Neden Ramblas

Örgütlerin en beteri bu kez de hayatiyet merkezlerinin en hası Las Ramblas’ı seçti. Bir görenin hafızasından silinmeyen bu caddeye gizli bir kaynak kamusal canlılık enerjisi pompalar adeta. Tabii ki muamma değil o kaynak: Yerlisi yabancısıyla nice zamandır orada bulunarak can vermiş insanların yaşanmışlıklarından arda kalıp birikmiş tortunun geri dönüşünden, yani kendi hafızasından başka şey değil.

22.08.2017 12:19
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

Kent tarihi dersimde sıra Barcelona’ya ve özellikle de Las Ramblas’a geldiğinde nefeslerin tutulduğunu hissederim... O kadar benimserler ki, sınavda Barcelona veya Las Ramblas sorusu çıkmayınca sitem ederler. Sanki o isimleri doğru cevap olarak kağıda yazmak, örtük de olsa oraya bir aidiyet hazzının başlangıcı olacaktır. Haksız da değiller. Derste kurulan ilişkide benim anlatırken aldığım hazzı paylaşmanın en kestirme yolu gerçekten de bu… Ötesi birlikte yapacağımız bir excursion [keşif gezisi] olabilir ki; o da yapmadığımız şey değilse de, her derste ve sınıfla mümkün olamayacak kadar büyük bir organizasyon.

 

1- tö: terör örgütü                                

 

Terör örgütleri arasında birinin daha iyi ve ehven olduğu anlamda bir fark yok belki ama biri hepsinden beter: Işid. Bir ideali ve hedefi olmadığı gibi somut bir hasmı da yok. Hayatın canlılığın kendisine düşmanlar. Dünyada hiç öldürülecek insan kalmasa karınca yuvalarına, arı kovanlarına saldıracaklar. Devlet gibi hukuk adına cezalandırmak, terör örgütü gibi davalarına ve temsilci saydığı kendilerine dikkat çekmek için öldürmüyorlar. Adeta “sanat için sanat.” gibi “öldürmek için öldürüyorlar”: El Kaide’yi hafızalarımızda sivil toplum mertebesine yükseltmelerine ramak kaldı. Global kapitalizmin insanın canlılık belirtisi tüm hasletlerini askıya aldırtacak ölçüde çaresiz bıraktıklarının üşüştüğü bir propaganda ve çağrı merkezi besbelli. Seçimleri de manidar; dünyada medeniyet adına ışıldayıp ayrışan ne varsa onlardan seçiyorlar...

İbresi hayatiyet merkezlerine dönük öfkeden ibaret pusulaları bu sefer de Las Ramblas’ı hedef göstermiş. Anlamak can havli bir refleks değilse de, soğukkanlısından bir insani reaksiyon. O zaman biz de anlamaya çalışalım: Neden Ramblas?

 

2- Barcelona                              

 

Londra, Paris, New York ile kıyaslanacak kadar değilse de Barcelonada büyük bir kent. O büyüklükten beklenmeyecek bir okunaklılığı olmasını herşeyden çok 19. Yüzyılın en başarılı planlarından Cerda planına borçlu.

 

Cerda Planı

Yapı adaları ve Sagrada Familia anıtıyla Eixample dokusu

       

3- Alfonso Cerda’nın vizyonu              

 

