Ana SayfaYazarlarPKK savaşı kaybederken stratejik oyalamalar…

PKK savaşı kaybederken stratejik oyalamalar…

 

24 Temmuz’da başlayan ve PKK’nın sadece ağır bir askeri yenilgiyle yüzleşmesinden başka, aynı zamanda da bir politik yok oluş evresine girdiğinin emarelerinin görünmeye başladığı savaş 5. ayını geçti.

 

Elbette ki bu savaş da sadece sahada değil, diğer bütün asimetrik benzerleri gibi propaganda, dezenformasyon ve algı yönetimi gibi alanlarda da sürdürülüyor.

 

Sebeplerle sonuçların birbirine karıştığı, yenilgilerin zafer diye gösterildiği, kalan yedek güçlerle gerçek niyetlerin gizlendiği bir alacakaranlık tarafından kuşatılıyor.

 

Çatışmanın fiili tarafları dışında konuya çeşitli sebeplerle müdahil odaklar, kişiler, ülkeler ve benzerleri de özellikle bu alacakaranlık içinde çalışmakta.

 

Bunlara dair dikkat çekici bir örnek, dün El Monitor sitesinde yayınlandı.

 

TSK’dan binbaşı rütbesiyle ayrılmış olan yazar Metin Gürcan; “Çatışmalar Türkiye’nin batısına sıçrar mı?” başlıklı yazısında,

 

Link: http://www.almonitor.com/pulse/tr/originals/2015/12/turkey-kurdish-militant-clashes-pkk-tak.html

 

Güneydoğu’da savaşın merkezine oturmuş Cizre, Silopi, Diyarbakır (aslında Sur) gibi PKK’nın yığınak yapıp direnç gösterebildiği noktalardaki genel durumu özetledikten sonra, yazı başlığındaki sorusunun cevabının, bu bölgelere güvenlik kuvvetlerince uygulanan ablukanın sonucuna bağlı olduğunu söylüyor.

 

Konuyu açmadan önce, yazarın çatışmanın yoğunlaşacağı yerler listesindeki bir takım detaylara göz atalım:

 

Diyarbakır‘ın eski Sur Mahallesi, PKK direnç noktaları arasında tümüyle özel koşullarıyla dikkat çeken bir yer. Dar sokakları ve birbirinin üzerine yığılan eski evleri, güvenlikçilerin zarar vermekten çekindikleri tarihi yapılarıyla “hendek savunması” için en uygun bölge ve tüm bu özellikleriyle olası son direnç noktası olma özelliği bulunuyor.

 

Sur Mahallesi dışında Diyarbakır’da, benzeri görüntü veren bir başka yer, direnişin yoğunlaştığı başka bir bölge bulunmuyor.

 

Yazar, genellikle krizin büyüklüğünü ve bağlantıyla PKK’nın gücünü abartmak isteyenlerin sıklıkla yaptığı bir hatayı tekrarlayarak, 120 bin nüfuslu Sur yerine 2 milyon nüfuslu Diyarbakır’ı örnekleri arasında geçirmeyi tercih ediyor.

 

Yine bu yukarıda anlatılana benzer bir biçimde örnekler arasında geçen Mardin kenti de aslında listeye, yazarın bahsetmediği Dargeçit ilçesi ve Mardin’den ayrı bir yer olarak belirttiği Nusaybin ilçesi ile dahil oluyor.

 

800 bin nüfuslu Mardin’in bu ilçeleri toplamda 200bin nüfus barındırıyor.

 

Tekrar yazıya dönerek;

 

“Türkiye’nin batısının bu kışı sakin geçirip geçirmeyeceği sorusu PKK’nın Ankara’nın bu kuşatma stratejisine nasıl cevap vereceğiyle doğrudan alakalı.”

 

“PKK’nın elinde bu kuşatmayı kırabilmek için tek koz bulunuyor: Üzerindeki baskıyı hafifletebilmek ve cepheyi genişletmek için çatışmayı Türkiye’nin batısına taşımak.”

