Ana SayfaYazarlarLiberallik ve demokratlık meselesi

Liberallik ve demokratlık meselesi

 

Mahçupyan yıllardır adına “demokratlık” dediği bir zihniyetin ne olduğunu uzun uzun anlatıyor. Demokratlık denilen kavram fazla pejoratif olduğu, içi boş ve amorf bir kavram haline getirildiği için, hemen herkes demokratlık denilen şeyi önemli bulmakla birlikte kendine mal ediyor. Türkiye’de demokratlık bizatihi bir zihniyet olarak bilinmiyor ve tanınmıyor. Bizde bir liberal de, solcu da, Kemalist de, muhafazakâr da kendine “demokrat” diyebiliyor. Türkiye’de Mahçupyan’ın ideolojik görüşünün ne olduğu sorulsa, herhalde çok büyük bir kesim onun liberal olduğunu söyleyecektir. Oysa Mahçupyan ideolojik anlamda liberalizmin yanından bile geçmemiş; liberalizmin iflâsı üzerine yığınla yazı ve hattâ kitap yazmıştır. Yıllar önce Atilla Yayla ile girdiği polemikte neden liberal olmadığını ve demokratlık mefhumunun ne olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Bu, gerçekten de ilgi çekici bir konudur. Demokratlık nedir? Liberallik nedir? Bunlar hangi açılardan birbirinin zıddıdır, hangi açılardan birbirine benzer? Örneğin Mahçupyan neden liberalizmi hiçbir şekilde kendine yakın bulmazken, demokratlığı sahiplenir ve onu liberalizmden ayrı tutar? Bu fikirlere ilgi duyanlar varsa kendisinin yazdığı iki kitaba göz atmaları ufuk açıcı olacaktır: İdeolojiler ve Modernite ile Zihniyet Yapıları ve Değişim.

 

Alper Görmüş, Serbestiyet’teki bir yazısında, Serdar Kaya’nın son çıkan kitabına da değinerek ifade özgürlüğü ve dini hassasiyetlerden bahsediyor. Kaya, Türkiye’de Etyen Mahçupyan’ın görüşlerini okuyup irdeleyen ve bunlara değer veren önemli bir düşünce adamı. Kendi sitesinde Mahçupyan’ın fikirlerini incelediği birçok yazısı mevcut. Hattâ internette Yayla-Mahçupyan polemiğine cümle cümle not düştüğü bir PDF çalışması bile var. İsteyenler onu da inceleyip bu konuya kafa yorabilirler.

 

Görmüş son yazısında, Kaya’nın kitabından da örnekler vererek demokratlık-liberallik meselesine değiniyor. Ki, kendisi de bu konuyu seven ve üzerine eğilmiş biri… Kaya üzerinden verdiği örnek ifade özgürlüğüyle ilgili. İfade özgürlüğüne bir demokratın ve bir liberalin nasıl farklı baktığına dair bir düşünce egzersizi. Aşağıdaki iki cümle Görmüş’ün yazısından ve tabii Kaya’nın kitabından alınma:

 

Serdar Kaya’ya göre, “Liberal perspektif, herkesin kutsalının kendini bağladığı düşüncesinden hareket eder. Dolayısıyla, hiç kimse ifade özgürlüğünü kullanırken bir başkasının kutsalını dikkate almak zorunda değildir. Şiddet çağrısı içermeyen hemen her ifade, hakaretamiz dahi olsa özgürce ifade edilebilir.” (s. 43)

“Demokratlık, başkasının kutsalını kendi kutsalı yerine koymayı ve böylelikle ilgili kutsalın gerektirdiği hassasiyetleri anlamaya çalışmayı gerektirir. Böyle bir empati çabasının var olmadığı bir iletişimin evrenselliğini sınırlı görür.” (s. 47).

 

Yazının tamamındaki demokratlık tanımlarını ve genel olarak Kaya’nın demokratlık tanımlarını beğensem de, buradaki alıntıda bir sorun gördüğümü belirtmek isterim. Kaya, ikinci alıntıda demokratlık tanımının içine empatiyi ekliyor. “Empati çabasının var olmadığı bir iletişimin evrenselliğini sınırlı gören” bir bakış açısından bahsediyor. Yani Kaya’ya göre, demokratlığın liberallikten bir farkı, empatiyi önemsemesi… Oysa burada, empati kavramını üzerinde fazla düşünmeden olumlu karşılamanın sonucunda onu sahiplenmek ve demokrat bakış açısıyla çiftleştirmek söz konusu. Başka bir deyişle Kaya, demokratlığın tarafını tuttuğu ve empati kavramına da olumlu gözle baktığı için, empatinin demokratlıkla ilgisi olduğu yanılsamasına düşüyor. Halbuki empati tam tersine demokratlıkla değil, liberallikle ilgili bir kavram. Bir liberalin en temel özelliği kendini başkasının yerine koymasıdır. Hattâ bu, bir liberalin olmazsa olmazıdır bile diyebiliriz. Bir örnek vereyim:

 

Bir işyerinde patronla yeterince samimi olacak kadar uzun süredir çalışıyordum. O aralar akıllı telefon kullanmıyordum; sadece arama yapabildiğim ve mesaj yollayabildiğim eski usul bir telefon işimi görüyordu. Zaman zaman çevremdekilere ve patronuma da, sorduklarında “uygun fiyata bir akıllı telefon alacağım” diyordum. Bir gün iş yerine geldiğimde tuhaf bir olayla karşılaştım: patronum çok ciddi indirime girmiş bir akıllı telefon satın almıştı bana. “Böylesi bir indirimi kaçıramazdım. Görür görmez aklıma sen geldin, ben de alayım dedim” dedi. Benim hangi markayı istediğim, bütçemin ne olduğu, telefonun rengi ve benzeri soruların hiçbiri önemli olmamıştı onun için, çünkü tek yaptığı kendini benim yerime koymaktı. Empati kurmuş ve hayırlı bir nedenle yola çıkmıştı; ama sonuç hüsrandı. Ona sadece şu basit soruyu sormakla yetinmiştim: “Neden bana sormadınız ki?”

 

İşin aslı, liberallerin sorunu da bu. Onlar empati kurmanın yeterli olduğunu sanıyorlar çünkü “kendini başkasının yerine koymak” olağanüstü bir davranış onlar için. Neyle empati, nasıl bir empati sorularına gelemiyorlar. Örneğin Hz. Muhammed’in Müslümanlara itici gelen karikatürlerini çizenlerin empati kurmadığını düşünmek abes bir durum. Adam oturduğu yerden kendini Afganistan’da yaşayan bir Müslümanın yerine koyuyor ve şöyle düşünüyor: “Ben onun yerinde olsam bu karikatürlere güler geçerim.” Belki de asıl sorun, tam da empati kavramına bu kadar önem atfedilmesi… Oysa bir demokrat empatinin ötesine geçip bizzat o kişiyle konuşan, bunu bizzat ona soran biridir. Çünkü empatide aslında öteki yoktur, ya da öteki varmış gibi yapılır. Demokratlıkta ise öteki bir zorunluluktur. “Onun yerine” diye bir şey yoktur; bizatihi “o” vardır. Tam da bu noktada sözü, demokratlığın gerçek tanımını yapmış (Taraf gazetesindeki “Liberallik ve Demokratlık” başlıklı yazısıyla) Etyen Mahçupyan’a bırakmakta fayda var:

 

Liberallik ile demokratlığın farkını görmek açısından bazı popüler söylemleri de örnek vermek mümkün. Örneğin ‘sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma’ mealinde bir söz var. Bu önermenin altında o başkalarının da sana benzediği gerçeği vurgulanıyor. Ama ya benzemiyorlarsa? Ya o başkaları hiç de senin sandığın gibi değilse ve senin hoşlanmadığın şeylerden hoşlanıyorlarsa? Doğru davranış böyle bir varsayımsal önerme yapmaktansa, doğrudan söz konusu kişilere ne istediklerini sormak değil mi? 

“Oysa bu önerme sormayı değil, muhtemel yanlışı yapmamayı tavsiye ediyor… Bu liberal bir önerme… Arkasında korku var. Duygularımıza kapılacağımızı, bencilce davranacağımızı, başkalarını ezeceğimizi varsayıyor. Aslında bu liberalin kendisinden ve yarattığı düzenden korkmasından başka bir şey değil. 

“Empati kavramını da aynı bağlamda ele alabiliriz. Kendimizi başkalarının yerine koymak, koymamaya kıyasla tabii ki olumlu bir haslet. Ama konuşmak varken niye empati ile yetinelim? Ötekinin isteklerini doğru bir biçimde öğrenmek için sadece sormak yeterliyken, niçin mesafeli bir ‘duyarlılık’ duruşuna sığınalım? 

Anlaşılan liberallik ilişkiden tedirgin olan bir ruh haline tekabül ediyor. Başkalarına yaklaşamamak bir yana, otorite sahibinin ona yaklaşmasından da rahatsız oluyor. Demokratlık ise ilişki kurmak, konuşmak ve iktidarı bu konuşmanın içine yedirmektir. Demokratlar bilginin önündeki engelleri açmak, başkalarına ulaşmak, onlara dokunmak isterler. Demokrat siyaset ve ahlak da buradan türer ve tahmin edileceği üzere liberallikle pek ilişkisi de yoktur.”

 

 

 

- Advertisment -
Önceki İçerik
Sonraki İçerik