Cerda, denize yaslanmış ortaçağ kentini rijit bir kırık köşeli kare yapı adasının tekrarıyla deniz harici üç yöne doğru yaymış. Bu planimetrik birörneklik, Manhattan’da da olmadığı gibi üçüncü boyuttaki bir tekrarla sonuçlanmıyor. Tersine yapı üretimi aktörleri ve ilişkileri orada da her yer gibi o kadar çeşitli ve menfaatlerin gerçekleşme süreci o denli çetrefil ki, Bir adanın inşaat hikayesi diğerininkiyle örtüşmeyince aynı sonuçlar çıkmıyor ortaya. Adaların kendi içlerindeki parsel mimarisiyle çeşitlenmeleri bir yana, La Sagrada Familia gibi istisnai bir anıt bu karolajın içine yakıştırılarak yerleştirilebilmiş. Plan yüzyılı aşkın disiplinle uygulanmış ve ortaya kullanışlı ve görkemli bir Barcelona’nın çıkmasında başrolü oynamış, ama sahibi Cerda’nın planda öngördüğü belirleyici bir husus da o karmaşık yapı üretim süreçlerinin kurbanı olmaktan kurtulamamış. Cerda; karolajındaki köşesi kırık yapı adalarının iç avlularının, birbirlerine kapı geçitlerle bağlanarak paralellerindeki trafik caddelerinin alternatifi bir yeşil zincir olarak ikincil bir gölge grid meydana getirmesini öngörüyordu. Ama bu kağıttaki hayal, parsellerin ve adaların süreç içindeki ihlalleri sonucunda gerçekleşememiş ve o arka avlular alternatifi olacakları bulvarların disiplini yerine parsel ölçekli ihlallerin karmaşası olarak farklılaşmış karolajın konturu bulvar ve caddelerden.

 

Cerda’nın yapı adası vizyonu ve ihlali.

 

Aradan yüz küsur yıl geçtikten sonra planın makro ölçekteki başarısının ölçütü ise, kentin bu kadar yayılmaya rağmen yekpare bir bünye olarak çalışabilmesindedir. Bunu sağlayan ilk unsur Eixammple olarak adlandırılan karolajın kuzeybatısıyla güneydoğusunu boydan boya birleştiren diagonal bulvarının o karolajı birarada tutma kapasitesi iken Diğeri de Eixample’nin görece merkezi bölgesinde kalan ortaçağ kentinin yeni makroforma sosyal işleyiş bakımından da merkez işlevli olarak servis verebilme kapasitesindedir. Eixample’nin geniş bulvarlarının iki kenarlı geniş kaldırımları İzmir’in Kordon’u misali dışarı taşmış masa-sandalyelerle donatılmış olmasına rağmen kentli oralardan her vesileyle eski kente akın etmektedir. Bunda ortaçağ kentinin köhneleşmeden korunmuş olmasının payı büyüktür. Ortaçağ kentini kullanmak Barcelonalı için bir değerin muhafazası uğruna katlanılan misyoner bir yükümlülük değil, bizatihi kendi başına arzulanan bir çekicilik kaynağıdır.  

 

Eixample tipik cadde kesiti, arka köşede Gaudi’nin Casa Mila Pedrera apartmanı

 

4- Geçmiş mi gelecek mi? Rovira vs Cerda            

 

Rovira planı çizimi ve rölyef maketi

 

