Halkla inatlaşılmaz

Her ne pahasına olursa olsun İstanbul’u yitirmemek düşüncesi, aklı başında bir değerlendirme yapmayı imkânsız kıldı. AK Parti’de gerek teşkilâtların gerek yerel yönetimlerin sıradan insanlarla ve gündelik hayatla temas etme eşiği oldukça düşmüş olduğundan, herkesin adaletsizliği noktasında hemfikir olduğu bir kararın dahi ambalajlanıp millete yutturulabileceği düşünüldü.

28.06.2019 10:10
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

31 Mart’tan sonra hukuken yapılması gereken ve siyaseten doğru olan, AK Parti’nin sonuçları kabullenmesi, seçimi geride bırakması ve ileriye bakmasıydı. Zira önünde uzun bir seçimsiz dönem vardı; bu dönemi hem partide baş gösteren çözülmeye hem de toplumdan yükselen itirazlara çareler bulmak için değerlendirebilirdi.

 

Aslında seçim akşamı verdiği ilk beyanatta Cumhurbaşkanı Erdoğan neticelere boyun eğmiş bir görüntü verdi. Önce İstanbul’da, sonra Ankara’da yaptığı balkon konuşmalarında seçime dair herhangi bir şüphe izhar etmedi. Büyükşehirlerde kaybetmiş olsalar da ilçelerde ipi önde göğüslediklerini ve dolayısıyla belediye meclislerinde çoğunluğun halen kendilerinde olduğunu söyledi. Sözlerinde seçime ve sonuçlarına dair herhangi bir şaibenin izi yoktu.

 

Ancak sonradan hava değişti. Diğer illerde fark büyük olduğu için büyük bir gürültü koparılmadı ama kıl payı kaybettiği İstanbul seçimlerini yeniletmek için AK Parti bütün ağırlığıyla yüklendi. Birçok dayanaksız iddia tedavüle sokuldu. Aslı astarı olmadığı çok çabuk ortaya çıkarılan türlü gerekçeler ileri sürüldü. Halkın kafası bulandırılmaya çalışıldı. Seçimin iptalini sağlayacak deliller üretmek için devletin bütün organları seferber edildi. Nihayetinde, büyük bir baskı altına alınan YSK, içtihatlarına açık bir aykırılık teşkil eden hukuksuz bir kararla seçimlerin tekrarlanması yoluna gitti. 23 Haziran’da halk yine sandığa çağrıldı.

 

Türkiye siyasetinin genel kuralı

 

31 Mart’ta CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu yüzde 48.77, AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım ise yüzde 48.61 oy almıştı. Nefes nefese geçen yarışta iki aday arasındaki oy farkı sadece 13,000’di. 23 Haziran’ da ise dengeler değişti. Yıldırım yüzde 45’e düştü, İmamoğlu yüzde 54’e çıktı. Yıldırım’ın oylarında 200,000’in üzerinde bir azalma yaşandı; İmamoğlu’nun oylarında ise 600,000’e yakın bir artış oldu. Bindelik oranlarla ölçülen fark da 9 puana kadar açıldı.    

 

Bu tablo hakkında birçok çıkarım yapılabilir. Fakat her şeyden evvel bir noktanın altı kalınca çizilmeli: 23 Haziran’ın neticesi, seçmenin bariz bir adaletsizliğe karşı verdiği net bir tepkidir. Türkiye’de seçmen, gerçek mânâda seçme hakkına sahip olduğu günden beri, sandığına dokunulmasına asla müsamaha göstermez. Demokratik katılım olanakları zayıf olduğundan, halk, yönetime karşı düşüncelerini çoğunlukla salt sandık yoluyla dile getirir. İtirazını orada yükseltir, müdahalesini orada yapar. Bu nedenle seçmenin gözünde sandık kutsaldır, ona el uzatılmasını affetmez. Sandığa yansıttığı iradesinin kabulünü ister. Eğer birileri verdiği kararı doğrudan ya da dolaylı yollarla saptırmaya kalkarsa, bunu yapanların gözünün yaşına bakmaz ve fırsatını bulduğu anda biletlerini keser.

