Ana SayfaYazarlarOtoriter liderlere karşı mücadelede ‘daha az halk’ formülüne doğru mu?

Otoriter liderlere karşı mücadelede ‘daha az halk’ formülüne doğru mu?

 

Şimdi okuyacağınız yazının birinci bölümü mahiyetindeki “‘Soylu’ toplumsal talepler, onlara ilgisiz kitleler ve popülist liderler” başlıklı son yazımın spotunda şu soruyu sormuştum:

“Acaba diyorum liberallerin, demokratların, hatta her meseleye sınıfsal açıdan bakma alışkanlığındaki solcuların 1960’lardan itibaren öne çıkardığı taleplerde ve o talepleri savunurken baş vurdukları dilde bir sorun olabilir mi? Ve bu sorun, o taleplerin eğitimli taşıyıcılarının kullandığı imkânlardan mahrum kesimlerde, onları otoriter-popülist liderlere iten bir tepki birikimine yol açmış olabilir mi?”

 

Bu soruya ister olumlu ister olumsuz cevap verilsin, şu nokta açık: Geçen yazıda zikrettiğim “soylu” taleplerin taşıyıcısı olan liberaller, demokratlar, demokratik solcular, sınıfsal pozisyonları ne olursa olsun, oylarıyla popülist-otoriter liderleri iktidara taşıyan halk kitlelerinden hiç hazzetmiyorlar…

 

Şair Şükrü Erbaş’ın ünlü dizelerine nazireyle söylersem: “Yanlış partilere oy verdikleri için” onları öldürmeyi düşünmeseler bile, “öldürsen bile tercihini değiştirmeyecek” bu geniş kalabalıkları demokrasiye, özgürlüğe ve çoğulculuğa davet etmenin anlamsızlığına kendilerini inandırmış görünüyorlar.

 

Bu yazıda, cevabını arayacağımız soru, kaynağını işte bu duygudan alıyor. Soru şöyle:  Bu duygu giderek yoğunlaşıp çaresizlik noktasına varırsa, yirminci yüzyıl boyunca demokrasi olarak bilinen ve savunulan fikriyatta köklü değişiklikler uç verebilir mi?

 

Aynı soruyu daha pratik, daha siyasi bir düzeyden şöyle de sorabiliriz:

Demokratlar, liberaller, demokratik solcular, popülist-otoriter liderlerin demokratik seçimleri kazanarak iktidara gelme sürecini durdurmak için, seçimlerin ve seçilmişlerin nispî önemini azaltacak “yarı bürokratik” formüllere gönül indirebilirler mi?

 

Bence, süreç “çaresizlik” duygusu yaratacak ölçüde koyulaşırsa bu olabilir ve bunun ipuçlarını bugünden bile görmek mümkün.

 

Zizek, Sarı Yelekliler ve “baş çelişki…”

 

Ünlü filozof Zizek’in Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketini değerlendirişi, sorduğum soruların zihnime üşüşmesinin en taze sebeplerinden birini teşkil etti.

 

Zizek, geçtiğimiz yılın son günlerinde RT News adlı internet sitesi için “How Mao would have evaluated the Yellow Vests” başlıklı bir makale kaleme aldı. (Makale, “Mao Sarı Yeleklileri Nasıl Değerlendirirdi?” başlığıyla WordPress.com’da Türkçe olarak da yayımlandı.)  

 

Zizek makalesinde, Mao’nun yarım yüzyıl önce “baş çelişki” ile “tâli çelişkiler” arasında yaptığı ayrıma dikkat çekiyor ve başka örneklerle bu ayrımı işledikten sonra sözü, Sarı Yelekliler üzerinden bugünün “baş çelişkisi”ne getiriyor.

 

Zizek’e göre, “Sarı Yelekliler ile devlet arasındaki çelişki ‘ikincil’…” Baş çelişki ise, protestocuların artık gündem teşkil etmemesi gereken (arkaik?) taleplerini içermeyen başka bir çelişkidir:

“(Sarı Yelekliler’in) talepleri mevcut sistemden kök alıyor. Gerçek ‘çelişki ise, tüm sosyopolitik sistemimiz ile, protestocuların formüle ettiği taleplerin artık gündem olmadığı yeni bir toplum (vizyonu) arasındaki (çelişki).”

 

Sarı Yelekliler’in “vizyonsuz” talepleri

 

Zizek, halktan gelen bazı taleplerin “vizyonsuz” olabileceğini, ilerleme sağlayamayacağını, böyle durumlarda doğru tavrın o taleplere kulak asmamak olduğunu, işadamı Henry Ford ve Apple’ın müteveffa CEO’su Steve Jobs’un davranışları üzerinden şöyle izah ediyor:

“Yaşlı Henry Ford, ilk seri üretim otomobili piyasaya sürdüğünde, insanların ne istediğine bakmadığını söylerken haklıydı. Özlü bir şekilde ifade ettiği üzere, insanlara ne istediklerini sormuş olsaydı alacağı cevap ‘At arabamız için daha hızlı ve güçlü bir at!’ olurdu.

“Bu kavrayış, Steve Jobs’un bednam mottosunda da yankısını bulur: ‘İnsanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediklerini bilmiyorlar.’

“Her ne kadar Jobs’un yaptıklarının eleştirilmesi gerekse de, bu mottoyu nasıl anladığı konusunda neredeyse gerçek bir ustaydı. Apple’ın müşterilerden gelen geribildirimleri ne ölçüde dikkate aldığı sorulduğunda lafı yapıştırdı: ‘Ne istediğini bilmek müşterinin işi değildir… ne istediğimize biz karar veriyoruz.’