Planı değerlendirmenin iyi bir yolu alternatifiyle kıyaslamak ve eğer bunun yerine o uygulansaydı nasıl sonuç verebileceğiyle ilgili kentleşme deneyimi birikimini harekete geçirecek kestirimlerde bulunmak. Elimizde Cerda’nınkiyle kıyaslayacak alternatif bir Rovira planı var. Tipik bir barok vizyon bu: Ramblas’ın eski kentin sınırında halen kavuştuğu Katalunya meydanı gibi odak bir meydana bağladıktan sonra biraz daha minyon bir benzerini kuzeydeki Gracia yerleşmesi teğetine yaparak ikisi arasında güçlü bir aks oluşturduktan sonra ilk büyük meydanı merkez o aksı da yarı çap olarak kullanan bir yarım daire çizip o yarım daireyle ortaçağ Barcelonası arasında kalan plan çizimindeki sarı aralığı yine gridal bir ada-parsel düzeniyle imara açmak. Yeni çemberin dış halkasında sonraki etap yayılmanın odağı olmak üzere konduğu anlaşılan büyük bir meydan daha bulunuyor. Bu meydanları bağlayan geniş bulvarlar da belli ki yeni kamusal hayatın odaklarını oluşturacak, opera, müze gibi modern kamusal binalarla donatılacak. Omurgayı anıtsal boşluk ve hatlarla teşkil ettikten sonra geri kalan ortalamayı ona tutunarak ayakta tutan tipik barok senaryo bu. Önce Nolli planıyla 5. Sixtus Roma ve Vatikan’ında uygulandıktan sonra 3. Napolyon Paris’ine Haussmann tarafından en görkemlisi uygulanıp, ilk olarak kıta Avrupa’sına ardından tüm dünyaya modern kentin rol modeli olmuş evrensel barok vizyon. Daha mütevazi kentlerden onlarcası bulunabilecek, merkezden çevreye kaçarken ölçüleri ve binalarıyla anıtsallaşıp, kendine açılan sokak-cadde-ada-bina dokusunu verdiği servisle ayakta tutan anıtsal akslar bunlar. Mütevazi bir örnek Aachen’in anıtsal tiyatro binası ve boşluğuyla nihayetlenen Theaterstraβe’sini veya daha göz önü örnekleri; Wienzeile veya Mariahilferstraβe caddeleri aracılığıyla Viyana’yı omurga cadde örneklemek için değil, Ovira planıyla Barcelona’nın neye benzeyebileceğini kestirmek üzere kullanabiliriz. Barcelona ölçülü bir büyük şehir olarak modern Viyana eski şehre teğet bir meydana odaklanarak değil, eski şehri saran surun izinde yıkımının molozuyla yapılıp eski şehri kuşatan yarım daire biçimli Ringstraβe odaklı olarak gelişmişti. Ringstraβe böylece ortaçağla 19. Yüzyıl iskanı arasına da anıtsal ve keskin bir hat çekiyordu. Andığım Mariahilfer ve Wienzeile caddeleri de modern iskan bölgesinin omurga caddeleri idi. Dolayısıyla muhtemel Rovira Barcelona’sını Ringstraβe’den mahrum kalıp mesela Karlsplatz’a odaklanmış merkezkaç caddeler omurgalı bir Viyana makroformu olarak tahayyül edebiliriz. Ortaçağ ertesi tarihi hiyerarşik sosyal yapının alışkanlık ve beklentileriyle uyumlu şekillenmiş Avrupa kent tarihi akışıyla daha uyumlu bir son olurdu bu. Cerda planını ilginç kılan ise bilinen hikayenin beklenen sonu olmayıp, henüz başlamamış bir geleceğin geçmişi olmasıdır. Yani Atlantik’in karşı yakası Amerika’nın özellikle de doğu yakasının Manhattan ve Washington DC planlarının. Özellikle de radikal Manhattan gridi rol modeli olmak üzere tüm Amerika’da gezdirilip sergilenirken başkent Washington bu nötr tarafsızlıkla yetinemeyip o karolajın orta yerine Mall adıyla bir başkan-senato-ulusal anıt yerleştirip hiyerarşiyi görünür kılmıştır. Oysa Amerikan kentleşmesinin farkı, hafızasında toplumun yapısına içkin hiyerarşiler olmamasıydı. Soyluluktan devralınmış sınıfsal farkların olmaması siyah-beyaz ayrımı gibi kısa tarihin sosyal uçurumlarını telafi etmiyordu belki ama Amerika’yı Avrupa’daki gibi modern tarihe ayakbağı olacak yüzyılların tortusu çetrefil yüklerden de kurtarıyordu. İşte Cerda planının öncüsü olduğu Manhattan gridinin radikal tarafsızlığı, herşey gibi şehir kurmaya da sıfırdan başlayan Amerikan pragmatizminin temel taşı fırsat eşitliğine daha uygun bir zemindi. O eşdeğerlik zemini radikal grid, her  türlü girişimde olduğu gibi spekülatif girişim yarışında da herkese eşit mesafede durulmasının teminatıydı.

 Cerda planı da böylelikle eski şehir Barcelona’nın çevresindeki düzlüğe yayılmasının yeni Amerikan toplumuna uygun bir yapı üretimi ilişkileri zemininde gerçekleşmesinden başka şey değildi.

