Neden Göbeklitepe?

Urfa civarında bulunan pişmiş toprak/tuğlayla yapılmış helezonik bir yapı insanlık tarihine ilişkin mevcut kurguları sorgulatacak nitelikte; insanların tarım/hayvancılık yapıp kalıcı yerleşmeler inşa etmelerinden öncesine tarihleniyor. (MÖ 8000) Yani insan, daha doğada gruplar halinde gezip, bulduğunu yeyip içerken tekil bir inşaat olarak yapılmış. Bu erken yapının niye yapılıp nasıl kullanıldığı ise kendi içinde saklı bir sır.

07.08.2018 16:55
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

Başka deyişle Göbeklitepe bugün bildiğimiz manada insanın kendi varlık koşullarını oluşturarak yeniden-üretmesinin eşiği sayılan tarım devrimi öncesinde, gezip avlanarak, hazır bitki toplayarak yaşadığı zamanlarda; o gezici hayvan topluluklarından pek ayrışmadığı devirlerde de beklenmeyen hamleler yapabildiğinin kanıtı. Hiç değilse ihtimali... İnşaatın kendisi başlıbaşına insanın karnını doyurmayı garantiye almadan da vicdani, zihni çarklarını çevirebildiğine işaret ediyor.    

 

Lascaux mağarasında doğa ve av tasvirleri

Göbeklitepe’de bulunan inşai nesnenin ne işe yaradığı tam olarak bilinemiyor. Yeni kanıtların dini işlevi  güçlendirdiğini okuyorum. Ama medyanın kısa yoldan ilan ettiği gibi tapınaklığı kesin değil. Arkeologların Mezopotamya’nın gezici topluluklarının ortaklaşa kullandığı çok-işlevli bir programı ihtimal dahilinde tuttuklarını biliyorum: Organizasyonu ve iletişimiyle o kadar erken böylesi bir topluluklar-arası dayanışma hala her zaman becerilemeyen başlıbaşına bir  mucize.  

 

Çatalhöyük   

Çatalhöyük hanelerinden birinde bulunmuş plan resmi çağrışımlı yerleşme düzeni.

İlerlemeden şu da not edilmeli ki Göbeklitepe kendinden onyıllar önce bulunmuş Mezopotamya’nın en eski yerleşmesi Çatalhöyük türü bir yerleşmenin parçası değil. Kendi başına yalnız bir inşaat.     

 

 

Eğer insanlar avcı/toplayıcı halleriyle belli zaman aralıklarında burada toplanıp ayin yapıp deneyim alışverişi yaptıysalar, yerleşik yaşama bağlanmış inanç  av ve  teknoloji değiş-tokuşunun daha yerleşilmeyip, topluluklar halinde et ve bitki peşinde koşulurken de inanç sistemleri geliştirip sosyal işbirliği ve örgütlenmeyi gerçekleştirecek kapasiteleri olduğu çıkacak ortaya. [*]

 

 

Ama tarım devriminden beklenenler de boşuna değil. İnsanın toprağı nemli tutan nehir yatakları ile işbirliği içinde toprağı düzenli işleyerek kurumasını önlemesi, kendini yeniden-üretmede av ve bitki bulmanın tesadüflerinden kurtararak yakın gelecek tüketimini plnlayabilmesine elverişli koşullar yarattığına kuşku yok.  O da işleyeceği toprağın kıyısına yerleşilmesiyle mümkün ki, o yerleşmeler de sonra köy ve kent diye adlandırılacak. Verimli topraklar üzerindeki bu yerleşmeler, insanı barınmak üzere sığınak ve mağara aramanın risk ve  külfetinden de kurtarmış.

 

 

