'Sosyalizm, kapitalizm ve gezegen'

Sistem kâr, daha fazla kâr ve giderek daha fazla kâr mekaniği ile işliyor; bunu gerçekleştirebilmek için de sürekli kaynak tüketiyordu. Kapitalizm, trajik biçimde doğanın yok olmasının da tek yoluydu ama bunun farkına varmak, ihtirasla zenginliğe yürünürken oldukça zordu.

26.05.2016 09:17
Fırat-Erez

info@firaterez.com

 

Başlangıçta fena bir fikir değilmiş gibi görünüyordu.


İnsanoğlu buhar makinasını icat etmiş ve enerji üzerinde kontrol sağlamıştı.

 

Artık onu biriktirebiliyor, dönüştürebiliyor, çeşitli mekanizmalar vasıtasıyla istediği gibi yönlendirebiliyordu.


Bu icattan faydalanarak, zaman içinde tüketici yoğunluklu ticari merkezlerin etrafına fabrikalar, onların çevresine de işçi mahalleleri kuruldu.


Giderek fabrikalar çoğaldı ve kırsaldaki nüfus, iş için kentlerde birikmeye başladı.


Hayatları, dertleri, açlıkları, yoksunlukları ve işleri birbirinin aynı milyonlar, bu süreçte üstüste binmeye başlarken, hatırlanmalı ki o zamanlar Dünya, bugün olduğundan da adaletsiz, acımasız, eşitlikten uzak ve yaşanması zor bir yerdi.


Birileri çıktı ve bunun ilânihâye gidemeyeceği; zamanla önü alınmaz biçimde büyüyen işçi sınıfının, üretici olmak dışında, üretim araçlarının ve tabii doğal olarak devlet aygıtının da sahibi olabileceği fikrini ortaya attı. Okumalarına göre bu, bir olasılık da değil, insanlığın kaçınılmaz olarak sürükleneceği bir sonuçtu.


Devrim eninde sonunda gerçekleşek; nicel birikimler zorunlu olarak nitel sonuçlara evrilecekti.


Kurulacak yeni düzende, kaynakların ve ürünlerin dağıtımında merkezi bir akıl, adalet ve eşitliği sağlayacak; dünyanın acıları sömürünün sona ermesiyle tüketilince hep birlikte bir yeryüzü cennetine yürünecekti.


Bu iddiadakiler kendilerine devrimci sosyalist veya sosyalist devrimci dediler ve gerçekten de işçi sınıfı, öngördükleri gibi giderek büyüdü, örgütlendi, güçlendi.


Ama aslında bu durum, hemen yalnızca Avrupa kıtasında böyleydi. 


O zamanlar dünya Marksistler için bile fazla büyüktü ve Avrupa dışında kalan kısmı için fazla bir şey söyleyemediler.


Günün siyasi konjonktüründe ilgili oldukları Avrupa dışında ilgilenilmesi gereken Yakın Doğu, Orta Doğu, Uzak Doğu veya genel olarak Doğu, analizlerine uymayan özellikler gösteriyordu. Ama onlar bu detay ile fazla ilgilenmeyip “Asya tipi üretim tarzı” tanımıyla geçiştirdiler.


Yukarıda da belirtildiği gibi, sosyalistlerin öngörülerinin bir kısmı gerçekleşti. Örgütlenen işçi sınıfı, kitlesel gücü ve üretimdeki belirleyiciliği ile, dönemin toplumsal çalkalanmaları içinde en önemli figür haline geldi.


Özellikle Alman işçi sınıfı, sanayinin yaygınlığına bağlı sayısal gücü, örgütlülüğü, yüksek derecede politizasyonu ve bilinç düzeyi ile öne çıktı. Almanya’nın yanısıra Fransa ve İtalya’da da sosyalist partiler yükseldi. Ama hiçbiri, devrim zaferine ulaşamadı.


