Artık keklik takım yok!

Ligin tepelerinde İstanbul’un üç büyüğünden hiçbiri yok. GS 5. sırada, BJK 7. sırada yer alıyor. FB’nin durumu ise içler acısı. 17 haftada üç hoca ile çalışan ve en son taraftarın baskısıyla Ersun Yanal’ı takımın başına getiren Fenerbahçe, ilk yarıyı 17. sırada tamamladı. Yani en alt basamağın bir üstünde! Yani düşme hattında!

31.12.2018 12:18
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Lefter Küçükandonyanis Sezonu’nun ilk yarısını tamamladık. En sonda söylenebilecek olanı en baştan söyleyeyim: Ben sezonun ilk yarısından büyük keyif aldım. Nedenini açıklamaya çalışayım.

 

Bazı futbolseverler Premier League’i, La Liga’yı ya da Serie A’yı işaret edebilir ve “Bir oralarda oynan topa bak, bir de bizdekine” deyip Süper Lig’in beğenilmesine burun kıvırabilirler. Olabilir tabii.

 

Ben de elden geldiğince diğer ligleri takip ediyorum. İngiltere’de, İspanya’da, İtalya’daki oyun kalitesinin bizim ligi uzak ara geride bıraktığından şüphe duymuyorum. Oralarda bizden daha akışkan, hızlı, bütüncül ve sağlam bir futbolun oynandığını kabul ediyorum. Bazen resitale dönüşen bir oyunla kendimden geçiyor; bizi mest eden sahadaki sanatçılar ile kenardaki Klopp, Simeone, Guardiola, Ancelotti, Sarri, Tuchel ve Pochettino gibi futbol düşünürlerine şükranlarımı sunuyorum.

 

Yani, Süper Lig’in henüz bu seviyelerde olmadığını görüyorum. Ama bizim ligimizi de çekici ve zevkli kılan iki özellik var. İlkin, sayısı az olmakla birlikte, bizde de güzel maçlar oluyor. Haksızlık etmeyelim, Süper Lig’de de gözümüzü topa mıhlayan ve bitmesini istemeyeceğimiz maçlar oynandı.  

 

Misal, 16. haftadaki BJK-TS kapışması; o maçı, değme bir Premier League ya da La Liga derbisine değişmem. Çünkü bir futbolsever aradığı her şeyi buldu o maçta. Gol deseniz, fazlasıyla vardı. Kurtarış deseniz, kaleciler gözümüzün pasını sildi. Pozisyon deseniz, çuvallarca harcandı. Taktik hamle deseniz, başımız döndü; her iki hoca da maçı kazanmak adına hamle üstüne hamle yaptı. Ve hepsi de şapka çıkartılacak cinstendi. Şahsen, oyuncular soyunma odasına yöneldiklerinde, böyle bir maça tanık olduğum için kendimi çok şanslı hissettim.

 

Erken havlu atan yok!

 

İkincisi, kabul, oyun kalitesi bakımından Avrupa’nın birinci sınıf liglerinin arkasında kalıyoruz -- ama mücadele kalitesi bakımından Süper Lig onlarla rahatlıkla aşık atabilecek düzeyde. İlk yarıdaki maçları gözlerinizin önüne getirin. Oynanan oyundan hoşnut kalmasanız da kıyasıya bir mücadelenin olduğunu inkâr edemezsiniz. Sahaya çıkan her takım sonuna kadar mücadele etti. Oyuncular topa kafa uzattı. Topu kapmak için her yerde kora kor mücadele edildi. Çok az maçta erken havlu atıldı.

 

Yabancı oyuncu serbestisi, takımlar arasında güç farkını dengeledi. Artık eskiden olduğu gibi, lig başlar başlamaz “kesin düşer” diyebileceğimiz bir takım da yok, “ligi rahatlıkla alır götürür” diyebileceğimiz bir takım da. Elbette becerikli yöneticileri sayesinde kadro mühendisliğini iyi yapan ve rakiplerinden bir adım önde olan takımlar var. Ama genel durum itibariyle kadrolar birbirine denk hale geldi. Keklik takım kalmadı. Sonucu önceden tahmin edilebilen maçlar mazide kaldı. Hiçbir puana çantada keklik gözüyle bakılamaz oldu. 

 

“Üç Büyüklerin hali”

 

Herkesin herkesi yenebilir ve içerde-dışarda herkesin herkesten puan alabilir olması, ilk yarının sonunda çok ilginç bir tablo ortaya çıkardı. Ligin tepelerinde İstanbul’un üç büyüğünden hiçbiri yok. GS 5. sırada yer alıyor. BJK 7. sırada duruyor. Efsanesinin isminin verildiği sezonda büyük bir sarsıntı geçiren FB’nin durumu ise içler acısı. 17 haftada üç hoca ile çalışan ve en son taraftarın baskısıyla Ersun Yanal’ı takımın başına getiren FB, ilk yarıyı 17. sırada tamamladı. Yani en alt basamağın bir üstünde! Yani düşme hattında! Hani, rüyada görseniz hayra yormayacağınız cinsten bir vaziyet!

 

İstatistikleri açıp bakmadım ama GS, BJK ve FB’den birinin içinde yer almadığı “ilk dört” tablosuna daha önceki yıllarda herhalde tesadüf edilmemişti. 

 

Liderin (Başakşehir) 35, onu takip eden dört takımın (TS, Malatya, Kasımpaşa ve GS) 29 puanı var. Altı puan az buz bir fark sayılmaz ama kapanmaz da değil. Hele bu sezonda! İkinci yarının ilk iki haftasında Başakşehir’in iki çok önemli sınavı var. Önce Trabzon’a konuk olacak, ardından Kasımpaşa’yı ağırlayacak. Bu iki maçtan alınacak olan sonuçlar, zirvenin daha da karışmasına ve ligin yeniden başlamasına neden olabilir.

