Erdoğan konuştukça...

Ne oldu 15 Temmuz’u takip eden günlerde “Yenikapı Ruhu’na” yapılan güzellemelere. Hani darbeye karşı çıkanlar el ele vermişti? Hani Ak Parti birleştirici, kucaklayıcı siyasetin adresiydi! Sırf “bu kadar yetkiyi başkana vermek yanlıştır” dedikleri için, dün el ele durulan kesimler bugün darbeci mi oluyor? Bu mudur kucaklayıcılık? Toplumun tamamı “ultra yetkilerle gelin; yasamayı da yargıyı da alın avcunuzun içine, nasıl isterseniz öyle yönetin bizi” derse mi ancak kucaklanmayı hak edecek?

10.03.2017 09:39
Gürbüz-Özaltınlı

ozaltinli@gmail.com

 

Mealen değil, tam ağızdan çıkan sözleri aktarıyorum: “ Bana geldiğinde bunu söyledi Şansölye; sizde şu anda gözaltında bir tane gazeteci var onu bırakırsanız memnun oluruz. Dedik ki o gazeteci değil, o terörist. Bütün bu olayların nedeni meğerse bu teröristmiş. Bu adam terörist. Bu adam gazeteci değil… Kardeşlerim 16 Nisan; hemen ardından Meclis’ten idam kararı çıktığı anda bunu ben onaylarım. Kardeşlerim Corc ne der, Hans ne der, Katerina ne der beni o ilgilendirmez… İşte bu toprağın uğrunda ölenleri biz 15 Temmuz gecesi gördük. Onlar evetçiydi evetçi… Hayırcı değildi. O, ef on altılarla benim vatandaşıma bomba yağdıranlar işte bugünün hayırcılarıdır”…

 

Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Yeni anayasa ile 16 Nisan’da, sadece yürütme yetkisini değil; yasama çoğunluğu ve yargı yönetimini de isim isim belirleme gücünü talep eden Türkiye’nin en güçlü siyasetçisi, kürsülerden böyle seslendi geçenlerde halka.

 

Önce, teklif edilen anayasada cumhurbaşkanına yargı erki ile ilgili verilen seçme yetkisini bir kere daha hatırlatmalıyım. Bu konuyu üst üste üç yazıda tane tane anlattım. Fakat bıkmamak gerektiği anlaşılıyor.

 

Bu ülkede hâkim ve savcıların bütün özlük haklarını, tayin ve terfilerini, başarılarını değerlendiren bir tek kurul vardır. Eski adıyla Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu. Bu tasarıda “yüksek” sözü fazla bulunmuş olacak ki çıkartılmış.  Bu kurul 13 kişiden oluşuyor. Kurulun başkanı Adalet Bakanı. Üyelerden birisi de onun müsteşarı. Bu ikisini Cumhurbaşkanı atıyor. Bunlar dışında 4 üyeyi daha cumhurbaşkanı seçiyor. Ne etti? Altı… Geriye kalan 7 üyeyi Meclis atayacak. Geçenlerde “Erdoğan yargısı mı geliyor” başlıklı yazısında (serbestiyet.com 25.02.2017) Cengiz Alğan kardeşimiz Meclis aritmetiğine göre bu 7 üyeyi atarken Ak Parti’nin ilk turda iki, sonraki turlar için en az bir tane daha partiyle iş birliği yapması gerektiğini yazdı. Komisyonlarda ve Meclis oylamasında salt çoğunluğu yeterli görmeyen bir düzenleme getirildi ve gerçekten Ak Parti kalan 7 üye seçilirken dışardan desteğe ihtiyaç duyabilir. Birinci tur için istenen çoğunluğu geçiniz. O çoğunluğu sağlamaya hiç ihtiyaç yok Ak Parti için. Çünkü Ak Parti içinde olmadıkça öyle bir çoğunluğu oluşturacak alternatif mevcut değil. Ak Parti ikinci tura göre yapacak elbette hesabını. Yani iki değil, tek bir partiyle iş birliği yapabilir kalan 7 üyelik için… Zaten Anayasa da Meclis’ten öyle çıkmadı mı?

