Yalan dünya...

Kendi mahallenizin olumlu, karşı mahallelerin olumsuz haberlerinin olgusal olarak yalan olduklarını güvendiğiniz bir siteden teyit ettiniz ya da başka bir şekilde öğrendiniz diyelim. Bunca yalana alıştıktan, yıllarca bazı görüşlerinizi o yalanların üzerine inşa ettikten sonra, bunu hazmedip kabul edebilecek misiniz?

14.07.2019 09:59
Güzin-Sarıoğlu
guzinsarioglu@gmail.com


 

Müslüm Gürses’in 2010 yılı sonlarında çıkan “Yalan Dünya” albümünde iki tane “Yalan Dünya” adında şarkı vardı.

 

Birincisi, Selda Bağcan’ın şarkısıydı, bu albümde Müslüm Gürses’in seslendirdiği versiyonuna yumuşacık sesiyle Öykü Gürman eşlik ediyordu.

 

Bu dünya yalan dünya, yalan yalan yalan dünya...

Kimisini ağlatırsın, kimisini güldürürsün

Genç yaşında öldürürsün

Ölüme çare olaydın ya...

 

Diğeri, beni çocukluğuma götürüyordu, çünkü bu ikinci “Yalan Dünya” şarkısı Beyaz Kelebekler’indi. 70’li yıllar, İzmir Fuarı, o yıllarda herkesin sevdiği gençlerden oluşan Beyaz Kelebekler ve “bu dünya hakikaten yalan” dedirten hazin hikayeleri.

 

Ama “Yalan Dünya” denince, çoğumuzun aklına ilk olarak Neşet Ertaş geliyor. Neşet Ertaş’ın kulağımızı es geçerek doğrudan kalbimize saplanan sesiyle söylediği Yalan Dünya bildiğim en güzel şarkılardan birisidir:

 

Ah yalan dünyada, yalan dünya,

Yalandan yüzüme gülen dünyada...

 

Farklı türlere ait olsa da, üçü de çok dinlenen ve sevilen şarkılardan olduğu için “popüler” kategorisindeki bu şarkılara eklenecek doğrudan adı “Yalan Dünya” ve “Dünya Yalan” gibi çok yakın benzerleri olan (benim bildiğim) daha 5-6 şarkı var. İçinde “yalan dünya” haykırışları geçenleri saymıyorum bile. Demek ki seviyoruz bu dünyanın yalan olduğunu dönüp dolaşıp söylemeyi...

 

Dünya bize, bu şarkıları hatırlamasak da, yalan olduğunu sık sık hatırlatıyor. İlahî, dolayısıyla, şu anda bilemediğimiz bir zaman ve mekânda gerçekleşecek bir adalete inanıyorsanız, belki biraz daha umutlu olabilirsiniz. Ama aslında, dünyanın yalan oluşu, en çok insanlar arasında dünyevî adaletin olmamasından ve başta ölüm ve ayrılık sebepleriyle olmak üzere hayatın ve ilişkilerin tamamının ya da bir kısmının geçiciliğinden kaynaklanır. Evet, tıpkı yukarıda adı geçen şarkıların muhteşem sözlerinde anlatıldığı gibi.

 

Sanal dünyanın bu kadar gelişmemiş olduğu ve hayatımızda bu kadar çok yer kaplamadığı zamanlarda dünyanın yalan olduğunu söylemek, biraz da yakın arkadaşımıza gönül koymak gibiydi. Dünya işine bağlanmamak gerektiğini hatırlatıyordu bize ama teselli edici ve sıcak bir yanı da vardı.

 

Şimdilerde en az iki paralel dünyada yaşadığımız konusunda hiç kimsenin şüphesinin kalmadığını sanıyorum. Kuantum gibi kelimelerle açıklanan bir dünya olsaydı, kuşkusuz daha gizemli olurdu gerçek dünyayla birlikte hayatımızı kaplayan diğer dünyalar. Ama öyle değil. Fazlaca bir gizemleri yok. Sanal dünya ya da sosyal medya önce basit dünyalarmış gibi görünüyorlar. Fakat düşününce, bu paralel dünyalarda, sanal olmayan dünyadan çok daha karmaşık şeyler yaşadığımızı anlıyoruz: İnsanların bir kısmını sanal dünyada tanıyoruz ya da tanıdığımızı sanıyoruz. Siyasi görüşlerimizi sanal dünyada okuduklarımıza, gördüklerimize göre oluşturuyoruz. Sanal dünyaya özel kanaat önderlerimiz var, onları takip etmeden, onlar ne yazmış ne çizmiş öğrenmeden içimiz rahat etmiyor.

