Neden “kararsız” değilim

 

Bir önceki yazıda, önümüze gelen anayasanın, demokrasilerde birbirlerini denetlemesi ve dengelemesi gereken devlet güçlerinin tümünü (yasama-yargı-yürütme) cumhurbaşkanının elinde topladığını yazmıştım. Bu haliyle, bir başkanlık sisteminden ziyade “tek adam rejimi” öngören, olağanüstü bir güç yoğunlaşmasına yol açan bir mantığa sahip. Savunucuları ise, onun bu özelliğini gözlerden kaçırmaya çalışan bir gayret içindeler.

 

Kimse alınmasın, fakat hakikaten yazarlarına hiç yakışmayan, gülünç çarpıtmalarla dolu yazılar okuyorum. Yasama ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün ve ayrı ayrı yapılması yasama gücüyle yürütme gücünü kesin olarak birbirinden ayıracakmış… Cumhurbaşkanı artık sorumsuz değilmiş, Meclis uygun görürse Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanabilecekmiş… Şimdi hükümeti kuran parti Meclis’i elinde tutuyor, istediği yasayı çıkartıyormuş, oysa artık Meclis bağımsız irade gösterecekmiş, Meclis kişilik kazanıyormuş… 13 üyeli Hakimler Savcılar Kurulu’nun sadece 4 üyesini Cumhurbaşkanı seçecekmiş; 7 üyesi Meclis tarafından seçilecekmiş. (Etti on bir; iki eksik kaldı) İki üye de Adalet Bakanı ve Müsteşarı olacakmış. Kurulun bağımsız ve tarafsız olamayacağına ilişkin kuşkular yersizmiş…

 

Şaka değil, bunları okuyoruz.

 

Parti genel başkanı olarak cumhurbaşkanı seçilecek kişinin kendi partisinin milletvekillerini tek tek, isim isim saptayacağını bu arkadaşlar ve hepimiz bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin aynı gün yapılmasının Meclis’e kişilik kazandırmak ve güçleri birbirinden ayırmakta nasıl bir etkisi olacağını bilmiyoruz; ama başkanla Meclis çoğunluğunun aynı partiden olması ihtimalini çok kuvvetlendirdiğini hepimiz bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Böylelikle cumhurbaşkanının yasama üyelerinin de çoğunluğunu belirleyecek olduğunu bilmiyor muyuz? Biliyoruz.

 

Yürütme ve yasama çoğunluğunun bu kadar “uyumlu” (yani tek elden çıkmış) olması durumunda cumhurbaşkanı kanun gücünde kararname çıkarttığında Meclis çoğunluğunun nasıl davranacağını tahmin etmekte zorlanır mıyız? Sanmıyorum.

 

Olağanüstü hal ilanına yetkili kılınan başkan bu yetkisini kullandığında, Meclis’in “nereden çıktı şimdi bu“  tepkisi vereceğine inananlar el kaldırsa kaç kişi sayarız? 

 

Keza, böyle bir Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı herhangi bir eyleminden sorumlu tutup 400 (yazıyla: Dört yüz) üyenin kararıyla Yüce Divan’a sevk etmesinin cumhurbaşkanının kafasına yıldırım düşmesinden daha mucizevi bir ihtimal olduğunu bu arkadaşlar ve hepimiz bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Peki, o Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12 (yazıyla: On iki) üyesini doğrudan cumhurbaşkanının seçeceğini de bilmiyor muyuz? Biliyoruz.

 

Peki, cumhurbaşkanının tek başına Meclis’i feshedip kendisiyle birlikte seçimlere gitme kararı verebilmesi karşılığında Meclis’in 3/5 çoğunlukla aynı kararı verebilecek olduğunu bilip de, birbirimizin gözünün içine bakarak Başkan’la Meclis’in “eşit kozlara” sahip olduğunu iddia edebilir miyiz? Çoğunluğu, parti başkanı olan cumhurbaşkanınca belirlenmiş milletvekillerinden oluşan bir Meclis, aklına yatmadığı konularda fesih tehdidine de kulak asmaz ve başkana aslanlar gibi direnir diyebilecek “gerçekçi yorumcular” var mıdır? Vardır. Onlara kimse inanır mı? Sanmıyorum.  

