Gülriz Sururi’nin gözleri

7’den-70’e tüm kuşaklarıyla modernleşme tarihimizin hafızasına gövdesi, çehresi, jestleri ve mimikleriyle malolmuş bir karakteri daha yitirdik. Kuşak, sınıf, coğrafya vs. farkı dinlemeden gözlerinden etkilendik. Peki neden? Zevklerle renkleri de konuşmayı deneyen yazarlarıyla modern düşünce gelenekleri eşliğinde:

19.01.2019 11:13
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

1-Çetin problem: Güzellik, çekicilik

 

Gülriz Sururi’nin sanatçı ve sosyal kişiliği üzerinde hak ettiği gibi durulurken aşikâr güzelliği ve cazibesinin değinme ötesinde, konu edilememesi ne tesadüf ne de ona özgüydü. Çağdaş felsefe hayatın çoğu genel /özel, sosyal/bireysel, tipik/atipik yönlerini cesaretle işleyip yorumlarken güzel-çirkin ikiliğinin kategorik kertesi “estetik” genelde çekinilip uzak durulan alan olmuştur.

 

2-Sol Alman Felsefesinin inadı

 

Neyse ki istisnalar da yok değildi. Alana adlı adınca ve neredeyse kahramanca  bir cesaretle üstelik teori kapısından girmeyi göze alanla başlarsak, yani Adorno ile: Adorno&Horkheimer’ce Frankfurt’ta ekonomik determinizm revizyonizmine karşı teorik müdahale cephesi olarak kurulan enstitü ve dergisi “sosyal araştırmalar”ın ve eşkurucusu Adorno’nun misyonu, kültürün ekonomi/siyasetten, bireyin toplumdan ayrı bir alan olduğunu başta Marksistler, anlayana anlatabilmekti. Alanlar arası tek yönlü belirlenimler yerine karşılıklı kristalize belirlenimler örüntüsü inşa etme çabası diye de özetlenebilecek bu sürekli ve becerikli entelektüel çaba tabii ki estetiği de ıskalamamıştı ve ara başlıkları Almanca editörü Rolf Tiedermann inisiyatifiyle konarak tamamlanmış; taşıdığı zihinsel ağırlığa rağmen okunaklı kılınmış  “Estetik Teori” bu ilginin başyapıtı olmuştu. Ama maalesef ne “Eleştirel teori” diye de anılan Frankfurt okulunun gönüllü yayıncılığını üstlenmiş Metis, ne de o külliyata özenli katkılarıyla dikkat çeken İletişim ve diğerleri bu kitaba henüz yanaşmadı.    

 

 

 

3-Latin aklının kıvrak duyarlılığı

Sonra çoksatar edebiyatçı olacak Umberto Eco başta göstergebilimin İtalyanca adresiydi. O birikimle estetiğin yargı kutupları olan güzel ve çirkinin tarihini yazmaya girişti.

 

 

4-Populer kültür estetiği 

 

Umberto Eco’ya mimarlık ve tasarım gibi doğası bu yargılardan kaçmaya izin vermeyen alanların iddialı hocalarının bile tehlikelerinden kaçınmayı eleştirel hassasiyet sandığı yargıların tarihini yazdıracak cesareti veren, üzerinde hareket ettiği zemin göstergebilimin (semiyoloji) Paris’li kurucusu  Roland Barthes’in Citroen’den, deterjana, Match dergisi kapağına ve Kamelyalı Kadına popüler imgelerin kitleleri paratoner gibi çeken güçlerini daha en başından analiz ederek bu çetrefil kuramsal sistemin kuruculuğuna başlaması olsa gerek.

 

5-Çarpılma mı hesaplılık mı?

 

Bir arada kıyaslamadan bitirmek ikisine de haksızlık olurdu.

 

Adorno tanınmış bir karakteri fiziki özellikleriyle tasvir etti mi? Bilmiyorum. Ama bıraktığı düşünsel miras, eğer güzelliğin yaydığı etkiyi konu etseydi “çarpılma” diye özetlenip “fenomenal[duyusal]” çekmecesinde sınıflandırılacak şekilde duyulara ilk değdiği lahzanın altını çizeceğini düşündürüyor. Roland Barthes ise hesap kitaba gelir bir düşünümsel[cognitive]’liğe meylediyor.

 

Jaume Plansa, Crown Fountain; Chicago, Millenium park

   

Farkı somutlayabilecek hızlı örnek: Jaume Plansa’nın Chicago Millenium parktaki saniyede yenilenen çehrelerin ifadesini tamamen değiştiren minimal yüz çizgisi kıpırtılarını sergilerken fışkıran suyun toprağa karışmadan önceki birkaç saniyede kaldırımı Chicago sıcağından kaçan çocukların oyun alanına çeviren karşılıklı ikiz Crown Fountain ekranları: Göze batarak suya dokunup serinlemeye çağıran tipik duyusal yönelimli bir iş.

 http://www.serbestiyet.com/yazarlar/ihsan-bilgin/sanat-ozgurlestirir-mi-131582

 

Bu konuda 1970/1980 dönümünde Türkçe yazılıp o zaman teksir kopyası elden ele dolaşmış telif bir metin Murat Belge’nin doçentlik tezidir. Romantik gizemli dehanın yaratıcı yazarlığı ile sosyal tabakalaşmayı yarattığı karakterlerle kurmacasına taşıyabilen sosyal gerçekçi yazarlık arasındaki yaratma-yansıtma ikiliğini della Volpe ilhamlı “üretim” perspektifiyle aşmayı hedefleyen kitap sonra Birikim’den çıktı.  