 

Sanal dünyanın yalanlığı da karmaşık. Artık şarkılarımızdaki, sitemle bahsettiğimiz ama çoğu zaman bakış açımıza göre naif diye nitelendirebileceğimiz bir yalandan söz etmiyoruz. Çoğunluğu kasıtlı olarak karmaşa yaratmak amacıyla uydurulmuş yalanları konuşuyoruz. 2 Haziran 2019’da Serbestiyet’te yayımlanan “Post-truth ya da ‘hissedilen gerçeklik’” yazımda anlatmaya çalışmıştım. Zamanın ruhu böyle. Kimse gerçeklerin peşinden koşma gereği duymuyor, çünkü öyle hissetmiyor.

 

Büyük, kahramanca bir gerçek arama faaliyetinden söz etmiyorum. Ama kişisel hakikatin peşinden koşmak bile, mesela, kendini anlamak, kendinle yüzleşmek, kendine biçilen ya da bizzat kendimize biçtiğimiz rolleri sorgulamak artık moda değil. O birbirine benzedikçe kendini eşsiz sanan, herhangi bir ilişkide derinleşmeye gönül indiremeyen, birine/bir davaya emek vermeyi içselleştiremeyen ve sonunda neredeyse her türlü insanî duyguyu zayıflık kabul eden insanlardan biri olmak ise çok revaçta.

 

Toplumsal ve bilimsel konularda da durum benzer, herkes kendi gerçeğini/yalanını seviyor. Tutunacak kriter bulmak çok zor.

 

İşte bu kaygan zeminde, dünyada ve Türkiye’de yalanlarla başa çıkmayı hedefleyen, kendini “işin bir ucundan tutmak” ile görevlendiren, siyasette ve ünlü ya da sıradan insanların sosyal medya paylaşımlarında söylenenlerin, iddia edilenlerin gerçek olup olmadığını araştırmayı mesele edinmiş fact checking (doğruluk kontrolü) yapan girişimlerin olduğunu görünce, dar bir aralıkta olsa dahi nefes alma imkanı buluyoruz. .

 

“Teyit.org”, “izlemedeyiz.org” (ve onun içinden çıkan “doğruluk payı”, “veri kaynağı”, “görünür belediye” projeleri) sosyolojik ve siyasi verilerin doğruluğunun kontrolü açısından önemli bir işlev yerine getiriyorlar. Çeşitli raporlarla siyasilerin vaat ettikleri ile yaptıklarını karşılaştırıyorlar mesela. Ya da “görünür belediye” projesinde örneğin, “Türkiye’de yerel yönetimlerin internet sitelerinde verilerinin, rakamlarının ve harcamalarının kullanımı konusundaki performanslarıyla ilgili, dijital ortamda raporlar yayımlanmaktadır. Ana amaç, belediyelerin dijital platformlarda görünürlüklerini ve şeffaflıklarını artırmayı teşvik etmektir.” olarak ifade edilen hedefleri gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

 

Bir de yalansavar.org var, daha çok “bilimsel” olduğu iddia edilen verilerin ele alındığı bir site. Örneğin, “aşı karşıtı” iddiaları araştırıp, sonuçlarını rapor haline getirip yayımlıyorlar. Yalansavar.org’un mottosu da “Karanlığa lanet okumaktansa, bir mum yakmak yeğdir.” Özellikle bu sitede, örneğin, yeni bir yıla girerken medyumların ve astrologların o yıl gerçeklemesini bekledikleri kehanetleri, yıl sona erdikten sonra değerlendiren ve nihayetinde bunları tiye alan, “İyi Kehanet Yapma Rehberi” gibi son derece eğlenceli metinlerle de karşılaşabilirsiniz.