 

Türkiye siyasetinin genel kuralıdır bu ve her zaman işler. Yakın tarihte yapılacak kısa bir gezintide bile, seçmenin iradesini rayından çıkarmak isteyenlerin nasıl cezalandırıldıklarını gösteren ibretlik birçok öyküye rastlanabilir. Misal, CHP 1946’da sandığa el koydu; seçmen ona dersini 1950’de verdi. 27 Mayıs cuntacılarına tokadı 1961’de attı. 12 Eylül darbecilerine karşı duruşunu 1983’te gösterdi. “Bin yıl sürecek” diye kasılarak ortada gezen 28 Şubatçılara hadlerini 2002’de bildirdi. “367” garabetiyle ve elektronik muhtırayla ülkeye üniforma giydirmeye yeltenen 27 Nisancıları ise fazla bekletmedi; onların boylarının ölçüsünü aynı sene içinde (2007’de) aldı.

 

Hülâsâ, Türkiye seçmeni az ya da çok bekler ve sabreder. Ama kendisine darbe vuranı asla unutmaz; günü geldiğinde sandığına gider ve hesabını mutlaka sorar. 23 Haziran da böyle bir gündü.

 

Stratejik hatâ

 

AK Parti, İstanbul’u 31 Mart’ta sandıkta kaybetti. Ancak halkın tercihini tanımadı. Hukuku rafa kaldırdı ve seçimi tekrarlattı. Aradaki farkın çok az olmasına güvendi. Dolayısıyla seçmeni kâh korkutarak kâh manipüle ederek bu farkı kapatabileceğini düşündü. Böylelikle İstanbul’u elinde tutabileceğinin hesabını yaptı.

 

Oysa bu, çok büyük bir stratejik hatâydı. Zira kurulduğu günden şimdiye kadar AK Parti, önüne konulan bütün engelleri halkı arkasına alarak aşmıştı. Moderninden post-modernine kadar kendisini hedefleyen bütün darbeleri ve hukukî badireleri halkın gücü sayesinde atlatmıştı. 17 yıllık bütün kazanımları halkın desteği ile mümkün olabilmişti.

 

Böyle bir tarihî arkaplana sahip olan bir partinin, halka rağmen seçimleri yeniletme kararı alması akıl alır gibi değil. Müelliflerinin bile inanmadığı bir gerekçeyle halkın gözünün boyanamayacağı meydanda. Seçmenin Ali Cengiz oyunlarına iltifat etmediğine/etmeyeceğine, aksine bu tür atraksiyonlara çok sert bir reaksiyon verdiğine/vereceğine de tarih tanık. O halde, hep halkın yanında durarak kazanmış bir siyasî gelenek nasıl olur da halkla inatlaşmaya girer? Nasıl olur da halkı küçümsemenin, ona kendi kararını dayatmanın ters tepeceğini öngörmez?

 

Hezimet

 

Sanırım bunun altında, İstanbul’a “altın yumurtlayan tavuk” muamelesi yapılması yatıyor. Her ne pahasına olursa olsun İstanbul’u yitirmemek düşüncesi, aklı başında bir değerlendirme yapmayı imkânsız kıldı. Dizginlerinden boşalmış siyasî ve iktisadî hırs, gözlere perde çekti ve Türkiye siyasetinin bu çok yalın gerçeği bile es geçildi. AK Parti’de gerek teşkilâtların gerek yerel yönetimlerin sıradan insanlarla ve gündelik hayatla temas etme eşiği oldukça düşmüş olduğundan, herkesin adaletsizliği noktasında hemfikir olduğu bir kararın dahi ambalajlanıp millete yutturulabileceği düşünüldü.

 

Bu şartlar altında tarihin tekerrür etmesi kaçınılmazdı. Ve tarih tekerrür etti. Seçmenler hukuku rafa kaldıranları, hakkaniyete aykırı davrananları sigaya çekti. Muktedirin mağdur ettiğini düşündüğüne hakkını teslim etti.

 

31 Mart AK Parti için hazmedilebilir bir yenilgiydi, 23 Haziran ise bir hezimet oldu.

 

(*) Kürdistan 24, 26.06.2019

https://www.kurdistan24.net/tr/opinion/c329732a-eba5-44e7-bd0c-694387310088

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.