 

Askerliği meslek edinmiş birinden beklenebilecek bir düşünce sistematiği ancak yazarın PKK direniş noktalarıyla ilgili yanılgısı burada da sürmekte.

 

PKK’nin şiddet eylemleriyle sürekli sabote ettiği ve bir sonraki evreye geçemeden hep bir donuk ateşkes konumunda kalsın istediği “Barış Süreci”, eylemler birikip sabır gösterilebilir eşik aşıldığında yeni bir olguyu ortaya sermişti.

 

Barış Süreci, Kürtler tarafından sahiplenildi, alışılacak kadar yaşandı ve HDP’ye oy verenler de dahil, Ak Parti hükümetinin samimiyetine insanlar inandı.

 

Bunun sonucu olarak 24 Temmuz’dan sonra başlayan savaşta PKK, toplumdan beklediği desteği göremedi.

 

İşte şimdi bu olgu pozisyonuna göre, PKK’nin gücünü abartmak veya hükümeti çatışma krizinin yıkıcılığından vurma tercihine göre değişmeyecek biçimde gözden ısrarla kaçırılıyor.

 

Dolayısıyla da hiçbir zaman PKK direniş noktalarının neden bütün HDP bölgelerine yayılmayıp da sadece ve nüfus toplamı 500 bini bile bulmayan birkaç yerleşimde yoğunlaştığı sorusu ne soruluyor ve tabii ne de cevaplanıyor.

 

Yazarın direniş beklediği, Türkiye’nin Kürt nüfus yoğunluklu diğer yerlerinde de durum farklı değil.

 

Sadece yazıda da bahsedildiği ama tam tersinin vurgulandığı şekilde, İstanbul’da aslında oldukça cılız ve kaçamak diye nitelenebilecek “araba yakma” eylemleri ve yazıda bahsedilmeyen Mersin ve Adana’da da kitlesel katılımın oldukça düşük olduğu sokak olayları gözlendi.

 

Bunun dışında şimdiye kadar görünen açık ve net, ister HDP taraftarı olsun veya isterse olmasın, Kürtlerin “direniş”i desteklemedikleri.

 

Bu sadece, “Barış Süreci”nin hafızalarda bıraktığı güçlü, olumlu anıların etkisiyle gerçekleşiyor da denemez. O anılarla birlikte güvenlik güçlerinin operasyonlarda sivillerin zarar görmemesi için gösterdiği gayretin rolü büyük.

 

Güvenlikçiler ayrıca ve doğal olarak, kendi kayıplarını da minimumda tutmaya çalışırken karşı tarafın ölümlerini de azaltmaya çalışıyorlar.

 

“Temizlik” veya “süpürme” denen bu kent operasyonlarının bu kadar yavaş ilerlemesinin asıl sebebi bu.

 

Operasyon yapılan bölgelerde uygulanan sokağa çıkma yasaklarına verilen molalarda, çatışanlara silahlarını bırakıp bölgeyi terk etme şansı tanınıyor ve bu yüzden bölgede yapılan ev aramalarında, terk edilmiş silah ve cephane bulunuyor.

 

Yazarın askeri öneri/uyarısında es geçilmiş bazı bilgilerle “yeni cepheler açılması” beklentisinin gerçekleşmeyeceği öngörüsüyle, Kürtlerin bu son savaşta PKK’den desteklerini büyük ölçekte çektikleri olgusuna yeterince değindiğimize göre, tekrar yazıya dönebiliriz.

 

Yazının son bölümü, (kendisine hak vereceğimiz şekilde) hükümet ve destekçisi medya tarafından sessizlikle karşılanan Sabiha Gökçen Havaalanı patlamaları ve PKK’nın bir görünüp bir kaybolmasıyla ünlü uzantısı TAK örgütü üzerine.