“(…)

“Yani gücü kendi vizyonuna bağlılığındadır, ondan ödün vermemesindedir.

“Aynısı bugün ihtiyaç duyulan siyasi lider için de geçerli. Fransa’da protestocular daha iyi (daha hızlı ve güçlü) bir at istiyorlar – bu durumda, ironik şekilde, otomobilleri için daha ucuz akaryakıt.

“Oysa akaryakıt fiyatının artık önemli olmadığı bir toplum vizyonuna ihtiyaçları var. Tıpkı, otomobillerden sonra at yeminin fiyatının hiçbir önemi kalmadığı gibi.”

 

Halk için “doğru karar”ı kim versin?

 

Zizek’in, “müşteri-şirket” denklemi ile “halk-tüm sosyopolitik sistemimiz” denklemi arasında kurduğu paralellik, akla ister istemez birinci denklemde müşteri için “doğru” ve “vizyonlu” karar alan şirketin ikinci denklemdeki muadilinin ne ya da kim olduğu sorusunu getiriyor.

 

Bu sorunun cevabını da Russian Today adlı haber kanalının YouTube sayfasında “Haberleri Nasıl İzlemeli” adlı mini serinin ilk bölüm konuğu olarak yayımlanan konuşmasında bulmak mümkün.

 

Sürpriz çevirileri ve akla gelmeyecek  kazı çalışmaları ile Twitter’ın en saygıya layık kullanıcılarından Ümid Gurbanov’un çevirisinde Zizek, Sarı Yelekliler hareketini değerlendirirken demokrasinin yerine bürokratik sosyalizm diye tarif ettiği bir sistem öneriyor:

“Bu talepleri karşılamak için sistemi biraz değiştirmek çözüm değil. Bu talepler karşılanamaz. Bir şekilde tüm sistemi aşama aşama değiştirmek zorundayız. Tüm yaşam biçimimizi değiştirmek zorundayız. Böylece bu taleplerin çoğu bir anlam bile taşımayacaktır.”

 

Zizek, videonun bundan sonrasında, yukarıda okuduğunuz Henry Ford örneğini tekrarlıyor, “insanlara, işlerine yarayacağının henüz farkında olmadıkları bir şey” sunmak gerektiğini söyleyerek müşteri-halk metaforuna geri dönüyor ve bunun kim tarafından nasıl sunulabileceği hususunda çok ilginç şöyler söylüyor:

 

“İhtiyacımız: Entelektüel liderlik ve bürokratik sosyalizm”

 

“Bunu söylemek çok zor ama enetelektüel bir liderliğe ihtiyacımız var. Bunu ifade etmekten korkmuyorum. Doğrudan demokrasiye inanmıyorum.

“İnsanları kışkırtmak için bir adım daha ileri gideceğim. Çoğu solcunun rağbet gösterdiği ‘temsili olmayan doğrudan demokrasi’ye inanmıyorum. Benim çözümüm, şaka yapmıyorum, bürokratik sosyalizmdir. Devlet bürokrasisinin, işte ne bileyim halk bürokrasisinin benim için anlaşılmaz olan temel şeyleri bir şekilde ayarladığı bir toplumda yaşamak isterdim. Su nasıl geliyorsa gelsin, elektrik, sağlık hizmetleri de öyle. Tüm bu şeylerin nasıl çalıştığını bilmem gerekmiyor, kendi köşemde yaşayabilirim. Bence gelecekte böyle olacak. Ve bence bunu mottomuz olarak belirlemekten korkmamalıyız: Etkili bir bürokrasi ve bir miktar yabancılaşma.”

 

Kemal Gözler’in son yazıları…

 

Bu yazıda sorduğum soru(lar), bazı okurlarımızın aklına değerli anayasa hukukçusu Kemal Gözler’in, benim Serbestiyet’te de uzun uzun tanıttığım son yazılarından ikisini getirmiş olabilir.

 

O yazıların ikincisinde, Gözler’in yaklaşımının ve önerilerinin, en azından kötü niyetli bazı kişilerin “Milli iradeye karşı yeniden bürokratik vesayet” itirazlarına kapı aralayacak mahiyette olduğunu söylemiştim.

 

Peki, Gözler’in, “Kamu görevlilerinin halka ve halkın temsilcilerine karşı sorumluluğu mitinin baştan sona sorgulanması lazım” vb. önerileriyle benim tartışmaya açmak istediğim soru arasında bir illiyet bağı kurulabilir mi? (Soruyu bir daha hatırlatayım: “Demokratlar, liberaller, demokratik solcular, popülist-otoriter liderlerin demokratik seçimleri kazanarak iktidara gelme sürecini durdurmak için, seçimlerin ve seçilmişlerin nispî önemini azaltacak ‘yarı bürokratik’ formüllere gönül indirebilirler mi?”)

 

Bu soruya, bu yazıda değindiğim ve aşağıda linklerini verdiğim metinlere tekrar göz gezdirdikten sonra cevap vermek ister misiniz?

https://dunyadanceviri.wordpress.com/2018/12/30/mao-sari-yeleklileri-nasil-degerlendirirdi-slavoj-zizek/amp/?__twitter_impression=true

https://www.youtube.com/watch?v=vGwqiquPksA

Kemal Gözler, "Hukuk Nereye Gidiyor? Gözlemler ve Sorular" www.anayasa.gen.tr/hukuk-nereye-gidiyor.htm

Kemal Gözler, "Demokrasi Nereye Gidiyor? Nerede Hata Yaptık?" www.anayasa.gen.tr/demokrasi-nereye-gidiyor.htm

 

- Advertisment -