'Halkın bilgeliği vs. eğitimlilerin cehaleti': Bir klişeyi tersine çevirmek

'Halkın bilgeliği vs. eğitimlilerin cehaleti': Bir klişeyi tersine çevirmek

06.06.2014 03:03
Doğan-Gürpınar

dogangr@gmail.com

Ulusalcılığın şahlandığı dönemde özellikle eğitimliler/beyaz yakalılar arasındaki komplocu temayül mizah konusu olmakla kalmamakta, aynı zamanda ibretlik bir vesika niteliğindeydi. Akıl almaz komplo teorilerine inanmış bu “eğitimliler”in bu temayülleri elbette aynı zamanda bir analiz mevzusuydu. Buna göre Kemalist eğitim sisteminden geçen ve zaten eğitimli olmalarına binaen edindikleri Kemalist formasyon sebebiyle bu tür zenofobik/milliyetçi komplo teorilerine yatkın hale gelmişlerdi. Bu analize ise genelde bir “cehalet güzellemesi” eklenirdi. Seçkinlerin ancak eğitimle edinilebilecek cehaletlerine karşın ortalama eğitimsiz insanın sağduyusu kutsanırdı. Ulusalcılığın TSK-merkezli müesses nizamın tasfiyesiyle beraber tepetaplak olmasının ardından ulusalcı komplolar giderek söndü ve seküler kesimde daha dar ve yoğun-ideolojik kesime sıkıştı. İlginç bir şekilde tam da aynı süreçte  komplo teorilerine temayül keskin bir şekilde taraf değiştirdi. Ulusalcılık ve dolayısıyla seküler cenahla özdeş komploculuk iki-üç yıl zarfında (iktidarın AKP’ye intikaliyle birlikte) bu sefer muhafazakâr/İslami cenah ile örtüştü. Özellikle Gezi olayları bu komplocu temayülün çığrından çıkmasını getirdi. Bu durum ise özellikle Gezi sonrası, “Gezicilerin” ağzında, halk vasatını temsil ettiği varsayılan AKP kitlesine yönelik aydınlanmacılıkla mülhem, onların cehaletiyle dalga geçen bir tavrı tetikledi. Ancak Konda’nın 5 Haziran 2013’te açıkladığı Gezi araştırması (http://konda.com.tr/tr/raporlar/KONDA_GeziRaporu2014.pdf ) bize ilginç, hatta oldukça şaşırtıcı ve üzerince düşünülmesi gereken veriler sunuyor ve ilginç bir şekilde bu “avamlık ve cehalet” ilişkisini bir kez daha, bu sefer tersinden, sorgulatıyor.[1] Açıktır ki komplo teorilerine temayül özellikle AKP seçmeninde endişe edici boyutlardadır. Buna göre AKP seçmeninin ancak yüzde 11’i Gezi olaylarını “demokratik ve özgürlük talebi” olarak görürken yüzde 82’si ise bunu “Türkiye’ye karşı bir oyun” olarak görmektedir. Burada bu sorunun insanları bu ikisinden birini tercih etmeye zorlaması sorunlu görülebilirse de; bu soruya “cevabım yok” diyen deneklerin ancak yüzde 7’de kaldığı da zikredilmelidir. Zaten kafalar fena halde karmaşıktır. “Hükümetin ve başbakanın kullandığı ‘dış mihraklar’ın ne olduğu” sorusuna kayda değer bir kesim “iç mihraklar”, “dış güçler” gibi cevaplar vermiştir. Ancak bu istatistikleri daha detaylı çözümlediğimizde daha endişe verici ve çetrefilli sonuçlarla karşılaşmaktayız. AKP seçmenlerinin Gezi olaylarının arkasında dış güçler olduğu önermesine 1 “kesinlikle yanlış”, 5 ise “kesinlikle doğru” olmak üzere 1 ila 5'lik skaladaki beyanlarından çıkartılan rakamlar şu şekildedir: Screen Shot 2014-06-06 at 10.40.04 AM Okur-yazar olmayan AKP seçmenlerinde varılan değer 3.7 iken, bu