'Kokteyl terör'

Hükümet olarak bir kişi, grup veya örgütü olayın faili olarak gösterdiğinizde bunu çok sağlam delillere dayandırmalısınız. İddianızı kimsenin itiraz etmeyeceği/edemeyeceği delillerle desteklemelisiniz.

19.10.2015 15:11
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Ankara Katliamının yarattığı sarsıntının üstesinden gelinmesi için hükümetin üzerine düşen birtakım öncelikli vazifeler vardır. Sorumluluk makamında olan, hükümettir. Dolayısıyla gözler hemen hükümete çevrilir. Toplumum derinden sarsan böylesi saldırıların ertesinde hükümetin dikkatli ve hızlı bir şekilde harekete geçmesi ve başlıca dört konunun üzerine odaklanması gerekir.

 

İlki, meydana gelen hasarı asgariye indirecek tedbirlerin alınmasıdır. Bomba patlamış, büyük bir tahribata neden olmuştur. Buna karşın hükümet paniğe düşmemeli, kısa sürede organize olmayı becermelidir. Meşum saldırıda hayatını kaybedenlerin kimliğini belirlemeli, defin işlemlerinin mümkün mertebe çabuk ve doğru bir şekilde tamamlamalıdır. Yaralananların tedavilerinin en iyi koşullarda yapılmasını sağlamalıdır. Yaşamını yitirenlerin ve yararlananların acılı aileleriyle dayanışmalı, onları sosyal, psikolojik ve ekonomik açıdan desteklemelidir. Puslu havaları sevenlerin ortamı bulandırmasına karşı teyakkuzda olmalı, halka sağlıklı bir biçimde bilgilendirecek mekanizmaları kurmalı, toplumsal algıyı iyi yönetmelidir.

 

İkincisi, faillerin tespitidir. Bombalamayı gerçekleştirenlerin kimliğini bulmak için hükümet aşırı bir ihtimam göstermelidir. Elbette hükümetin görevi, sadece kendini patlatanların kim olduğunu belirlemekle sınırlı değildir.  Katil(ler)in kimliğinin açığa çıkarılması mühimdir ama yeterli değildir. Hükümete düşen, katillerin bağlantılarını açıklığa kavuşturmak, olayın arkasındaki örgüt(ler) ve/veya devlet(ler)e ulaşmak ve saldırıyı tüm ayrıntılarıyla çözümlemektir.

 

Yanlışlar ve sorumlular

 

Üçüncüsü, yanlışlıkların ve eksikliklerin belirlenmesi ve akabinde sorumlular hakkında gerekli hukuki ve idari işlemelerin başlatılmasıdır. Saldırı, ülkenin başkentinde oldu. Yüzden fazla insan hayatını kaybetti. Çok sayıda ağır yaralı var.  Önceden istihbar edilen ve arananlar listesindeki kişiler tarafından gerçekleştirilen bir saldırı söz konusu. Burada büyük hataların yapıldığı göz ardı edilemez. “Üstümüze düşen her şeyi yaptık, bir sorumluluğumuz yoktur” denilerek geçiştirilemez.

 

Dördüncüsü ise, muhtemel saldırıları önlemek adına gerekli önlemleri almaktır. Türkiye, genel seçimlerin yapılacağı kritik bir dönemeçte. Partilerin çok sayıda miting programları var. Hükümet parti ayrımı yapmaksızın bütün mitingler için en üst düzeyde koruma tedbirlerini almak, her partinin seçim faaliyetlerini rahatlıkla yürüteceği şartları oluşturmak zorunda. Unutulmamalı ki, bu tür saldırıların gayesi seçimleri yaptırmamak veya yapılsa bile sonuçlarını tartışmalı kılmaktır.

 

Geçmiş bombaların yükü

 

Şüphesiz her dört konu da çok mühim. Bununla birlikte failin tespiti mevzuuna ayrı bir parantez açılmalı. Failin belirlenmesi, gerek katliamın yarattığı çöküntünün tesirini düşürmede ve gerek olası saldırıların engellenmesinde azımsanmayacak bir rol oynar. Hükümetin eylem ve söylemiyle kamuoyunu ikna itmesi, kamuoyunun hükümetin patlamanın üzerine kararlılık ve titizlikle gittiğinden emin olması gerekir.

 

Ne var ki, bu hususta iyi bir imtihan verilmedi, verilmiyor. Kamuoyu, Diyarbakır ve Suruç bombalamalarının soruşturulma tarzından mutmain olmadı. Gerçeğin tüm detaylarıyla kendisine sunulmamasından şikâyet etti. Bazı verilerin kendinden saklandığını, bazı şeylerin üzerinin örtüldüğünü düşündü. Diyarbakır’da, Suruç’ta yaşananların üzerine gereği gibi gidilseydi, Ankara’daki felaketin olmayabileceğine inandı. Bunca büyük facialar olmasına rağmen hiç kimsenin sorumluluk almamasından rahatsız oldu.

 

IŞİD-PKK ortaklığı

 

Ankara’da da halkın kafasını bulandıran noktalar var. Hükümet olayı aydınlatmakla görevli. Lakin hükümetin sarf ettiği bazı beyanlar bu göreviyle bağdaşmıyor, tersine bombalamayı belirsiz kılmak gibi bir işlev görüyor. Mesela Başbakan Davutoğlu’nun kullandığı “kokteyl terör” ifadesi, bu çerçevede değerlendirilebilir. “Kokteyl terör” ile anlatılmak istenen,  bir eylemin birden fazla örgütün işbirliği ve dahliyle gerçekleştiğidir. Başbakan da bu ifadeyle, Ankara’daki katliamın IŞİD ve PKK’nin ortak yapımı olduğunu ima ediyor.

 

Başbakan’ın amacını anlamak kolay: Hükümet, PKK ve HDP’nin bombalamanın adresi olarak doğrudan kendisini göstermesinden büyük bir rahatsızlık duydu. Bundan dolayı PKK ve HDP’ye karşı kullanılabilecek iddialı bir argüman geliştirdi. “Saldırının altında IŞİD ile birlikte gerçekte siz varsınız” diyerek kokteyl terör kavramına sarıldı.  Oysa bu taktik, tepeden tırnağa yanlıştı. Çünkü üzerlerinde hükümet mesuliyeti bulunanlar, ulu orta konuşamazlar, akıllarına ve işlerine ilk gelen sözleri kullanamazlar, kullanmamalıdırlar. 

 

Hükümet olarak bir kişi, grup veya örgütü olayın faili olarak gösterdiğinizde bunu çok sağlam delillere dayandırmalısınız. İddianızı kimsenin itiraz etmeyeceği/edemeyeceği delillerle desteklemelisiniz. Parmağınızla birilerini “suçlu” diye işaret ettiğinizde bunun altını doldurmalısınız. Salt iç politik kaygılarla kimseyi itham edemezsiniz. Ederseniz hem yapılacak soruşturmanın selametini zedeler, hem de kamuoyunun güvenini asgariye çekersiniz. İçi boş dayanaklarınızın (bu olayda tweetler) kaçınılmaz çöküşü, gerçeği gölgelemeye çalıştığınız düşüncesinin yaygınlaşmasına neden olur.

 

Kokteyl terörün şu ana kadar gördüğü işlev bu. Hükümet kendi icat ettiği kavramla kendi ayağına sıktı.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.