Yıldızın parladığı an

15 Temmuz, hamasi nutuklarla gölgelenemez. Ne yapıyorsun, ne yapıyorum? Cevap vermemiz gereken soru budur. O gece bize bir ödev yüklüyor, her birimiz bu ülkeyi bulduğumuzdan daha güzel bırakmak zorundayız. Yıldızın milletimizin ufkunda parladığı o an, birbirimizin gözlerine, sahip olduğumuz şeyin kıymetini bilerek bakabildiğimiz o andır.

13.07.2017 09:10
Kemal-Sayar

kemalsayar@gmail.com

 

Bir yıl aradan sonra, bir boşlukta asılı kalmış gibiyiz. 15 Temmuz milletin zaferiydi ve eğer bu zaferin boşalttığı büyük enerji daha iyi değerlendirilebilseydi, bu ülkeyi şaha kaldıracak topyekûn bir hamleye dönüşmesi kaçınılmazdı. Bir milleti millet kılan anlar vardır. Yıldızın parladığı anlar. O Temmuz gecesi işte öyle bir geceydi ve bizi gökteki hilale rapteden, nereli ve nereden olduğumuzu ruhumuza nakşeden, hafızanın en derin katmanlarından gelen bir aidiyet bilgisinin hepimizi hizaya çektiği bir geceydi. ‘Önde giden atlılar’, bu toprağı bize vatan kılan o büyük ruhun soylu temsilcileri olarak, başka topraklarda kolayca tekrarlanamayacak bir zaferi bize miras bıraktılar. Kimsenin çalamayacağı bir zaferdi bu, lekelenemez bir ‘klas duruş’ ve bizi gökteki hilale rapteden o bağ kalbimizden söküp atılmaksızın vatanımızdan edilemeyeceğimizin som bilgisiydi. Haza yiğitlik, serapa dervişlik.

 

Aradan geçen bir yıl, katillerin ve mücrimlerin  küstah kibrini kırabilmeliydi. Aradan geçen bir yıl, bizi mankurtlar kalabalığına karşı yekvücut ve yekruh olarak yeniden inşa edebilmeli ve şehitlerimizin aziz hatırası, semadan yeryüzüne ağan bir  yıldız gibi  yönümüzü tayin etmeliydi. Onun ışıttığı sokaklardan birbirimize yol bulabilmeliydik. Dikkatini odaklamakta zorlanan, savruk ve dağınık bir çocuk gibi  bulduklarımızı kaybediyor, büyük bir zaferi tutarlı bir anlatıya dönüştürmekte zorlanıyoruz. İblisin adamları her yerde tuzak kuruyor ve dili sıkıştırıyor, daraltıyor. Bu topraklarda gördüğümüz en büyük kötülük sanki çok uzak bir gezegende gerçekleşmiş de bir bilim kurgu filminden yeni uyanmışız gibi, gördüğümüz şeyin gerçekliğinden şüpheye düşmemizi istiyorlar. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Ama nasıl?

 

Benim cevabım basit: Parlayan yıldızı takip edeceğiz. O gece bizi birleştiren duygunun peşine düşeceğiz. Bizi iyileştirecek olan şey, bütün farklılıklarımıza rağmen, yeri geldiğinde ortak bir ülkü etrafında kenetlenebildiğimizin tarihi tecrübesidir. Negatif özgürlükten pozitif özgürlüğe giden yol buradan geçiyor. Bir çöle düşmüş olan adamın oradan yürüyüp gidebilmek gibi bir özgürlüğü vardır. Neticede kimse onun yolunu kesmiyor. Bir kısıtlama veya zorlama olmaması negatif özgürlüktür ama pozitif özgürlüğe dönüşebilmesi için, insanın bir hedef peşinde yürüyebilmesi ve bunun için de bazı vasıtalara sahip olması gerekir. Su, gölgelik veya gıda yoksa çöldeki özgürlüğünüz bir işe yaramaz. Çölde yitip gitmemek için birbirimizle hikayelerimizi paylaşmaya mecburuz. Her insanın bir diğerinden farklı olabilme hakkını teslim edebilmeliyiz. Bizim gördüğümüzü gören ve işittiğimizi işiten insanların varlığı sayesinde dünyanın gerçekliğini kavrıyoruz. Türlü biçimlerde görebilir, işitebilir ve sevebiliriz.  Vatan söz konusu olduğunda sevgiyle çarpan her yürek, dinlenilmeye değerdir. O geceyi diri kılan ruh, kendiliğinden, hesapsız bir biçimde sokaklara akan bu sevgiden başka bir şey değildir. O geceyi dinlemeye doyamayız, anlatılan her hikaye müstevlilerin bu toprağı sessizleştirme çabasına karşı bir isyan ahlakını, sözü ikame eden bir çığlığı simgeler. O gece sessizlerin gecesidir, susturulmuşların konuştuğu gecedir.

 

Bir yıl geçti ama hiçbir şey için geç kalmış değiliz. Türkiye büyük bir hızla kendisini iyileştirebilecek bir bünye. Yüzyıllardır kötülüğün değişik biçimlerine karşı bağışıklık sistemi güçlenmiş, kendisini aşılamış bir bünye. Bu sefer acımızı bir telaşa kurban etmeyelim ve her şeyi daha da açıklıkla konuşalım. Anlatılmayan her hikaye içimizde uğuldamaya devam eder. Bir toplum birbirinin hikayelerine kulak kesilerek iyileşir. Istıraplarını dinlediğimiz hiç kimse, bize ebedi bir düşman olarak kalamaz. Mesihçi kültlerin, devşirdiği insanları insanlıktan çıkarıp robotlaştırarak, onların özgür irade ve duygularını gasp ederek işlev gösterdiğini unutmayalım. Totalist yapılar içe kapanıklık ve gizlilikten beslenir. İnsan rüşeymini kuluçkaya yatırarak oradan hissiz ve vicdansız robotlar üretirler. Yıldızın parladığı ana sadakat, insana sadakat demektir. Devletin güçlü ama farklı görüşlere mütehammil olduğu, insan ve robot arasındaki ayrımı iyi yaptığı ve insanları katil robotlardan koruduğu çoğulcu, adil ve açık bir topluma ihtiyacımız var. 15 Temmuz, hamasi nutuklarla gölgelenemez.  Ne yapıyorsun, ne yapıyorum? Cevap vermemiz gereken soru budur. O gece bize bir ödev yüklüyor, her birimiz bu ülkeyi bulduğumuzdan daha güzel bırakmak zorundayız. Yıldızın milletimizin ufkunda parladığı o an, birbirimizin gözlerine, sahip olduğumuz şeyin kıymetini bilerek bakabildiğimiz o andır. 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(3)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Reşat 13.07.2017 14:53:27
Elinde güç olanların önce bunu kavraması gerekmezmi,hep düşman görerek ötekileştirerek nasıl olacak.
harun14.07.2017 09:01:18
ismet özelin korkmamak için korkmaz görünen korku dediği durumda iktidar güç gösterisi/bağırış çağrışı zayıf olmasından el atalım güçlensin sessizleşir de
Mehmet16.07.2017 13:43:08
Yazının bir yerinde susturulmuşların konuştuğu gece denilmektedir.Kimdir bu susturulmuşlar ve kim susturmuştur?