 

 

6-Gülriz Sururi’nin gözleri

 

 

“Roland Barthes’in sonuna teorik bir popüler kültür eleştirisi kılavuzu da eklenmiş popüler kültür yazıları derlemesi “Çağdaş Söylenler Greta Garbo gibi canlı bir aktristin Kraliçe Kristina postundaki çehresinin çekiciliğini de eksik bırakmamıştı.

 

 

Söz anısı taze bir çehrenin çekiciliğine gelmişken konumuz Gülriz Sururi’nin çekiciliği/güzelliği aşikâr gözlerine de dönebiliriz… Deneyeyim: İki yana çekik kısıklığın arasından kendine yer açmış iri-kara gözbebekleri, şekilli-etli dudaklarla ve şeffaflık sınırındaki beyaz tenle alışverişe girmeseydi bile o muzipliğe meyilli şaşkın ifade kalırdı muhtemelen. Ne başka bir kıvrıma ne de tuşeye, hele ki başkasına benzemeye ihtiyacı var güzelliğinin çekiciliği için. Ama sadece o gözlerin şaşkın ifadesi bile yetiyor, Liza Minelli’yi Edith Piaf’ı hatırlatmaya. Hatta Shirley Mc Lane’i bile. Sırf yüzüyle değil, jimnastikçi çağrışımlı bedeni ve postürüyle de andırıyor bu global cazibe ikonlarını.

 

 

7-Gülriz Sururi’nin eleştirel vicdanı  

 

Paris; yıkılan ve yapılan Les Halles

 

Kitsch bir erken postmodern sahneye yer açmak uğruna Paris’in orta yerinde dünyanın gözü önünde katledilmiş kentsel yaşama malolup Paris’e sembol olmuş anıtsal modern endüstri arkeolojisi Les Halles’i ortam seçerek konu eden Sokak kızı İrma’dan Kabare’ye eleştirel kurmaca sahnelerinde benzeri meslektaşlarının Türkiye temsilcisi olmuş; o aşinalığa hiç ihtiyacı olmadan da taşımıştı temsil ettiklerini sahneye. O rollerin ne verilmesi ne de alınmasında fiziki özelliklerin payı sanatsal becerileri ile vicdani, etik angajmanlarının ardında ikincildi mutlaka. Ama gözlerdeki şaşkınlık/hayret ifadesinin ilk bakıştaki eleştirel şerh izleniminden de tamamen bağımsız olmasa gerek bu rol paylaşımı ortaklığı. Çehre ve gövde kadar, kurmaca paylaşmaya da ihtiyacı olmadığını kanıtlamak da yerli malı Keşanlı Ali’ye düşecekti.

 

 

8-Güzellikle vicdanın zerafeti

 

 

Son olarak ölümünün defnedildikten sonra duyurulmasını talep eden vasiyeti: Sadece göz kamaştırıcı olacağı besbelli bir veda töreninden feragatın mütevaziliği gibi gelmiyor bana. Ardında muhtemelen Teşvikiye, Levent veya Bebek camilerinden başlayıp İstanbul’un kılcal damarlarına yayılacak bir trafik kargaşası  bırakmama düşünceliliği de olmalı.   

 

Avlusuyla Kılıç Ali Paşa Camisi

 

Gülriz Sururi’ye kıyasla daha küçük bir okuryazar çevre aşinası dostum İskender(Savaşır) yönettiği Aralık’ın karşısındaki Teşvikiye camii veya ev adresi Cihangir camisi civar mahalleleri tıkamayı anısına yediremeyeceğinden yaşantısından iyi tanıdığımız zeki ve çekingen geride durma jestinin ifadesi bir sükunetle planlayıp vasiyet bırakmıştı yakınlığını bildiği veda töreni için Tophane Kılıç Ali Paşa camisi avlusunu.

 

Ne ona daha uygun ne de teselli edici bir veda avlusuna tanık oldum bugüne kadar... 

 

Güzellikle zerafet her zaman buluşmaz: Temel’e sorulmuş, güzel mi, aptal mı olmayı tercih ederdin? Düşünmeden aptalı yapıştırdıktan sonra da ısrarlar karşısında nedeni gelmiş: “Güzellik geçicidir! ” Bütün klişe genellemeler gibi geçerliliği kuşkulu ama, şundan eminim ki, o güzellik alicenap vicdan ve zekâlarla buluştuğunda hayalinin bile tadına doyulmuyor.

 

 

 

 

  

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Faik Güleçyüz21.01.2019 06:41:17
Ne diyeceğimi bilemiyorum.Nur içinde yatsın.