Uqbar, Tlön, Türkiye

Ne kadar aptalmışım, geçmişte üst akıl diye bir şey yok dediğimde. Varmış pekâlâ, hem de ne biçim! Borges’in izinden giderek, yıllardır alttan alta sürdürdüğüm araştırmalarımın bazı sonuçlarını, ilk defa burada açıklıyorum.

08.05.2019 09:26
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[7.5.2019] Bugünkü (Salı) gazete ve internet sitelerinde, doların 6.15’e çıktığı yazıyor. Kim yorumcu da bunu, Yüksek Seçim Kurulu kararlarının artırdığı iç-dış kaygılara bağlamış. Sakın inanmayın. Hepsi uydurma. En hakikî anlamıyla uydurma. Çünkü ne dolar var, ne TL, ne döviz piyasaları, ne de YSK diye bir kurum. Dolayısıyla okuduğunuzu sandığınız o kararlar da tamamen fiktif. Bir hayal dünyasına ve böyle bir hayal dünyası yaratmaya yönelik, kökleri 17. yüzyıl kadar gerilere giden bir komploya ait. Sabredin. Aşağıda anlatacağım.

 

                                                            *          *          *

 

Borges’in 1940’ta yayınlanan Tlön, Uqbar, Orbis Tertius öyküsü “Uqbar’ın keşfini bir ayna ile bir ansiklopedinin yanyana gelmesine borçluyum” cümlesiyle başlar (İngilizcesinden bütün çeviriler bana ait). Gerçek hayattaki en yakın arkadaşlarından, Arjantinli romancı Bioy Casares ile birlikte, geç vakitlere kadar yemek masasında oturmaktadırlar. Aynadaki görüntülerini tuhafsar, kendilerini eğreti ve tedirgin hissederler. Bioy Casares, “Uqbar’ın heretik mezhep kurucularından biri”nin sekse ve aynalara ilişkin, insan soyunu gereksiz yere çoğaltıyorlar kabilinden bir sözünü aktarır. Kaynak olarak da. Encyclopaedia Britannica’nın 1902 baskısının “yetersiz” bir yeniden basımı diye tarif ettiği Anglo-American Cyclopaedia’yı gösterir. Kitaba bakar ama Casares’in okudum dediği bölümü bulamazlar. Başka atlas ve ansiklopedilerde de “Uqbar” bir türlü çıkmaz karşılarına. Ancak ertesi gün Casares, aynı ansiklopedinin bir başka basımında bulduğu dört sayfalık “Uqbar” bölümünü getirir. Ya Irak ya Anadolu’da esrarengiz bir bölgedir Uqbar. Edebiyatı tamamen fantastik niteliktedir. Mlejnas ve Tlön denen mitolojik diyarlarda geçer. Derken, Borges’in babasının arkadaşlarından Herbert Ashe diye bir İngiliz mühendis ölür ve Borges’e bir kitap bırakır. Tamamen Tlön’e hasredilmiş bir ansiklopedinin 11. cildidir. Hayalî Uqbar’ın efsanelerinin ait olduğu hayalî Tlön ülkesinin tarihi, kültürü ve felsefesini ele almaktadır. Tlön insanlarının, kendi dünyalarının objektif gerçekliğini kabul etmediklerini öğreniriz. Tlön’de konuşulan dillerden birinde hiç isim yoktur. Ay değil de aylamak vardır örneğin; dolayısıyla “ay suların üzerinde yükseldi” değil, ancak “yukarı akışın üzerinde ayladı” diyebilirsiniz. Tlöncenin bir başka türünde, fiillerin yerini tek heceli sıfatlar alır. Bu sefer de ay, “karanlık zemin üzerindeki yuvarlak hafif-ışık”  veya “gökyüzünün soluk turuncusu” şekline bürünür. Felsefe, tümdengelim, tümevarım, ontoloji, tarih… hepsi imkânsızlaşır, yapılamaz olur.