 

5- Las Ramblas                          

 

Las Ramblas

 

O eski kentin su kenarı güneybatısından kuzeye doğru kıvrımlarla çıkan kuvvetli bir aks hemen göze çarpmaktadır ki o aks merkezin de merkezi cazibe odağı Las Ramblas caddesidir. Sevgililer gününden Barcelona zaferlerine herkesi mıknatıs gibi çekip birbiriyle buluşturan yer o adeta uzamış meydandır. Las Ramblas bu çekiciliğini üç özelliği biraraya getirmesine borçlu: Çok geniş olması, boylu boyunca hiç seyrelmeyen bir yeşille bezeli olması, kenarlarını sınırlayan cephelerin özeni ve ardlarındaki sıkışık ortaçağ dokusunun avlu, sokak ve meydanlarını caddeye açıp cebe dönüştürmesi. Yerlisi yabancısıyla insanların adeta ellerinde olmadan sürüklendikleri bir hat Las Ramblas. Şehir oraya doğru akıyor sanki. Haritadan bakmaya gerek yok, kendini bırakınca oraya sürükleniliyor zaten. Güney Amerika’da var mı bilmiyorum ama Avrupa’da benzeri yok. Bütün metropolü çekip biraraya toplaması bakımından kıyaslanabilecek yer Roma’nın İspanya meydanı, özellikle de merdivenleridir. Las Ramblas’ın Eixample karolajıyla buluşup teyellendiği yer Katalunya meydanıdır ki, terör vakasının gerçekleştiği yeri de Ramblas’la kesişme noktasıymış. 

 

Roma, İspanyol merdivenleri

Las Ramblas ve Eixample ile bitişme noktası Katalunya Meydanı 

 

Kentin köşe bucağında balıkçısı, manavı eksik değildir tabii ama kentin en zengin balık, meyve, sebze pazarı Mercat de la Boqueria da eski kentin merkezinde Las Ramblas’ın kenarındadır. Buna rağmen aynı kapasitede ikincisini Muhba Santa Caterina olarak yaptıklarında yine onun çok yakınında yer seçip merkezin çekim gücünü daha da artırılmışlar. Sadece alışveriş de değil, etrafında boşluk isteyen mimarisiyle çağdaş sanat müzesinin de eski kentin içine özenle yerleştirilmesi ayakta kalmasını kullanılmasına borçlu ortaçağ kentine destek yatırımı besbelli.

 

Muhba Santa Caterina

Çağdaş Sanatlar Müzesi

   

6- Herkes denize                        

 

Diagonal’in nihayeti Port Forum ve yüzme havuzu

 

Kentin geniş kenarıyla boylu boyunca çizgi halinde denize yaslanması kentin farklı noktalarının denize mesafesini birbirine yaklaştırıyor. Denizle ilişkiyi eşitliyor. Son dönemde Diagonal’in sahille güneydoğuda buluştuğu Port Forum[forum kapısı]’na denizden çalarak yaptıkları havuz, plaj vs. sayfiye tesisleri de kentin ulaşılabilir hayat kalitesini yükseltti.  

 

 

7- Nou Camp’ta bir Protestan                        

 

Stadı Nou Camp da ne Olimpiyat; Aslantepe misali kaf dağı ardı ücra veya sapa bir  köşede, ne de Saraçoğlu; Ali Sami gibi şehrin trafiği felç eden orta yerinde. Eski şehrin batı kıyısındaki Montjuıc tepesiyle Eixample karolajının kesişme noktasında, yeterince uzak ve yeterince yakın, birkaç metro durağı mesafesiyle olabileceği makul yerlerden birinde etrafına otopark, kuyruk, işporta, vs. için kâfi yaklaşma mesafesi bırakmış olarak duruyor.  

 

 

Sofu Katolik kente Protestan rahip olur mu? O da olmuş. Dünyanın en iyi oynayan takımlarından birinin (kimi zaman ta kendisinin) böbürlenmesiyle değil de, orta karar bir kent takımının yabancılaşmamış aidiyetiyle bağlı oldukları takımlarını Protestanlığın abidesi Amsterdam’ın efsanesi Johan Cruyff’a emanet edip, sözünden de çıkmayıp, hesap tutunca da kendi paylarını minimize edecek âlicenaplıkta bir şehir. Yoksa 150 yıl önce böyle bir kenti hayal edip inşa da etmiş bir ahalinin hayal etmeyi başkasından öğrenmeye ihtiyacı olacağından değil.      

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.