Tiran’da depremle sarsıldık

Sarsılıp durduk. Odamızdaki vazolar, şişeler devrildi. Hızla giyinip otelin bahçesinde toplandık. Otelin önündeki ana cadde, arabalarının içinde geceyi geçirmeye gelen Tiranlıların akınına uğradı. Köpekleri ve çocuklarıyla geniş bulvarda bir aşağı bir yukarı yürüyenlerin sayısı daha da kalabalıktı.

27.11.2019 11:33
Oral-Çalışlar

oralcalislar@gmail.com

 

Arnavutluk’un başkenti Tiran’dayım. Bugünkü yazımın başlığı “44 yıl sonra Tiran’da” olacaktı. 1975 yılının ortalarındaydı. Aranıyordum Türkiye’den sahte pasaportla çıkmıştım. O dönemde Maocu bir sol partiyi temsilen Arnavutluk’a gitmiş, 15 gün süreyle Enver Hoca liderliğindeki Arnavutluk’ta iktidardaki Emek Partisi’nin konuğu olmuştum. Ardından da uzun süren Çin gezisine çıkacak ve Kültür Devrimi’ne tanıklık edecektim.

 

DPİ’ın (Demokratik Gelişim Enstitüsü) düzenlediği, ‘Türkiye’de diyalog ve 2019’un genel bir değerlendirmesini yapmak’ amacıyla Tiran’a geldik. Uykunun en derin olduğu saatte sert bir sarsıntıyla uyandık. Deprem oluyordu. 6.3 büyüklüğünde olduğu söylenen yarım dakikalık depremi artçılar takip etti.

 

Sarsılıp durduk. Odamızdaki vazolar, şişeler devrildi. Hızla giyinip otelin bahçesinde toplandık. Otelin önündeki ana cadde, arabalarının içinde geceyi geçirmeye gelen Tiranlıların akınına uğradı. Köpekleri ve çocuklarıyla geniş bulvarda bir aşağı bir yukarı yürüyenlerin sayısı daha da kalabalıktı.

 

Bu yazıyı yazdığım sırada yeni bir sarsıntı daha geçirdik. İki gün sürecek toplantımızı da bir güne ve bir kaç saate sığdırdık. Bu arada Türkiye’den gelen telefonlara, mesajlara cevap vermekle uğraştık. Türkiye’deki TV kanallarına “depremzede konuk” olarak telefonla katıldık.

 

44 yıl sonra Arnavutluk’ta

 

Evet Tiran’dayım. O dönemde Enver Hoca yönetimi vardı. Arnavutluk kendisini dünyadan tecrit etmiş, sanki tarihin sayfalarında bir ülke gibi yaşıyordu. Camileri ve kiliseleri kapattıklarını, bazılarını ahır yaptıklarını anlata anlata bitiremiyorlardı.

 

Sosyalist bir ülke olmasına karşı Sovyetler Birliği ve Yugoslavya ile ilişkileri kesikti. En yakın olduğu Çin’le de bir süre sonra kopuş yaşayacaklardı. “Modayı takip etmemize gerek yok, 10 sene sonra dönüp bugünkü giysilere dönecekler” diyen bir zihniyetle yönlendiriliyorlardı. Bu Enver Hoca’nın egosundan mı kaynaklanıyordu, yoksa bağımsızlıkçı duruşundan mı, kestirmek zordu.

 

Benim Arnavutluk’a geldiğim 1975 yılında Çin’le soğukluk başlamıştı. Çin tezlerine yakın olmamız nedeniyle benim gezim de tartışmalı geçti. Farklı şeyler söylüyorduk. Yine de onların talepleri doğrultusunda iki arkadaşımızı Tiran Radyosu’na gönderdik. Onlar da Türkçe yayına başladılar. İlişkiler gerilince, bu iki aradaşımızı sınırdışı ettiler. Bugün, o günlerden neler kaldı diye etrafı dolaşacağım gün.

 

Ahır yaptık dedikleri kiliseler ve camiler ayakta. Dünyanın ilk ve tek ateist ülkesi olarak tanıttıkları dönemden geriye kalanları ve izlenimlerimi, bir sonraki yazıya bırakıyorum. Tiran tarihinin en büyük depremine tanık olmak da başka bir duygu. Şimdi sokağa çıkıyorum. Gördüklerimi sizinle paylaşacağım.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.