rakam üniversite mezunlarında 4.1’e çıkmaktadır. İlkokul mezunlarında ise üniversite mezunlarıyla aynı değer ortaya çıkmaktadır; yine 4.1. ortaokul mezunlarında da rakam aynı şekilde 4.1 iken lise mezunlarında ancak 4.2’ye çıkmaktadır. Buna göre AKP seçmenlerinde eğitim durumu herhangi anlamlı farklılık üretmemekte, komploculuk sabit kalmaktadır. Eğitim bir faktör değildir. Yani eğitim komplocu-olmayan, analitik düşünceyi/donanımı sağlamamaktadır! Daha şaşırtıcı bir istatistik ise deneklerin “eylemciler[in] [Dolmabahçe] cami[nde] alkollü içki içip” içmediğine ilişkin soruda düğümlenmektedir. Buna göre okur-yazar olmayan ve sadece ilkokul mezunu olan AKP seçmenlerinden çıkan rakam her ikisinde de 3.0’dür. Çok geçmeden dezenformasyon olduğu aşikârlaşan bu iftiraya inanma oranı ve yoğunluğu AKP seçmenleri içinde eğitim düzeyi yükseldikçe artmaktadır. Üniversite mezunlarında 3.2 çıkan bu değer yüksek lisans derecesine sahip AKP seçmenlerinde 3.4’e kadar çıkmaktadır! AKP’nin orta ve uzun vadede enteleijansiyasını, AKP seçkinlerini oluşturması beklenecek “AKP seçkinleri”nin bu mesnetsiz ithama AKP seçmen vasatına göre daha çok inanıyor olması her bakımdan endişe vericidir! Bu rakam yine ulusalcılığın görkemli çağında şeytanlaştırmanın en eğitimli kesimlerinde yoğun olduğu saptamasıyla örtüşmektedir. Onun bir nevi izdüşümüdür.[2] tabloB Elbette öncelikle okuma-yazma bilmeyenlerin özellikle Gezi döneminde dezenformasyon bültenleri olarak çıkan iktidar basınının bombardımanına birinci elden maruz kalmadıkları söylenebilir. Aynı şekilde üniversite ve hele yüksek lisans derecesine sahip insanların sosyal medyayı daha aktif kullanmalarına binaen bu propagandanın ana üssü olan twitter ve sosyal medyadan ve buradaki sinerjiden (ya da hezeyandan) etkilendikleri varsayılabilir. Aynı şekilde eğitimsiz kesimin aksine “reelde” ve “sanal”da aynı sanal nefesi soludukları, karşı karşıya geldikleri Gezicilere yönelik hakiki bir nefret besledikleri, kendilerine yönelik “Gezici nefreti”ni doğrudan hissettikleri ve bu ortamlarda birbirlerini geri besleyen nefretin bir tarafı oldukları söylenebilir. Bu kesimin daha politize olduğu tespit edilebilir. Aynı şekilde eğitimle beraber daha güçlü ve katı bir kimlik-inşasını tecrübe ettikleri, kendilerini AKP ile daha sıkı özdeşleştirdiklerini ve dolayısıyla bu yönde dezenformasyonlara daha açık oldukları söylenebilir. Bu öngörüler daha da uzatılabilir. Ancak özetle ulusalcılığın şahlanış dönemine benzer bir izlek olduğu aşikârdır. 2000’lerde eğitim seviyesiyle komploculuğa ve anti-entelektüalizme eğilimin Kemalizmin/ulusalcılığın bir özgünlüğü/garabeti olduğunu saptamıştık. Bununla beraber benzer bir dinamiğin İslami/muhafazakâr kesimde de yaşandığından hareketle bu saptamamızın sahihliğini sorgulayabiliriz. Belki de bu süreç Kemalizmin garabetinden çok eğitimle gelen kimlik-inşasının ve ideoloji-temelli düşünmenin yoğunlaşmasından kaynaklanmaktaydı. AKP’nin en büyük sıkıntısı, hele Gezi-sonrası, entelektüel alandan ricatı oldu. AKP Gezi-sonrası sadece kendi iç kamuoyunu (“AKP’linin AKP’liye propagandası” şeklinde) kendi dışarısına bilemek üzere bir iç-propagandaya yöneldi.  