Batı Doğu’da yıkılırken Türkiye’nin akıbeti (2)

Batı, hemen Arap Baharları öncesi, Erdoğan'ın “One minute” ikazını ciddiye alabilseydi, buna aslında Filistinlilerden çok kendi uygarlıklarının ihtiyacı olduğunu çok kısa sürede göreceklerdi.

28.09.2015 09:34
Markar-Esayan

markaresayan@hotmail.com

Dün, Ortadoğu'da yaşananın aslında Batı'nın içsavaşı olduğunu, bunu ihraç ettiğini, Batı uygarlığının savaş ve sınıf kökenli derin bir sarsıntıyı şiddetlice hissettiğini ifade etmiştim. Savaş ve sınıfsal sorunlar, insanın doğasının kötü yönlerinin (günahın) Batı'da laik tezahür edinmiş halidir. Batı kendi uygarlığını kurarken milyonlarca kölenin eti ve kanı ile çalışan bir makineyi işletti. Bugün, bunun sonuçları, hem Batı'daki geniş “öteki” kitleler, hem de Suriye, Irak, Asya ve Afrika'dan Avrupa'ya yığılan mülteciler üzerinden Batı sınırlarına dayanmış durumda.

Eğer Batı, hemen Arap Baharları öncesi, Erdoğan'ın “One minute” ikazını ciddiye alabilseydi, buna aslında Filistinlilerden çok kendi uygarlıklarının ihtiyacı olduğunu çok kısa sürede göreceklerdi. Ama bir uygarlık ahlaki ve düşünsel sınırlarına erişmişse, olması gereken olmadan yeni yolu bulmak mümkün olmuyor.

Kaldı ki, Batı da yekpare değil ve hareket edebilecek esneklik ve basitliği çok uzun süre önce yitirmiş durumda. Vicdan Eichmann vakasında olduğu gibi parçalanmış ve bürokratik hiyerarşi departmanlarına bölüştürülmüş, bu uygarlığın merkezinde yer alan faydacılık (faydalı olanın ahlaki de olduğu) geleneği sivil toplumu da ele geçirmiş, Protestan ahlakı ile fakirliğin ayıp, zayıfın da güçlünün yemi olduğu kanısı kollektif bilince yerleşmiş durumda.

Türkiye ise bu işlerin hep ortasındaydı ve yarın da öyle olacak. Erdoğan'ın “One minute” çıkışı, Batı'nın eksik tarafını ve ahlaki düşkünlüğünü ortaya koyduğu gibi, yeni dünya düzeni kurulurken bağımsız/sürprizli davranabileceğini de işaret ettiği için nefret yarattı. Şimdi, hem Batı'ya (onların kaybettiği) daha anlamlı amaçlarınız olduğunu fark ettiriyorsunuz, hem de bağımsız davranma ihtimalinizin arttığını gösteriyorsunuz. Üstelik tam da yeni dünya düzeni kurulma aşamasında bunu yapıyorsunuz.

Ve siz, Batı'nın kurucu ötekisi olan Osmanlı'nın devamı kilit bir ülkesiniz.

Dün yeni dünya düzeni kurulurken iki ana akımın karşı karşıya gelebileceğini ifade etmiştim. Bu tahmin kabaca “ulus devletler” ve “küresel sermaye” arasında geçecek mücadeleye işaret ediyor. Muhtemelen ulus devletler küreselleşme ve teknolojik devrim karşısında korunmak için büyük dinlerle ittifaklara gidecekler, mezheplerin hamiliğini paylaşacaklar. Öte yandan küresel sermaye, ulus devletler ve büyük dinler karşısında, tek dünya devleti ve tüm insanları kapsayacak tek bir dünya dinini “ihtiyaç ve gereklilik” olarak kamuoyuna dayatmaya çalışacak. Bunun gerekli olduğunu da mezhepleri savaştırarak ikna edecekler.

Yani, öyle veya böyle dinlerin geri döndüğü bir yüzyıl olacak bu.

Olayları öyle bir geliştirecekler ki, son ve nihai bir savaştan kurtulmak için dünya hükümetini kurmayı başaracak bir sistemi dayatacaklar. Geriye sosyalizm ile serbest piyasayı mezcedecek bir ekonomik sistem kurmak ve din kurumları ile laik üstyapıyı birleştirmek kalacak.

Bunun için de İslam'ın bir yandan şeytanlaştırılması, bir yandan da Gülenciler gibi yapılarla içini boşaltarak tek dünya düzenine uyumlandırılması gerekirken, üçüncü bir seçeneğin ortaya çıkması engellenecek. (Bu bizim bölgemizde Yeni Türkiye olabilir mi?)

Muhtemelen yeni Papa'nın Katolik/Batı Ortodoks yakınlaşma denemesi (Kürtaja, aile kavramının kutsallığı ve boşanmaya, eşcinselliğe vs. toleransla) dünya dinine giden yolda bir uyumlandırma adımına dönüşebilir. (Doktrinde esnemez tutumu ile Bendiktus'un şeytanlaştırılması ve geri çekilmek durumunda kalması garip değil miydi? Katolik Kilisesi'ni zor durumda bırakan taciz haberlerinin gündemden aniden düşmesini nasıl yorumlayabiliriz?)

Bunun karşılığında ise, İslam alemi ile Batı/Doğu Ortodoksları arasında bir ittifaklaşma olabilir. Burada kilit ülkeler Türkiye ile Rusya ulus devletleri olduğu için, yeni denge oluşana kadar bu iki ülke epey karışık olacak.

Bu nedenle Türkiye'nin ya bağımsız davranamayacak şekilde yeniden Batıcıların eline geçmesi, ya da içsavaşla bölünüp etkisizleştirilmesi gerekiyor. Üç senedir yaşadığımız kâbusun nedeni bu. O yüzden önümüze bölünme ya da darbe seçeneklerini, yani Suriye ve Mısır modellerini koymuş durumdalar. DAEŞ ve PKK'nın işlevi de bu. DAEŞ ile PKK arasında Türkiye'yi bu iki seçenekten birisine sürüklemek isteyecekler. DAEŞ kötü İslam'ı, PKK da Batı'nın laik piyadesini temsil etmekte.

Paniğe gerek yok. Üç yıldır çok ağır denemelere karşın Erdoğan'da sembolize edilen hareket çökertilebilmiş değil. Bu eski paradigmanın iktidar ve güç kaybını ima ettiği kadar, tarihin çarklarının bir kez daha dönmeye başladığını gösteriyor. Üst akıl yeteri kadar güçlü olabilseydi, biz ondan bahsedecek fırsatı bulamayacağımız gibi, son üç yıldaki girişimlere gerek kalmaz, paralel yapı kimsenin ruhu duymadan yeni formatı Türkiye'ye atardı.

Çünkü gerçek iktidar, üzerinde hiç konuşulmayandır. 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.