 

Yukarıda yazdım 13 üyenin 6 tanesini zaten Erdoğan kendisi doğrudan atıyor. Çoğunluk için 3, 5 veya 6 da değil tek bir üyeye ihtiyaç var. Burada basit soru şu: İş birliği ne demektir? Şuna iş birliği denebilir mi: “ 7 kişinin tamamını sizin istediğiniz isimlerden oluşturalım en büyük parti olarak bizim bir isim önerimiz yok.” Böyle bir iş birliği olabilir mi? Kalan üyeler nasıl paylaşılır sizce? Dörde üç mü, beşe iki mi yoksa altıya bir mi? Peki bir soru daha: Ak Parti’nin Meclis’in seçeceği HYK üyeleri için önereceği isimleri kim tespit edecek sizce? Aynı zamanda parti genel başkanı olan Erdoğan desem, çok şaşırır inanmazsınız değil mi? Şu da son soru olsun: “Erdoğan yargısı mı geliyor yoksa?”

 

Bu hatırlatmayı kapatalım burada. Şimdi şunu düşünelim: Yargının tepesindeki kurulu oluşturacak bir siyasetçi Almanya ile yaşanan sorun üzerine kürsüden bütün dünyaya sesleniyor: “O bir gazeteci değil. O bir terörist”… Adam yeni tutuklanmış. İddianame bile yok henüz. Savcı iddianame hazırlayacak. Hakimler de yargılayacak. Fakat bütün o savcı ve hakimlerin geleceğini belirleyen kurulu seçecek olan siyasetçi hükmü vermiş bile: “O bir terörist”…

 

Böyle bir sistem olur mu? Anayasaya “yargı tarafsızdır” cümlesini yerleştirmekle yargının tarafsızlığı sağlanabilir mi? Senin hayatını belirleyecek kurulu seçen siyasetçi hükmü vermişse, burada “hâkim teminatından” söz edilebilir mi? Hâkimin, vereceği kararı düşünürken o siyasetçiyi kızdırırsa geleceğinin kararabileceğini bildiği bir düzene “hukuk devleti” denebilir mi?

 

Siyasette olur böyle söylemler deyip bunları “teferruat” sayarak kendini rahatlatmaya çalışanlar için söylüyorum. Hayır bu mazur görülebilecek bir söylem değildir. Yargıya, açık ve çok güçlü bir müdahaledir; ne hukukta ne de etikte yeri vardır bunun.

 

Kaldı ki burada belirgin bir nüans da dikkat çekiyor. Erdoğan “yargı bağımsızdır, onun tasarrufudur karışamayız” gibi kabul edilebilir standartlarda diplomatik bir cevap zeminine de ihtiyaç duymuyor artık belli ki. Yargı yerine hüküm bildiriyor. “Karışamayız” değil, (yargıç yerine geçip) “bırakmayız” diyor.

 

Ardından gelen idam taahhüdü… Bir cumhurbaşkanı, fiilin gerçekleştiği anda yasada yazılı olan cezanın daha sonra arttırılması durumunda geriye dönük olarak uygulanamayacağını; bunun kadim bir norm olduğunu bilmiyor olabilir mi? Nedir öyleyse meydanlarda idam idam diye coşmanın anlamı? İlkel, intikamcı duygular üstünden rant devşirmek mi? “Siyasette her şey mubah” çı popülizmin şık bir örneğiyle daha mı karşı karşıyayız?

 

“Şehitler evetçiydi, evetçi… onları bombalayanlar bugünün hayırcılarıdır” …

 

Ne oldu 15 Temmuz’u takip eden günlerde “Yenikapı Ruhu’na” yapılan güzellemelere. Hani darbeye karşı çıkanlar el ele vermişti? Hani Ak Parti birleştirici, kucaklayıcı siyasetin adresiydi! Sırf “bu kadar yetkiyi başkana vermek yanlıştır” dedikleri için, dün el ele durulan kesimler bugün darbeci mi oluyor? Bu mudur kucaklayıcılık? Toplumun tamamı “ultra yetkilerle gelin; yasamayı da yargıyı da alın avcunuzun içine, nasıl isterseniz öyle yönetin bizi” derse mi ancak kucaklanmayı hak edecek?