Entelektüel olarak anlamlı ve somut argümanlar yerine en fazla karşı cenahların kötücüllükleri üzerinden salvolara yönelindi. Bunun dışında ise komploculuğa teslim olundu. Entelektüel ricat derken kastedilen bu anlamda entelektüel boyutun yokluğu. İstatistiklerde CHP hâlâ üniversite mezunları ve üniversiteliler arasında önde olsa da iki parti arasındaki fark devasa olmadığı gibi (Konda’nın Nisan 2013’teki seçmen profili araştırmasına göre CHP yüzde 37, AKP yüzde 28) yeni açılan üniversitelerle beraber bu oran süreç içinde muhtemelen daha da dengelenecektir. Ancak söz konusu tehlike bir önceki on yılda ulusalcılık girdabında siyaseten çökmüş seküler cenahın içine düştüğü çöküntü. Bu da elbette ideolojik körlük, katılık ve bu yönde bir bombardımandan kaynaklanmaktadır. Zaten bu iki kesim arasındaki örtüşme, “eğitimli AKPliler” siyasal davranış ve siyasal kültür olarak “eğitimli CHPlilere” eğitimsiz AKP’lilerden daha çok benzeştiği sonucunu çıkarmamıza neden olmaktadır ki, bu sosyolojik olarak beklenebilecek bir süreçtir. Eğitimle beraber edinilen kültürel formasyon yapısal olarak benzer siyasal kültürü/davranış setini üretiyor olmalıdır. Bu şekilde ise dış politikada yakın zamana kadar sık sık softpower’dan bahseden bir partiyi yurt içinde softpower-özürlü bırakırken, Batı basınının ve kamuoyunun “neden bizi anlamadığı” sorusuna da bir kısmi cevaptır.Bu rakamlar entelektüel ve kültürel sermayenin yokluğu tehlikesinin boyutunu daha da güçlü olarak ortaya koyuyor. Eğitim düzeyi arttıkça komplocu temayül azalmadığı gibi hatta kısmen artmaktadır! Yani bir dönemin “CHP’li Cumhuriyet teyzesi” klişesi bu sefer başka bir bağlamda hatırlanmalıdır. Anlaşılan bu yazının başında hatırlatıldığı üzere CHP’liler ve Geziciler de “eğitimle gelen cehalet”le, “ideolojik körlük”le dalga geçip halkın feraseti ve sağduyusundan bahsedebilir; bu sefer AKP seçkinleri için!  
[1] Bu makalede sadece Konda’nın ilgili araştırmanın sonuçları kullanılmaktadır. Konda’nın yüksek güvenilirliğe sahip bir araştırma şirketi olması, elimizde aksi yönde bulgular olmaması gibi sebepler bu verileri değerli kılmaktadır. Ancak elbette sınırlı veriden büyük sonuçlar çıkartmak mümkün olmadığı gibi hata payını yüksek tutmaktadır. Bu yazı bu verilere dayanmakta ve haddinden iddialı olmamayı ummaktadır. Bununla beraber Konda’nın rakamlarının yazarın gözlemleriyle örtüştüğü düşünülmektedir.
[2] Kontrol grubu olarak CHP’lilerin Dolmabahçe Camii'nde içki içilmesi ve “Gezi olayları”nın arkasında dış güçlerin olduğu önermelerini eğitim düzeyi arttıkça yanlış buldukları kaydedilmelidir. Kuşkusuz tüm CHP'liler siyasi aidiyetleri sebebiyle AKP'lilere göre çok daha şiddetle bu önermeleri reddetseler de bu reddin boyutu eğitim seviyesi arttıkça az bir farkla artmaktadır.
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.