Aslolan Aydınlanma: Sapere Aude

İnsanlığın kendini düşürdüğü bu esaretten ve bağımlılıktan kurtulması için “ne yapmalıyız?” sorusunu sormalı ve bunun cevabını pratik aklımızın deneyimler dünyasından bağımsız olduğu yerde aramalıdır. Böyle bir çaba mücadele etmek ve eyleme geçmek gerekiyor.

 

Özgürlük bireyin varoluşunun en büyük gayesidir. Özgürlüğün bizatihi kendisinin bir düşünce biçimi olarak, bir tavır, bir durum olarak başlı başına bir gâye olması, bireyin hem kendi hayatını, hem de dünyada yaşadığı tüm olay ve olguları özgür aklıyla anlamlandırması bakımından dikkate değerdir.

 

Özgürlük, bireylerin kendini gerçekleştirmesi ve sosyal bir formasyonda bir arada yaşamasını mümkün hale getirir. Böyle bir toplumda özgür bireylerin, özgür eylem ve davranışlarıyla kendi potansiyellerini gerçekleştirebileceğini öngörmek özgürlüğün gelişmesi, barış ve diyalog ortamının yeşermesi ve en önemlisi ilerleme adına umut verici gelişmelerdir.

 

Böyle bir düşünüş, aynı zamanda özgürlüğü sadece bireysel değil; aynı zamanda toplumsal bir gerçeklik durumuna da getirir. Özgürlüğün toplumsallaşması bizi liberal bir bireyci özgürlük anlayışından farklılaştırır. Çünkü özgür bireylerin oluşturduğu özgür bir ortamda gerçekleşen diyalog, bir anlamda insanın da varoluşunu karakterize eder.

 

Zira, ünlü filozof Martin Buber’in de vurguladığı gibi insanın varoluşunun özü ontolojik bir nosyon olarak özgür bir biçimde ilişkiye girmektir, ilişkidir. “Ben” ancak, “Sen” ile kurduğu ilişki sayesinde varolabilir. Böyle bir ilişkinin ve diyaloğun varlığı için bağımsız bireyler ve bu bireylerin serbest iradeleri gereklidir.

 

Tüm bu yazılanların hatırlamak istediği şey, özgürlüğün, özgür olmanın farkındalığına erişmek, onu kendi attığımız dipsiz kuyulardan çıkarmak, doğanın, çevrenin; yani kısacası dış dünyaya ait olan ve bizi belirmeye çalışan bizim aklımızın ve eyleyişlerimizin ürünü olmayan gerçekliklerin; bizi ve hayatımızı belirlemesine, bizi zapturapt altına almasına izin vermemek için artık harekete geçmek ve bir şeyler yapmaktır.

 

Özgürlüğün, özgür olmanın ana eksenini oluşturan “Aydınlanma”’nın doğurttuğu bu ahlaki sorumluluktan kaçtığımız anda ve kendimizi irade ve aklımıza hükmetmek isteyen dünyevi, kısmi ve pragmatik yönelimli korkulara bırakmış oluruz. Ve sonuçta, Kant’ın insanlığı uyardığı gibi; dünya bizim yönettiğimiz bir yer olmaktan çıkar ve deneyimler ve deneyler dünyası haline gelir.

 

Bundan dolayı, insanlığın kendini düşürdüğü bu esaretten ve bağımlılıktan kurtulması için “ne yapmalıyız?” sorusunu sormalı ve bunun cevabını pratik aklımızın deneyimler dünyasından bağımsız olduğu yerde aramalıdır. Böyle bir çaba mücadele etmek ve eyleme geçmek gerekiyor.

 

Bizi eyleme ve harekete geçirecek itici güç ise hür aklımız, onun dış dünyadan ve deneyden bağımsız tasarımlarının bizi yattığımız derin uykudan uyandırarak, aydınlattığı ahlâkî sorumluluğun farkına varmak yani özgür olduğumuzun aslında hep özgür olduğumuzun saf ve değişmez gerçekliğine vakıf olmaktır. Yani, Kant’ın veciz ifadesiyle “Sapare Aude”dir, aklımızı kullanmaktır. Böyle bir farkına varış için bir meydan okuyuş, bir cesaret elzemdir. Aslolan aydınlanma işte budur.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

1/15/2017 11:55:28 PM
O cesaret kendini kobay faresi gibi hissederken mümkün mu?