 

Sonra Borges bir de (güya) 1947 tarihli bir Zeyl (Postscript) koyar önümüze. Uqbar’ın da, Tlön’ün de, 1941’de keşfedilen bir mektupta anlatılan kökenini buradan öğreniriz. Meğer 17. yüzyılda “ya Luzern’de ya Londra’da” Orbis Tertius diye gizli bir örgüt kurulmuşmuş. Aralarında, sübjektif idealizm savunusuyla ünlü filozof Berkeley de varmış. Gerçekte olmayan Uqbar diye bir ülke yaratrmayı ve insanları buna inandırmayı amaçlamışlar. Bunun nesiller boyu uzanan bir çaba gerektireceğini anlamışlar tabii. Dolayısıyla her ustanın kendine bir çırak seçmesi, sonra onların da kendilerine başka çıraklar seçmesi gerekmiş ki proje sürdürülebilsin. Bir ara çeşitli baskı ve koğuşturmalara uğramışlarsa da, 19. yüzyılda Amerika’da tekrar canlanmışlar. Ezra Buckley diye egzantrik bir milyoner, neden tek bir ülke yaratmakla yetinelim; iyisi mi bütün bir dünya olsun demiş. Tlön dünyası böyle vücut bulmuş. Daha önce sırf 11. cildinden haberdar olduğumuz, aslı kırk ciltlik İlk Tlön Ansiklopedisi de (A First Encyclopaedia of Tlön) meğer bu amaçla Buckley tarafından yazdırtılmışmış. Tamamı 1944’te bulunmuş ve Memphis, Tennessee’de yayınlanmış. Başka yayınların içine Uqbar ve Tlön konulu maddelerin sızdırılması da  gene bu hayalî diyarlara gerçeklik kazandırmak için yapılıyormuş. Zeyl’in tarihi diye verilen 1947’ye geldiğimizde, (gizli bir bilim ve teknolojinin ürünü olduğu anlaşılan) esrarengiz Tlön objeleri de yeryüzünde yayılmaktaymış.

 

                                                           *          *          *

 

Ne kadar aptalmışım, geçmişte üst akıl diye bir şey yok dediğimde. Varmış pekâlâ, hem de ne biçim! Borges’in izinden giderek, yıllardır alttan alta sürdürdüğüm araştırmalarımın bazı sonuçlarını, ilk defa burada açıklıyorum. Orbis Tertius cemiyeti günümüzde de faaliyette. Dahası, bir şubesini de bölgemizde, Orta Doğu’da açmış bulunuyor. Borges’in öyküsüne, 2071 tarihli ikinci bir Zeyl (Postscript II) eklenmiş. Oradan öğreniyorum ki, üye kaydettikleri arasında en yüksek bazı politikacı ve devlet adamları da var. Adlarını versem, dudağınız uçuklar. Asıl önemlisi, bütün medya ellerinde. Yanlış anlaşılmasın; medya tabii birilerinin ellerinde de, hayır, göründüğü gibi değil; Orbis Tertius’un ellerinde demek istiyorum. Bu suretle, Uqbar ve Tlön’ün yanına, üçüncü kuşak hayal ülkesi olarak Türkiye’yi de eklemek amaçlanıyor.

 

Nitekim şu anda yeraltı matbaalarında, elli ciltlik bir Yeni Türkiye Ansiklopedisi hazırlanmakta. Sıfır noktası kabul edilen 2016 yılından başlıyor. Bilinmeyen bir el tarafından bana gönderilen, bugün masamın üzerinde bulduğum 2. cildinde, Osman Kavala, Ahmet Altan ve Füsun Üstel denen kişilerin nüfus kayıtlarına hiçbir yerde rastlanmadığı, dolayısıyla bu insanların mevcudiyeti ve mahkûmiyetinin birer evhamdan ibaret kaldığı kaydediliyor. Aynı paketten çıkan 3. cildinde ise, aslında yerel seçimlerin hiç yapılmadığı; 3. değil 13. ay olduğu ve 31 gün değil 28 gün tuttuğu; muhalefetin bütün komplo ve usulsüzlüklerini olmayan bir olay etrafında ördüğü; Yüksek Seçim Kurulu diye bir şeyin de mevcut bile olmadığı, esasen Yeni Türkiye’de konuşulan dillerde yüksek, seçim, kurul, hak, hukuk, adalet, meclis, parlamento, anayasa, doğruluk, dürüstlük, namus, ahlâk ve gerçek sözcüklerine rastlanmadığı (belki geçmişte kullanılmış olabilecekleri, ancak zamanla işlevsel karşılıkları kalmadığı için kullanımdan düştükleri); dolayısıyla eski Yüksek Seçim Kurulu konseptinin ancak “her nasılsa başkanlığın tâyinleri dışında kalan çok nadir insan tercihleri ve hareketliliklerini, kimse yanlış heveslere kapılmasın diye gözlerden saklamakla yükümlü görevliler grubu” şeklinde ifade edilebildiği… anlatılıyor. 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.