         

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinin 4 üyesini cumhurbaşkanının seçeceğini biliyoruz, doğru. Peki Adalet Bakanı ile onun müsteşarını kimin seçeceğini ve böylelikle 6 (yazıyla: Altı) üyenin doğrudan cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olacağını bilmeyecek kadar dört işlemden habersiz miyiz? Hayır değiliz. Kalan 7 üyenin 7’sinin de Meclis’in en büyük partisinin arzusu hilafına, sadece muhalefetin istediği isimlerin seçilmesiyle oluşacağına inanabilecek bir tek şahsiyet bulabilir miyiz necip Türk Milleti içinde? Bulamayız.

 

Önümüzdeki tasarıyı savunanların hiç dokunmadıkları konular var bir de…

 

Mesela çok önemli olmasına rağmen, Meclis’in bütçeyi onaylama üzerinden gerçekleştireceği denetimin göstermelik kılınması… (Anayasa Meclis’e diyor ki; istersen bütçeyi onaylama, bir önceki yılın bütçesini yeniden değerleme oranında arttırır işlere devam eder başkan).

 

Mesela cumhurbaşkanının bütün üst düzey bürokratları atarken Meclis onayı (hadi onay yetkisini de geçtik) kamuoyuna açık mülakat, sorgulama yapması gibi en küçük bir denetime izin verilmemesi…

 

Tamam anladık; bürokratik vesayet kaldırılıyor, yerine seçilmişlerin iradesi geliyor. Peki cumhurbaşkanı yarıdan bir fazla ile toplumsal çoğunluğun iradesini temsil ediyor da, bütün önemli partilerin seçilerek geldiği Meclis neyi temsil ediyor? Hangisinin temsil gücü daha fazla?  Bu konular açıldığında kafalar yukarı çevrilip ıslık çalınıyor…

 

Anayasa konusunda yazdığım her yazıda şu cümleyi kurdum; yazdıkça da kuracağım: Önümüze getirilen anayasa çalışması Başkanlık Sistemi değildir. Ben başkanlık sistemine karşı değilim. Demokratik kontrol ve fren mekanizmaları olduğu sürece yanındayım. Bu sistem denetimden azade tutulmuş, bütün güçlerin tek elde toplandığı oligarşik bir iktidar sistemidir.

 

Kimin milletvekili olacağına, kimin yargı ağını yöneteceğine tek başına karar veren güç bu yapılara hâkim olur. Bu kadar basit.

 

Bu anayasayı savunanların söyleyebilecekleri en dürüst cümle “korkmayın bizim reisimiz bu gücü istismar etmez; çoğulculuğu gözeterek demokratik duyarlılıklara uygun kullanacaktır” olabilir…

 

Ben de derim ki; yönetenlerin yetkileri onların varsayılan karakterlerine güvenilerek düzenlenmez. Seçilmiş Meclis ve meşruiyetini Meclis’in iradesinden alan yargı tarafından denetlenmeyen, frenlenmeyen yürütme gücü toplum için tehdittir.

 

Sadece muhalif olanlar için değil; yürütmeyi o kişiye teslim eden çoğunluk için de…

 

Eğer bu sözler soyut geliyorsa, şu günlerde akademisyenleri de kırıp geçiren KHK’lara bakın güç sınırlanmazsa somut olarak neler yapılabildiğini daha kolay anlayacaksınız.