 

Ligin üst ve alt sıraları arasında da çok büyük bir puan farkı yok. Ligde 10. sıradaki Göztepe ile 17. sıradaki FB arasındaki fark 6 puan. Bir seri yakalayan her takım birden üst katlara çıkabilir. Şimdilerde ligin dibine demir atmış gözüken Rize bile, üç dört maç kazandığında kendini düşme potasının dışına çıkarabilir.  

 

Takımların birbirinden kopmaması, puan olarak birbirlerine yakın durmaları ve herkesin birbirini geçebilecek konumda olması ligin heyecanını yükseltiyor. Nerdeyse her maç, takımlar için bir final maçı havasına bürünüyor.

 

Umarım sonuna kadar lig bu hüviyetinden bir şey kaybetmez.

 

Bu sene o sene olsun!

 

Diğer liglerden en fazla İspanya ve İngiltere ile ilgiliyim. İspanya’da değişen bir durum yok. Zirvede yine Barça ve Atletico var. Real, gelişi fırtınalar yaratan Lopetegui ile tam bir hayal kırıklığı yaşadı. El Clasico’da Barça’dan beş yiyince Lopetegui kapının önüne kondu. Onun koltuğuna, geçici olarak, yine Madrid efsanelerinden Solari getirildi. Solari’nin gelişiyle toparlanan takım, bu arada, FIFA Dünya Kulüpler Kupası’nı dördüncü kez müzesine götürdü. Kim bilir, belki Solari’yi de Zidane’nin kaderi bekliyordur…

 

Premier League’de Manchester dolaylarında işler iyi gitmiyor. Pep’in City’si arıza vermeye başladı. Art arda darbe alan açık mavililer zirvenin epey bir uzağına düştü. “Man U”da ise Sir Ferguson’dan sonra açılan dikiş bir türlü tutmuyor. Mou da yaraya derman olamadı. Uni’nin kulübesi muhtemelen Jose’nin hayatta en çok oturmak istediği kulübeydi. Ancak işler istediği gibi gitmedi. Kötü gidişin önüne geçemeyince her hocanın başına gelen, “özel biri”nin de başına geldi. Sürekli olarak takımının kalitesizliğinden yakınan Mou’nun bileti kesildi ve takım “bebek yüzlü katil” Solskjaer’e teslim edildi. Old Trafford sakinlerinin çok sevdiği Solskjaer de iyi bir başlangıç yaptı.

 

Hâlihazırda Ada’nın en mutluları, Liverpool taraftarları. Kızıllar, ligde fırtına gibi esiyor. Sakatlığı nedeniyle ligin başında biraz yalpalayan ve Klopp’un eleştirilerine maruz kalan Salah da zamanla kendini buldu, geçen yılki ritmini yakaladı ve golleri seriye bağladı. Salah-Firmino-Mané üçlüsünü durdurmak son derece güç. Aman nazar değmesin!

 

Liverpool’un 19 maçta 16 galibiyeti ve 3 beraberliği var. Yenilgiyi unutan Klopp’un öğrencileri, 2018’in son maçında Arsenal’i de dağıttılar ve 2019’a tozu dumana katarak en yakın rakipleri Tottenham’ın 6 puan önünde girdiler.

 

İnşallah sezon sonuna kadar böyle götürürler de “bu sene” artık “o sene” olur…   

 

Irkçılığa Ancelotti tokadı

 

Ancelotti yönetimindeki Napoli bu yıl izleyene keyif veren bir top oynuyor. Maradona’dan ötürü eski göz ağrım olan Napoli’nin, ligin zirvesine ambargo koyan Juve’yi devirmesini çok isterim. Ama mevcut puan tablosu, bu isteğin gerçekleşmesinin imkânsız denecek kadar zor olduğunu gösteriyor.

 

Napoli geçen hafta Inter ile karşılaştı. Çok gergin bir maçtı. Maçı 90 + 1’de attığı gol ile Inter kazandı. Ancak ırkçı tezahürat maçın da skorun da önüne geçti. Inter taraftarları, Napoli’nin savunma oyuncusu Kalidou Koulibaly’e ırkçı tezahürat yağdırdı. Maç sonrasındaki basın toplantısında Ancelotti, yaşananlara çok sert bir tepki gösterdi ve bundan sonra ırkçılığa maruz kalmaları halinde maçı terk edeceklerini belirti:

 

“Maçın üç kez durdurulmasını talep ettik. Koulibaly normal olarak ırkçı söylemlerden sinirlendi. Koulibaly, terbiyeli, profesyonel biri. San Siro'da üç kez anons yapıldı, başka da bir şey olmadı. Çözüm bu mu? Ne zaman maç durdurulur, biz sadece bunu bilmek istiyoruz. Bir dahaki sefere sahayı terk edeceğiz. En fazla mağlup sayarlar. Bu bir özür değil, bu sorun sadece Napoli ile ilgili de değil. Tüm İtalyan futbolunu ilgilendiriyor.”

 

Aslında ırkçılık, sadece İtalyan futbolunun da değil, bütün futbol dünyasının bir sorunu. FIFA ve UEFA bu konuda ciddi ve sert önlemler almak zorunda. Hakemler, ırkçı tezahürat karşısında maçı durdurmalı ve tatil etmeli. Hocalar takımlarını çekmeli. Yoksa Inter’e yapıldığı gibi iki maç seyircisiz oynama cezası vermekle, bu sorunu çözmek mümkün değil. Ancelotti saygıdeğer bir çıkış yaptı; umarım arkasını getirir ve hem o hem de diğer hocalar/kulüpler ırkçılığa karşı tavizsiz bir duruş sergiler.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.