 

Bir mücadeleyi kazanmak için, ülkenin yarısını nefret nesnesi yapmayı göze alan bu söylem üzerine Ak Parti seçmenlerinin hiç mi söyleyeceği söz yok?

 

Zaten çok güçlü olan iktidarını daha da genişletmek, anayasal norm haline getirmek için, karşı çıkanları “şehitlerin canına kıyan darbeciler” olarak nitelemekten kaçınmayan bir siyaset tarzı; çoğunluğun desteğini yitirmeye başlar ve iktidarı tehlikeye girerse hangi yetkileri nasıl kullanacağını anlatmıyor mu yeterince?

 

Bu soruyu da sormayacak mıyız 16 Nisan’da sandığa giderken?         

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(11)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

selçuk temiz10.03.2017 09:58:27
Gürbüz Bey, Erdoğan zaten daha öncesinde o zatı Merkel''den istedik, nasıl olduysa bir şekilde verdiler dedi. Yani Kandil''de, PKK gösterilerinde bulunması ve istihbarattan alınan bilgiler doğrultusunda onun bir gazeteci değil terorist olduğu anlaşılıyor. Parlementer sistemin bulunduğu Almanya nın tutumunun bizden çok daha demokratik ve yasalara uygun olduğunu düşünmüyorum. Bakanlarımıza uygulanan engellemeler 2 saatte mahkemeden çıkartılıyor. Dolayısıyla olayı hukuki değil siyasi olarak düşünülmesi gerek. Teşekkürler
İLHAMİ YILMAZ10.03.2017 11:15:30
Kısa sürede bu kadar savrulmaya yorum yapmaya değer mi?
10.03.2017 15:42:30
“Erdoğan yargısı mı geliyor yoksa?” Sorunuz eksik bence,çoktan geldi bile. Sayın Erdoğan bu ülke insanını iyi tanıyor,gücü kendi lehine en usta kullanan siyasetçi,herkesten bir biçimde destek alıyor,örneğin sizden de.Cumhurbaşkanı seçildiği günden beri, akıl almaz sözler söyledi kararlar aldı destekçilerinden kim ses çıkarttı,yazan çizen herkes Erdoğancı oldu. Tek adamcılıka övgüler düzüldü,destekler sunuldu. Büyütüp böyütüp şikayerçi olmanın bir işe yaramayacağı kanısındayım.Saygılar.
erkan10.03.2017 19:38:49
bence yargı konusunda gayet yanlış yazmış olabilirsiniz (bence) çünki bu yargı erkini kullananlar kutsal insanlar mı, (o kadar çok kutsal insan gördük ki bu ülkede, bi tane kaldıracak halimiz yok, yani hani demokrasiydi felan, hani eşittik) yani neden bu hakim ve savcılar denetlenmiyor, bence sizin asıl düşünmeniz gereken konu şimdiye kadar bu olsaydı eğer, tayyip erdoğan da bu anayasa değişikliğiyle karşınıza çıkmazdı, ama illaki siyasete yani demokrasinin de cumhuriyetin de en büyük gücüne, yani milletin iradesinin ufacıkta olsa bir yansıması olan yasama ve yürütme kurumlarına, yani bizim 5 yılda bir kullandığımız seçime, oya felana filana , eleştiri getirdiğinizin yüzmilyonda birini şu yargı erkini oluşturan ve dünyalarımızı karartan kutsal hakim savcılara ve onların denetlenemezliliğine, o kutsal yargı mensuplarının nasıl denetlenmesi gerektiğine dair yazılarınızı bol bol okumuş olsaydık, erdoğan karşınıza bu anayasa paketleriyle çıkmazdı.
Metin Tran10.03.2017 19:46:44
Gürbüz Bey, serbest seçimlerin yapıldığını unutuyormuş gibi konuşuyorsunuz.
Abdurrahman12.03.2017 06:37:23
