Ana SayfaYazarlarHavanın suyun da tarihi 1580-1870

Havanın suyun da tarihi 1580-1870

İstisnasız her türden okur-yazarın ilgisini çekecek ilginçlikte bir konusu ve kapsamı olmakla birlikte muhtemelen iktisat tarihçileri ve o alanın dikkatli izleyicileri dışında ıskalanıp gitti. Faruk Tabak’ın Yapı Kredi’den çıkan “Solan Akdeniz 1550-1870/Coğrafi-Tarihsel Bir Yaklaşım”, kitabından ve Tabak’tan sözetmek için önce iki kişiden daha bahsetmek gerekiyor: ilki Fransız tarihçi Fernand Braudel. Tarihin o büyük olaylar insanlar anlatısı olmaktan kurtulup, bildiğimiz hayata dönmesinde başrolü oynamış bir bilim insanı. İktisadi, siyasi ve gündelik hayata/kültüre değin birbirinden farklı tempodaki değişimleri içiçe geçirerek anlatmayı ve bunu yöntemleştirmeyi/üsluplaştırmayı denemiş,başyapıtı “Akdeniz/ Tarih, Mekân, İnsanlar ve Miras”, okunmayı pek de akıcılaştırıp teşvik ettiği söylenemeyecek bir şekilde Türkçe’ye de çevrilmiş. 

İkinci kişi Immanuel Wallerstein. 60’larda Birleşmiş Milletler vb.’nin kalkınma projelerinde yer aldıktan sonra bildiğimiz küresel kapitalizmin, zannedilenin aksine sanayi kapitalizminden çok daha önce küresel bir sisteme dönüştüğünü gösteren ünlü “Economic World-System” kitabıyla emperyalizm kuram ve tarihlerine yeni soluklar getirmiş Marksist bir düşünür. 70’lerde New York yakınlarında kurduğu araştırma merkezinin adını Fernand Braudel koyarak sorunsalını da ifşa edip belirtik kılmış. Okulun Türkiye’deki köprülerinden Çağlar Keyder, başka birçoklarının da yanı sıra ODTÜ Mimarlık fakültesini bitirmiş ve mimarlığın kendisine dar geleceği daha başından belli olmuş Faruk Tabak’ın da okulla ilişkisine aracı olmuştu. Faruk, 2002’de Washington DC Georg Town Üniversitesi’nde Profesör olarak çalışmaya başlayana kadar süreli araştırma bursları dışında hocasından ve okulundan hiç ayrılmadı, Doktorasını hayat projesine dönüştürdü. Resmen çoktan bittikten sonra da kitaplaştırma sürecinde araştırmaya, yazmaya, inceltmeye devam etti. ’08 yılbaşında Ankara’da geçirdiği talihsiz krizin hemen ertesinde çok erken ve ardında yapacak epeyce şey bırakmış olarak veda ettiğinde yegâne tesellimiz, hastanede son anda hayat projesi kitabının İngilizce baskısından birkaç kopyanın neyse ki eline geçmiş olmasıydı. Ardından hemen Türkçe baskısı da çıktı. Bu erken kaybın son verdiği ömrü hakkıyla kayda geçirmek üzere 09’da Bilgi Üniversitesi'nde aynı okuldan arkadaşı Reşat Kasaba’nın akademik yön tayininden ve akademik ilişki ağından faydalanarak çalışmalarının konu edildiği bir sempozyum düzenledik. Başta hocası Wallerstein, okulun dünyanın dört biryanına dağılarak akademik çalışmalarını sürdüren elliyi aşkın üyesi onun akademik birikimini değerlendirmek ve sahiplenmek üzere Santral’da toplandı. Taze kitabının ne kadar iddialı bir projenin üstesinden geldiğini orada en yetkili ağızlardan dinledik. Braudel’in izinden ustalıkla gitmesini bir yana bırakalım; Braudel’in niyetlenip de gerçekleştirme fırsatı bulamadığı bir belirleyeni daha katmıştı tarih anlatısına. Braudel farklı tempolarla değişen sosyal değişkenler örüntüsüne en yavaş değişken ekolojiyi katamamıştı bir türlü, İşte Faruk’un son anda dokunup görebildiği hayat projesi kitabın başardığı buydu. Kendisinin karakteri gereği kibirle değil özeleştirel bir kinayeyle dile getirdiği “Artık bin yıldan kısasını tahayyül edememe!” alışkanlığının akademik ürünü Akdeniz’in tarihini ustasından yarım asır sonra Akdeniz tarihyazımı tarihini de yorumlamayı ihmal etmeden, iklim değişikenlerini de işin içine katarak yeniden yazmıştı. 

Tarihsel maddeci olduğu kadar coğrafi maddeciydi de kitap. Öyle ya sırf zaman içinde değişmiyor her şey, yere göre de değişiyor. Osmanlı zamanın, sosyal/ekonomik/siyasi gerçeklerine uyamadığı kadar, hatta daha da çok, okyanusların çok uzağında yer aldığı için de yaşamını uzatamamıştı. Ama konu tam o da değil, yerden değil, havadan bahsetmek gerekiyor kitabın özgünlüğünün hakkını vermek için. Havanın yerde, gökyüzünün yeryüzünde bıraktığı izlerden; cidden hava durumunun tarihi bu. Sellerin, kuraklıkların, sıcağın, ayazın, güneşin, rüzgârın, bulutun tarihi. Dolayısıyla da dağların, ovaların, keçilerin, zeytinin, üzümün. köylünün, pazarda ürününü sattığı kentllinin, toprağını nadastan geri kazanmayı örgütleyen ağanın… Yazarının edebiyat ve sinemaya olan tutkusunu tasvirleri kadar cümle kurgusundan, üslubundan, dağarcığı kullanışından anlamak mümkün, kitabın çok sarih ve okunaklı bir kurgusu var.

 

 

- Advertisment -
Önceki İçerik
Sonraki İçerik