İşte ben bu nedenle “kararsız” değilim. 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(13)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Cemalettin Kalyoncu 190737081402/10/2017 3:56:31 PM
Oy verenleri yok sayıp her türlü fırıldagi çevirenler. Hala yok saymaya devam mı. Yok olun inşaallah.
lualua2/10/2017 8:11:42 PM
Aklı ve vicdanını kaybetmemiş insanlar kendilerini nasıl da belli ediyor, tebrik ederim. Bu ortamda doğruları söylemek cesaret ister.
Hamit ağaoğlu2/10/2017 9:33:39 PM
Akedemisyenler pkk yı desdeklediklerinde de tarafsız kaldınız mı? Diyelim ki pkk sizin bir yakınınızı öldürdü ve bu akememisyenler pkk yı desdekledi yinede tarafsız kalırmıydınız ?
Hilmi2/13/2017 8:57:40 PM
Sayın Özaltınlı''yı yıllardır takip eden biri olarak söyleyeyim; o sözde akademikleri eleştiren epeyce yazısı var. Bu gayri milli aydınları sonuna kadar eleştirmelim fakat, olaylara PKK''nın gözüyle bakan o taraflı bildiriye imza attıkları için işlerinden olmalarını veya hapse atılmalarını da alkışlamayalım.
Umut aslan2/11/2017 2:13:24 AM
Mükemmel bir yazı.kaleminize sağlık
Osmanlı Kartalı 2/11/2017 9:51:39 AM
Bir parti eğer yüzde 50 oy alıyorsa bahsettiğiniz durumların hepsi zaten gerçekleşiyor. Problem en büyük parti yüzde 35-40 civarında bir oy aldığında yürütmenin nasıl güçlü olacağı...7 haziranı ne çabuk unutmuşsunuz. Altın kafanızı memleket için faydalı işlere yorsanız daha iyi olmaz mı?
Turgut TARKAN...2/11/2017 9:52:40 AM
Haklısınız Sayın Özaltınlı, buna rağmen biz de kararsız olmamak mecbûriyetindeyiz...
sinanyaprak2/11/2017 2:17:30 PM
Sizin işaret ettiğiniz hususlar orada öyle dururken, yok meclis güçleniyormuş, yok cb yargılanabilecekmiş diyenlerin Fetö''nün robotlaştırdıklarından bir farkı var mı Allah aşkına.Bu günlerde yeni diye yutturulmaya çalışılan şey 1876 yılı kadar eski ama aklını ve vicdanını işportada satanlar için hava hoş. Bu günlerde olanlar gelecekte olabileceklerin habercisi ama onlar kör, sağır ve dilsiz.
Salih Güngör2/11/2017 5:38:40 PM
daha iyisi yapılabilirdi ama böyle muhalefete böyle anayasa !!! kokuşmuş sisteme bir nebze çare olacaksa saydığınız bütün sakıncalara rağmen anayasa değişikliğinin geçmesinden yanayım.
Körk2/11/2017 11:16:23 PM
Budur
Yeniçeri 2/12/2017 3:06:37 AM
Ben de kararsız değilim ..Devlet in ürettiği son 50 yıldır YAŞADIĞIMIZ Krizlerin ARTIK Sorumlusunun da Bizimle birlikte BEDEL ödemesi gerektiğini , hiçbir bahaneye sığınarak bizi manüple edemiyecek olması.. Benim bir KARAR a varmamı kolaylaştırıyor
Sabri Kazancı 2/12/2017 12:28:08 PM
Ağzına sağlık sn.Bayramoğlu aynı düşüncede ve tereddüt içindeyim, bundan dolayı bende kararlıyım. Selam ve saygılarımla.
Mehmet İlker Çetin2/13/2017 10:38:45 PM
Yazınızda belirttiğiniz endişelere katılmamak mümkün değil.Ancak halen yürülükteki Anayasa''nın seçilmişleri ne kadar aciz durumda bıraktığı ortada Amerika''da bulunan bir hain dış güçler ile 15 temmuzda nerede ise ülkeyi işgal edeceklerdi..Bu güne kadar seçilmişlere yapılan darbeleri saymak ile bitmiyor. Verdiğimiz oylar ile bu vesayet rejimini değiştiremedik darbecilerin dediği gibi bin yılda geçse değiştiremeyiz.Hiç değilse bu anayasa değişikliği ile tam yetki vererek seçeceğimiz başkanı başarısız bulur isek güç halkta 5 yıl sonra darbeyi biz yaparız. Keşke bu değişikliğin sizin belirtiğiniz endişeleri içermeyen şekilde çıkarılsa idi. Seçilmiş birinin oluşturacağı yargının 17 yaşındaki çoçuk''u idam edebilmek için yaşını 18 yapan,hanımının başı açık veya kapalı diye cumhurbaşkanı yapmamak için 367 garabetini uyduran... onursal yargılar oluşturacağını düşünemiyor.Bu felaketlerin 1/40 nı yapsa halk bunun hesabını sorar.Bir halk deyimi var.Hiçten ise köse. EVET Saygılarımla