Mutlak adaletsizlik

Abbas, ABD’yi barış sürecinde bir anlamda devre dışarı bırakarak, Birleşmiş Milletleri yani uluslararası kamuoyunu muhatap alacağını ilan etmiş oldu. Ancak ABD’nin kontrolü ve nüfuzu dışında bir Birleşmiş Milletler tasavvurunun siyasi realiteyle pek de uyuştuğunu söylenemez. Bir noktanın altını çizmek de fayda var: Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden kararı uluslararası hukuka aykırı bir karardır. Ve bu karar her iki taraftaki radikal ve şahinlerin gücünü konsolide etmesine neden olacaktır.

14.12.2017 10:56
Ümit-Kurt

umit105@gmail.com

 

Neredeyse yaklaşık yarım asırdır Ortadoğu’da Filistin-İsrail meselesine ilişkin ABD’nin infial ortamı yaratmayan herhangi bir kararına rastlamak oldukça güç. New Yorker dergisinin açıkça akli melekelerinin ABD başkanlığını yürütecek düzeyde olmadığından görevden alınması gerektiği üzerine tefrikalar dizdiği Trump aslında Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ederek de facto olan bir durumu de jure haline getirdi, yani resmiyete döktü. Esasında bir anlamda seçim kampanyası sırasında verdiği vaadi yerine getirmiş oldu. Bu kararın Cumhuriyetçiler arasında bile sert tartışmalara cevaz verdiğini hemen belirtelim. Artık Ortadoğu’daki dengeleri bu anlamda tasavvur bile etmek güç değil.

 

Peki İsrail iç siyasetinde bu süreç nasıl okunuyor? Genel tabloya baktığımızda sağ-muhafazakar İsrail siyasetinin bu kararı büyük bir sevinçle karşıladığını söylemek mümkün. Hatta söz konusu siyasi kanada yakın eğilimlere haiz gazetelerde ve basında Kudüs’ün nasıl İsraillilerin kutsal başkenti olduğuna dair tarihsel anlatılar mebzul miktarda tüketilmekte. Tabi bu gibi yayınlara sızan anti-Arap ve Oryantalist diskur kendini iyiden iyiye belli ediyor.

 

Peki İsrail’de 1948’den sonraki zorla yerinde etmeye maruz kalan; mal ve mülklerinin, topraklarının ve hatta mezarlıklarının bile kamusallaştırıldığı Araplardan geriye kalan “azınlık” ne düşünüyor, ne hissediyor? Bilhassa Doğu Kudüs’te Trump’ın kararından hemen sonraki Cuma namazında önemli gösterile yapıldı. İsrail güvenlik güçlerinin müdahale ettiği bu gösteriler aslında çok da fazla radikalleşmeden sona erdi.

 

Akabinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde mukim Filistinlilerin sert protesto gösterileri başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı rapora göre beş gün süren bu gösterilerde Batı Şeria’da 36 Filistinli yaralandı. İsrail güvenlik güçleri ve Filistinliler arasındaki çatışmalar Hebron, Ramallah, Tulkarm ve Jericho’da da devam etti. Buradaki gösteriler hafif yaralanmalar ile “atlatıldı”.

 

Gazze’de ise durum bir miktar daha farklı. Hamas’ın organize ettiği gösterilerin daha örgütlü olduğunu söylemek mümkün. Hamas lideri İsmail Haniyeh’in Filistinlilere yaptığı ‘yeni’ bir intifada çağrısının askeri bir çağrıdan ziyade popüler desteği, mücadeleyi ve örgütlenmeyi sağlamlaştırmak adına yapıldığını iddia edebiliriz. Gerek Ramallah gerekse de Batı Şeria’da Fatah’ın başlattığı yürüyüşler İsrail’in askeri kontrol noktalarına yöneldi.

 

Bunun yanında öğrenci birlikleri de son derece organize bir biçimde protestolara katılmış durumda. Buna karşılık İsrail’e bağlı kolluk kuvvetleri Batı Şeria’da onlarca Filistinliyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında Hamas’ın üst düzey yö