Umulan o devrim ise hiç beklenmeyen bir yerde, hepi topu iki kentinde; Petrograd ve Moskova’da gelişmiş bir sanayisi bulunduğundan işçi sınıfının da sadece buralarda örgütlenebildiği; kalan uçsuz bucaksız topraklarında ise yarı-feodal bir küçük köylü tarımının hüküm sürdüğü Rusya’da gerçekleşti.


Rusya’da olan, aslında bir devrimden çok bir darbeydi ve dönemin Birinci Dünya Savaşından usanmış asker kitlelerini yanına çekme şansını iyi kullanmasa, asla gerçekleştirilemezdi.


Hikâyenin gerisi biliniyor.


Sosyalizm 1917 Ekim Devrimi sonrası gelişen olaylar ve fırsatlarla gezegene bir ölçüde yayılsa da, sonunda büyük bir gürültüyle çöktü.


Görüldü ki sosyalizm, bazı haklı gerekçeler ve büyük umutlarla yola çıkmış da olsa, uygulandığı ülkeleri devâsâ hapisanelere dönüştürmüştü. Bu sistemi uygulamayı seçen ülkeler, bazı başarılar göstermiş; ancak sonunda -- insanoğlunun özgürlük talebi ve kendine yıldızlar kadar uzak olduğunu unutarak bir umudun peşinde beyhude de olsa çabalamayı tercih eden doğası karşısında -- yenilmişlerdi.


Aslında yenildikleri, bir başka system: sosyalizmin öncülü ve bir anlamda hazırlayıcısı olarak görüp etiketledikleri kapitalizmin ta kendisi idi.


Kapitalizm, sosyalizmden yüzgeri eden insanları tam da yenildikleri yerden yakalıyor; “rekabetten yeşertilecek umut, olası/ulaşılabilir görünen zenginlik” ardında hizaya sokuyordu.

Sistem kâr, daha fazla kâr ve giderek daha fazla kâr mekaniği ile işliyor; bunu gerçekleştirebilmek için de sürekli kaynak tüketiyordu. Kapitalizm, trajik biçimde doğanın yok olmasının da tek yoluydu ama bunun farkına varmak, ihtirasla zenginliğe yürünürken oldukça zordu.
 

Aslında açık bir intihar sistemi olduğu çekingen fısıldaşmalar eşliğinde farkediliyor, ama gerçeğin açıkça dillendirilmesinden özenle kaçınılıyordu.


Belliydi ki artan nüfus ve o nüfusun da artan talepleri karşısında gezegen bir yerde tıkanacak; kaynaklar artık sistemi döndürmek için yetmemeye başlayacaktı.


Henüz erken olmakla beraber kaçınılmaz son giderek yaklaşır ve ortaya bir de önceden hesaplanmamış bir yan etki olarak “kirlilik” çıkarken, bugün anlaşılıyor ki kapitalizmin giderek hızlanan çarkının sonunu görecek kuşakları artık daha yakın zamana tarihlendirmek gerekir. Çünkü yapılabilecek bir şey yoktur, kalmamıştır aslında.


Bir çıkmaz söz konusudur. Çünkü tek geçerli ve kullanışlı görünen alternatif sistem denenmiş ve çöpe atılmıştır. Sosyalizm, tüketim hırsının yerine başka hasletler koymaya; bu doğrultuda üretim ve tüketim üzerinde sınırlamalar oluşturmaya; bir planlama yapmaya çalışmış, ama başarılı olamamış ve çökmüştür. Ve artık tarihin çarkını geri döndürmek de imkânsızdır.
 


                                                               *          *          *
 


Derken… Aslında oldukça genç Dünya gezegenine hiç de yakışmayan bu umutsuzluk tablosunu değiştirecek fikir veya duruş veya varoluş veya (istediğiniz hangi ismi verirseniz verin) “olgu,” çatışmanın gerçek merkezinden, kadim ile yeni olanın bıkkınlık veren kavgasının en önceden beri sürdüğü yerden, Ortadoğu’daki Türkiye’den mi geliyor acaba?


Saçma mı görünüyor?


Bakalım.


Devamı bir sonraki yazıda.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.