 

Tahmin edilebileceği gibi, ama daha önemlisi, bu tür sitelerden öğrenilebileceği gibi, “olgu” diye karşımıza çıkan verilerin kayda değer bir kısmı “yalan” olabiliyor. Aslında istatistiki olarak, doğru bir veriyle karşılaşmak git gide daha küçük bir ihtimal haline gelmiş durumda. Yukarıdaki bahsettiğim en azından şimdilik tarafsız ve güvenilir kabul edebileceğimiz girişimlerin, herhangi bir konudaki teyit edilmiş verilerinin hepimiz için “rahatlatıcı” bir etkiye sahip olabileceğini düşünüyorum. Geçmişte “iyi gazetecilik” diye adlandırdığımız kavramla ilgili beklentilerimizin bir kısmını bu sitelere yönlendirebiliriz.

 

Olacak iş değil ama, keşke kişisel olarak da bu tür siteler mümkün olsa, kendimize söylediğimiz yalanlar konusunda bizi uyarsa diye içimden geçiyor. Bunun için biraz daha beklemek zorundayız sanıyorum. Şimdilik iş yine başa düşüyor!

 

İzlemedeyiz.org kurucusu Baybars Örsek ile yapılan bir söyleşiyi dinlemiştim birkaç sene önce. Kendi deyimiyle “şüphe kası”nı anlatıyordu. Mealen, spor yaparak kaslarımızı geliştirebildiğimiz gibi, önümüze çıkan bilgilerden şüphelenerek, doğru olup olmadığını kontrol ederek “şüphe kasımızı” geliştirebileceğimizi anlatıyordu. Güzel bir metafor...

 

Artık hepimiz biliyoruz: Okuduğumuz, gördüğümüz haberlerin, verilerin doğruluğundan her zaman şüphelenmemiz gerekiyor. Yani şüphe kaslarımızı iyi çalıştırmalıyız.

 

Antrenmanlara başlamak için, kendi mahallenizle ilgili olumlu haberleri, karşı mahalleler ile ilgili olumsuz haberleri araştırın. Basit şeyler yapın, mesela bu haberleri altına kendi yürek soğutan ya da isyan bildiren “baş kaldıran” “kahramanca” yorumlarınızı yazıp da göndermeden önce, en azından yukarıda bahsettiğim doğruluk kontrolü sitelerine bir göz atın. Bazılarının doğru olmadığını göreceksiniz. Aslında bazıları için herhangi bir yere göz atmaya da gerek yok. “Ben yalanım” diye bağıranlarla da karşılaşıyoruz. Onları kabul edin.

 

Ama bence, asıl mücadele burada başlıyor: Kendi mahallenizin olumlu, karşı mahallelerin olumsuz haberlerinin olgusal olarak yalan olduklarını güvendiğiniz bir siteden teyit ettiniz ya da başka bir şekilde öğrendiniz diyelim. Bunca yalana alıştıktan, yıllarca bazı görüşlerinizi o yalanların üzerine inşa ettikten sonra, bunu hazmedip kabul edebilecek misiniz?

 

Yoksa, sık sık karşılaştığımız o argümanlara sarılıp, “evet, bunun uydurulmuş olduğu belli ama zaten zamanında neler neler söylemişti, dolayısıyla bunu da doğru kabul edebiliriz” ya da “söylememiş ama hissediyorum, söylemiş de olabilirdi” deme ihtimaliniz ağır mı basıyor? Bir adım daha atmaya cesaretiniz varsa, zamanında da o insanların söylediğini/yaptığını düşündüğünüz şeylerin aslında kısmen ya da tamamen uydurulmuş olabileceğini görme riskiyle de karşı karşıyasınız demektir.

 

Beyniniz ve daha çok da gönlünüz yalan olduğu anlaşılan olguları kabul etmeyi  ve yerli yerine koymayı otomatik olarak reddediyorsa, bunun olsa olsa bir tane açıklaması olabilir: “Yürek soğutma guddeleriniz” aşırı çalışıyor!!! Küçük küçük dozlarla da olsa doğru verileri bünyenize kabul ederek, tamamen kör olmaktan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.