HSK seçim usülünü uluslararası (hatta evrensel olduğu bile iddia edilen) normlara göre yorumluyorsunuz fakat bir çeşit aksiyoma dönüşmüş bu önkabuller batı toplumlarının sosyal tecrübesi sonucunda oluştu. Her toplumda aynı işlevi görmüyor doğal olarak. Bağımsız olduğu varsayılan yargı Türkiye''de her zaman halkın aleyhine çalıştı ve bu tecrübemize göre meclis yani kağıt üzerinde de olsa halkın temsilcileri tarafından seçilmesi bence daha doğru olur. Mesela idam cezasına net bir şekilde karşıyım fakat tartışılamaz norm olduğu için değil Türkiye''de adaleti sağlamak yerine tam tersine sebep olduğu için, yani sosyal evrimimizin bir sonucu olduğundan. Erdoğan''ın üslubu ve savrulmaları hakkında yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Fakat Erdoğan herşeyden önce bir sonraki seçimi düşünüyor, söylemini ona göre belirliyor, neticede makul olana dönüyor. Ben de tutarlı olmasını tercih ederim ama halkın çoğunluğunun umrunda değil böyle şeyler ve Erdoğan da bunun farkında.
Turgut TARKAN...12.03.2017 09:30:08
Erdoğan, içeriye verdiği sert mesajların on''da bir''ini dışarıya vermiş olsaydı, hâlâ Reis olabilirdi belki gözümüzde lâkin ilm-i siyâsa işte; biz de ilm-i siyâsa güdüp kerhen ona destek veriyoruz işte...
Köroğlu13.03.2017 16:02:52
İlginç bir anlamamazlıktan gelme var. ''Yargı ve yürütme ve yasama birbirinden bağımsız olmalı, böylece halkın iradesi tek bir kişinin iradesine indirgenmez, daha kapsamlı bir şekilde devlete yansır. Böylece bir denge ve denetim sistemi de kurulur, suistimallerin ve hataların önüne geçilir. Önerilen sistemde hakimleri de, savcıları da, çoğunluk partisi milletvekillerini de yürütmenin başı atayacak. Sistem çalışmaz. Önseçim, dar bölge, vb...'' diyorsunuz. Cevap olarak ''hakimleri ve savcıları millet iradesinin seçmesine karşı mısın?'', ''vesayetin sürmesini mi istiyorsun?'' diyorlar. Ya idrak sorunu var, ya da hedef demokratik bir hukuk devleti değil, başka bir şey. Açıkca konuşulmadığı, demagojiye ve hamasete sapıldığı için bilemiyoruz.
İLHAN AĞUN17.03.2017 10:31:45
son turda en çok oy alan 2 adaydan biri kura ile seçilecekse işbirliğine de gerek yok zaten, son tura bırak, istediğin adayı seçtir peki durum böyle olacakken şimdi durum nedir? Şimdi nasıl seçiliyorlar? bunu öğrenerek son tahlile ulaşmak isterim mümkünse..mevcut kurallara göre tüm üyelerin ipi, aynı mantıkla bi yerde toplanmayıp liyakate göre mi oluşuyor? kurul üyelerinin tamamı bizzat tek adam tarafından da atansa, yada dünyanın en demokratik yöntemiyle seçilen son derece bağımsız üyelerden de oluşsa, o üyenin kendi ideolojisinden de yargıladığı kişinin dünya görüşünden de etkilenmeden evrensel normlara göre hakkaniyet ölçüsünde karar vermesini sağlayacak bireyleri yetiştirecek eğitim sistemi kurmaktır en önemlisi, ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamakta süründürmeden tabii...yoksa her iki durum da istenen sonucu vermeme potansiyeli barındıracaktır. dilediğince seçersin ama dediğini yapmaz, yada hiç müdahil olmazsın ana kafasındaki ideolojiye göre adalet tesis eder...
Muzaffer 21.03.2017 15:17:55
Saygıdeğer Gürbüz Özaltınlı, diyelim ki Recep Tayyip Erdoğan hak vaki oldu ve yok ve yine diyelim ki 7 Haziran seçim sonuçlarına benzer bir MECLİS ARİTMETİĞİ oluştu...tezinizi RTE odaklı yapmak ne kadar OBJEKTİF KILIYOR?
Nejat Aşkıner07.04.2017 22:25:45
Bu yorumun tamamına katılır ve altına imzamı atarım.........Saygılar..........