“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne

1971’de, askerî cezaevinde, iç dayanışma ihtiyacımız çok yüksek. Hele yargılandığımız sıkıyönetim mahkemesinde, saflardan hiç fire verilmemeli. Onun için Pir Sultan ruhumuza çok hitap etmekte. O veya herhangi bir Alevi, veya herhangi bir azınlık mensubu, veya herhangi bir köylü isyancısı… devletin tahrikiyle taşlanırken, kışkırtılmış kalabalıkların içindeki dostları taş yerine gül dahi atmayacak pirine (kahramanına, liderine).

02.08.2019 10:49
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[1-2 Ağustos 2019] Dün sabah erkenden Dost acı söyler’i yazdım. Siteye yüklendi. Herhalde okundu veya okunuyor. Hele bazı alıngan ve kırılgan reaksiyonlara bakılırsa. Biraz da bu yüzden kafama takıldı -- günlük hayatımızda, popüler kültürümüzde, içinde “dost” sözcüğünü içeren, ya da “dostun dosta” ne söyleyebileceği veya söylemeyebileceği (söylememesi gerektiği) etrafında dönen, başka ne gibi deyişler olabilir?

 

Birini derhal hatırladım: Pir Sultan Abdal’ın “Şu kanlı zalimin ettiği işler” diye başlayan şiirinde, ilk dörtlüğün sonundaki “Yağmur gibi, yağar başıma taşlar / İlle dostun bir tek fiskesi yâreler beni ve  gene üçüncü dörtlüğün sonundaki “Şu ellerin taşı hiç bana değmez, /
İlle dostun bir tek gülü yareler beni
dizeleri. 12 Mart döneminde, 28. Tümen içindeki Mamak Askerî Cezaevinde, akşamları ne çok çalıp söylerdik bu türküyü! Konumumuz ve ruh halimize (ilk bakışta) çok uygun düşüyordu. Bir tarafta “düşman” (faşist generaller çetesi), bir tarafta “biz.” Yakalanmış, işkence görmüş, içeri tıkılmışız. Büyük bir kavganın içindeyiz. “Bu kavga devam ettiği sürece” (tırnak içine alıyorum, çünkü ironiktir, son dört yılda en çok iktidar medyası mensuplarından dinledim bu ibareyi), tek açık gedik vermemeliyiz.

 

Özetle, iç dayanışma ihtiyacımız çok ama çok yüksek. Hele yargılandığımız sıkıyönetim mahkemesinde, saflardan hiç fire verilmemeli. Bütün ifadeler aynı olmalı (zaten akşamları defalarca yazılıyor, birlikte okunuyor, redije ediliyor). Onun için Pir Sultan ruhumuza çok hitap etmekte. O veya herhangi bir Alevi, veya herhangi bir  azınlık mensubu, veya herhangi bir köylü isyancısı devletin tahrikiyle taşlanırken, kışkırtılmış kalabalıkların içindeki dostları taş yerine gül dahi atmayacak pirine (kahramanına, liderine).

 

İyi de, acaba doğru mu bu güzelim, bu insanın içine işleyen dizeler? Veya ne ölçekte doğru, ne ölçekte değil? Kant’ın “kategorik zorunluluk (categorical imperative)” diye tarif ettiği, her koşul altına geçerli ve evrensel “görev ahlâkı”na uygun düşer mi? Tersten söylersek; herhangi bir mücadele içinde, her farklı fikir “dostuna [= bizim safa], bırak taşı, gül dahi atmayacaksın” diye bastırılıp engellenebilir mi?

 

Sizce taş değil, gül dahi atmamak… son tahlilde neye ve kime yarar?

 

Şu iki düsturdan hangisinin, hayat içinde karşılaşabileceğimiz kritik karar noktalarında, davranışlarımıza yol göstermesi daha doğru olur: Dost acı söyler mi, Dostun bir tek gülü yâreler beni mi?  

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.