki neden? ABD'nin karar vericileri, siyaset belirleyicileri şüphesiz ki bu yazının yazarından daha az akıllı veya bilgili değil. O hâlde neden uzun vadeli ve kalıcı çözümler yerine kısa vadeli, geçici, sorunu uzun vadede büyüten yollar denedi ABD? Çünkü bu yollar daha kolaydı. 1-2 sene içinde iç kamuoyuna küçük de olsa bir zafer sunacak opsiyonlar, uzun vadeli ve daha sancılı politikalara yeğ idi.

 

Bu yüzden Irak müdahalesinde, Bush bölgeyi iyi bilen ve ona doğruları söyleyen bürokrat, diplomat ve askerleri tasfiye etti. Müdahaleden sonra Orta Doğu konusunda 2 haftalık bir yoğunlaştırılmış kurs alan birine Irak'ı emanet etti. Obama döneminde Irak'tan gelen hiçbir kötü haberi duymak istemedi. Irak'ta şiddet artarken, bunun tam tersini iddia etti. Sahadaki gerçeği, siyasi anlatı için feda etti.

 

Arap devrimlerini bir fırsat olarak görmektense, bir risk ve tehdit olarak algılamayı tercih etti. Mısır'da seçimle iktidara gelmiş Müslüman Kardeşler'in zorla, darbeyle, katliamla devrilmesine sessiz kaldı. "Ilımlı İslam" fikrine sadece teoride tahammül edebildi, pratikte ilk uygulamada korktu, vazgeçti.

 

2- ABD "teröre karşı savaş" kampanyasında yanlış müttefikler ile çalıştı. Irak'ta Maliki iktidarı gibi, bir yandan Suriye'de el-Kaide'nin güçlenmesine sebep olan, diğer yandan Irak içinde mezhepçi ve despot siyaseti ile Sünnileri radikalleştiren yönetimler ile iş birliği yaptı.

 

3- "Teröre karşı savaş" kampanyasında, bu terörden en fazla etkilenen sivillerin desteğinin alınması bir yana, bu siviller mağdur edildi, düşmanlaştırıldı ve radikalleştirildi…

 

4- ABD, "teröre karşı savaş" kampanyasında, kendi stratejisine bile çoğu zaman sadık kalmadı. Sık sık fikir değiştirdi, kendi politikalarında bile kararlı olmadı. Afganistan'da Obama'nın 6 ayda bir plan değiştirmesi danışmanlarından Vali Nasr'ın bile tepesini attırdı, Nasr bu konuda bir kitap yazdı. ABD'nin Irak politikası meydanda, Maliki ısrarının bedeli de ortada. Suriye konusuna hiç girmiyorum bile, bir önceki Dışişleri Bakanının (Hillary Clinton) DAEŞ'in yükselişinin müsebbiplerinden biri olarak gördüğü bir politika, Amerika'nın Suriye tavrı.

 

5- "Teröre karşı savaş" kampanyasında, ABD ve Batı ülkeleri kendi vatandaşlarına bile bu radikal örgütlerin sunduğu "ikna edici" ve "cazibeli" ideolojinin alternatifini sunamadı. İngiltere'den DAEŞ'e katılan militan sayısının 1000'i aştığı tahmin ediliyor. Fransa farklı değil. Bu kişilerin çoğu Müslüman kökenli, ancak içlerinde sonradan Müslüman olmuş kişiler de yok değil. Bırakın Orta Doğuluları, Batı vatandaşları için bile iştahla savunacakları bir demokratlık oluşturamadı Batı. Bir yandan yükselen aşırı sağ, diğer yandan radikalleşen Müslümanlara karşı, benim şahsen çok değerli bulduğum liberalizm ve demokrasi gibi değerleri yaygınlaştırmada yetersiz kaldı.

 

6- Özellikle Orta Doğu'da siyasetin ve hafızanın en derinlerine sinmiş sömürgeci ve emperyalist geçmişi unutturacak bir siyaset geliştirilemedi. Komplo teorilerinin patolojisi bir yana, sıradan vatandaş nazarında bir dost statüsü edinemedi Batı ülkeleri. Türkiye'nin AB üyeliğinin sürüncemeye sokulmasından (herhangi bir Arap sokağında sokaktaki insana sizce Türkiye neden AB'ye giremiyor sorusunun cevabı emin olun Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini karşılayamaması değildir), petrol olan ülkelere müdahale edilmekte gecikilmemesi, buna rağmen Suriye'ye sessiz kalınması, Batı'ya karşı bu olumsuz hafızayı hep diri tuttu. Suriyeli mülteciler konusunda yardım yapılmazken, İsrail'in Gazze'de işlediği insanlık suçlarına karşı sessiz kalınması "ikiyüzlü" Batı imajını gidermek konusunda yardımcı olmadı…

 

Elbette bu bölgenin tüm günahlarından ABD ve Batı sorumlu değil. Elbette DAEŞ'in çıkışında ve yayılmasında bu bölgeye dair hastalıklar da epey tayin edici. Baas rejimlerinin zorbalığı ve zehirli aklı, radikalizmi finanse eden, bu ideolojiyi üreten ve ihraç eden bölge ülkeleri, vatandaşlarını eğitimsizliğe ve fakirliğe mahkûm eden kirli bölge rejimleri, geleneği unutarak İslam'ı katı ve vicdansız bir şablona indiren "din âlimleri" buna alternatif üretemeyen ve hatta bu radikalizmi bir şekilde besleyen bölgenin seküler aydınları, hepsi ve daha fazlası radikalizmi anlamak ve ona karşı mücadele etmek için yüzleşilmesi gereken unsurlar.

 

Ancak günün sonunda, 15 yıl sonra 11 Eylül'ün hayaleti hâlâ tüm dünyayı etkiliyor.

 

Artan terör, İslamofobi ve ırkçılık bu yılların en acımasız sonucu oldu ve olmaya devam ediyor.

 

Ufukta ise bu sorunun çözümü görünmüyor…

- Advertisment -