 

TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri / TeyrêBazên Azadiya Kurdistan) şimdiye kadar, PKK’nın üzerine tepkisini çekmeyi istemediği çirkinlikte ve infial yaratacak olayları üstlenen bir imza olarak karşımıza çıktı.

 

Örgütün üstlendiği ve Sabiha Gökçen’e yaptığı havan saldırısı ise yazara göre yere dik atış hattıyla hava trafiğine tehdit oluşturma özelliğiyle önemli.

 

Bu bir açıdan doğru da olsa saldırının tekrarlanabilir özelliği olmadığından bu önerme oldukça zayıf.

 

Komando havanı olarak tabir edilen, taşıması kolay 62 cm. çapında (1m’lik bir boru ve bir üçayak) bir basit düzenek, (yazara göre 4, başka kaynaklarda 3) birkaç havan mermisi ile Sabiha Gökçen etrafındaki kırsaldan ve 1500 m. mesafeden alanı gelişigüzel ateş altına alıp, hızlıca kaçma esasına dayalı bu eylemin tekrarlanabilme özelliği bulunmuyor.

 

Tahmin etmek zor değil,  örgütün o alana ve ana özel bulup değerlendirdiği bu güvenlik boşluğu, en çabuk şekilde ve varsa başka alanlarda da tıkanacaktır.

 

Kısası havaalanlarını bu tip eylemlerle tehdit etmek sürdürülebilir bir iş değil.

 

Ve elbette ki böylesine görece şans faktörüyle ilişkili, sonuçları itibariyle de zayıf bir eylemin etkisini abartmamak, bu olayı büyütmeden gündemde solmasını beklemek, kullanılan asıl silahı, yani havaalanlarının tehlike altında olduğu algısını etkisizleştirmek için de en doğru yöntem.

 

Burada da kişisel bir tercih devreye giriyor;

 

Eylemi parlatmak veya soldurmak. Yazarımız ilkini tercih ediyor gibi görünüyor.

 

Son olarak TAK’ın bu eyleminin, Güneydoğu’daki çatışma bölgelerinde TSK’nın devreye soktuğu tankların top atışlarına karşı bir simgesel karşılık olduğu fikrine değinelim:

 

Öncelikle tankların bölgede devreye girmesinin sebebi, EYP’ler ile tuzaklanmış, hafif zırhlılarla yıkılması zor barikatlar.

 

Hafif zırhlı barikata yöneldiğinde RPG tehdidi altına giriyor ve EYP’lerden de etkilenebiliyor. EYP’lerin bomba imha ekiplerince imhası ise uzun mesafeden atış yapan sniper’ların hedefinde.

 

Burada en iyi seçenek olarak tanklar devreye giriyor.

 

Top atışıyla barikatı yıkıp, RPG’lerin ve EYP’lerin üzerlerindeki zayıf etkisini önemsemeden ilerliyor ve arkadan gelen hafif zırhlılara yol açıyorlar.

 

Direnişlerinin tank toplarının atışı altında ezildiğini iddia eden PKK’dan ise, tıpkı yazarın da söylediği gibi evlerin, sivillerin hedef alındığı propagandası yapılıyor ancak buna ait tek bir delil ortaya konulmuş değil.

 

Bölgeden servis edilen yüzlerce fotoğraftan biri bile top atışı etkisinde kalmış bir evi görüntülemiyor.

 

İçindekiler ister savaşçı ister sivil olsunlar, tanklar barikatlardan başka hedef vurmuyor.

 

TAK’ın meseleye simgesel katkısının aranacağı bir yer varsa, o da gerçekleştirmekten çekinmedikleri ve özellikle de sivillerin hayatını hiçe sayan cinsten kanlı eylemlerdeki imzaları olmalı.

 

Bu da olsa olsa PKK’nın çaresizliğini, savaşı kaybetmek üzere olduğu bir anda en başvurulmayacak ve yüz kızartıcı yöntemlere tevessül edeceklerinin habercisi, ancak onun simgesi olabilir…

- Advertisment -