Göbeklitepe öte yandan da labirent formuyla mükemmel bir sakla[n]ma yeri. Tüketimi yarına ertelenecek et veya bitki stokunu doğanın istenmeyen misafirlerinden saklayacak dolambaçlı bir sığınak; yukarıdan (kağıt üzerinden) bakıldığında bile yol izi sürülemeyen bu bilmeceyi önceden tanımayan bir yabancının sırrını çözerek içinde keşifte bulunması imkansız. Dolayısıyla diğer işlev olasılıkları yanı sıra fazlanın saklandığı depo diye kullanılmaya da elverişli bir form. Üzerinde muhtemelen kutsal semboller olan dikey taşlar öncelikle o büyük ve karmaşık labirent inşaatına ölçü ve hiza verip bütünlüğü içinde birarada tutarak inşa edilebilir kılan araçlar... Geriye kalan önemli soru binanın temeli? Tabii duvarların dibini kazmak o duvarlara da hasar vereceğinden, olmaz. Ama dışarıdan açılacak  tünelle duvarın altında ne olduğuna bakılabilir. Binlerce yıl bütünlüğünü korumuş bir inşaat olduğuna göre muhtemelen temeli olacaktır. Böyle çetrefil bir inşaatı henüz yerleşik bir inşaat tecrübesi olmayıp Çatalhöyük’ün prizma evlerinin yapılmadığı bir zamanda temeliyle de birlikte yapmak her halükarda mükemmel ve tamamlanmış bir inşaat deneyimine işaret edecektir.

 

 

İşte bütün dünya Göbeklitepe’yle vaktinden önce yapılmış insanlığın ortak mirası  bir artifact olarak  bu nedenlerle ilgileniyor. Hatta bana kalırsa geç bile kalınmış. Böyle çığır açan bir bulgunun o birçok orta halli kilise ve caminin de bulunduğu kültürel  miras listesine alınmak için neden bu kadar beklendiğini ve gündeme geldikten sonra da karar için günlerce konuşacak ne bulunduğunu anlamış değilim. “Bürokrasi işte, Unesco da olsa farketmiyor.”  diye geçiştireceğiz artık…

 

 

Not                                                                          

[*] Bu yazı, Göbeklitepe ilk bulunduğunda Güneş Duru’nun Bilgi-Mimarlık Y.Lisans atölyesinde verdiği konferansa atıfla yazıldı.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(2)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

8.08.2018 17:27:09
Günümüzde medeni insanın iştigal ettiği ve kültürden eğitime kadar ona lazım olan konularla ilgili prototip durumların peygamberlerle başladığı konusunda her ne kadar birçok itiraz söz konusu olsa dahi, bunun aksi, işin böyle olmadığını göstermektedir. Bu meyanda söylemek gerekirse, Kur''an''da belirtildiği üzere -gerek mana ve gerekse de materyal açısından değerlendirilsin- Allah''ın Âdem(a)''e kalemle yazı yazmayı öğrettiği belirtilir. Yine İslâm''ı hayatın bütünlüğünü kuşatma ve insanı medeni kılma açısından düşünüldüğünde, yine prototip olmaları gerektiği için peygamberlerin birer şehirli oldukları, şehirde doğdukları kabul edilir. Ki şehir hayatından dolayı oluşan kurumlar şehir olgusu üzerinden şehir ortamlarında oluşmuştur. Bunun aksi ancak bedevi toplumlarda olabilirdi. O da ör. Mogollar misali şehirli kimlik/ler içerisinde eridiği, yok olduğu kuvvetle kabul görmekteydi...
Sait alioğlu8.08.2018 17:37:55
Bu meyandan olmak üzere, vahiy kitapların bildirdiği üzere tarım Mezopotamya''sa Âdem(a) ile başlamıştı.Ör. Habil-Kabil kıssası... Yani tarım toplumu Âdem''den beri vardı. Tabiiki göçebe olup besicilikle uğraşan toplumlarda vardı mutlaka... Göbeklitepe bazı klasik kaynaklardan anlaşıldığı üzere Âdem''den sonra Nuh(a) döneminde, onun göçebe olarak yaşayan torunlarının, kendilerinden önce ve Nuh(a) henüz yaşarken vefat etmiş bulunan atalarını anma uğruna, onların hatırasını yaşatmak için yapılan bir ibadet, daha doğrusu puthane idi. Zira ilk puta tapanlar Nuh(a)''ın zamanında gerçekleşen tufandan sonra yeryüzüne -muhtemelen Mezopotamya''ın değişik yerlerine- dağılan torunları rasından çıkmıştı. Ki bununla ilgili kısa bir bilgi M. Asım Köksal''ın iki ciltlik Peygamberler Tarihi adlı eserinin ikinci cildinde Nuh(a) ile ilgili bir dipnotta geçmekteydi. Urfa''da Mezopotamya''nın kuzeyinde konumlanmıştı. Hatta kendi bayrağımızda kullandığımız ay-yıldız motifi de o bölgede bir mağarada duvar resmi ola