Son iki yılda HDP ve Demirtaş*

HDP’de oluşturulan yeni mimari, Demirtaş’ın HDP’deki etkinliğini azaltmaya çalışıyor. Demirtaş’ın HDP dışında bir yolu yok; zaman zaman cezaevinden yaptığı müdahaleleri, onun bu harekette söyleyecek sözü olduğunu ve kendisini işlevsizleştirmeye dönük faaliyetlere karşı durmaya devam edeceğini gösterme çabası olarak değerlendirmek mümkün.

08.11.2018 10:37
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Selahattin Demirtaş, son iki yılını Edirne F Tipi Cezaevi’nde geçirdi. Hakkında 32 ayrı dava açılan Demirtaş, şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kendisi için vereceği kararı bekliyor. Türkiye’de iç hukuk yollarından netice alamayan Demirtaş’ın AİHM’e yaptığı başvurunun lehine sonuçlanması halinde, bu karar gerek hukuki gerek siyasi birtakım yeni gelişmelerin kapısını aralayabilir.

 

Demirtaş’ın içerde olduğu iki yıl zarfında Türkiye’de halk iki defa sandık başına gitti. 16 Nisan 2017’de sistem değişikliğini öngören halk oylaması yapıldı. 24 Haziran 2018’de de yeni sistemin ilk parlamentosu ve ilk cumhurbaşkanını seçildi. Ülkenin siyasi ve hukuki mimarisinde kökten değişim yaratan bu süreçte HDP’de öne çıkan üç önemli sorundan bahsetmek mümkün:

 

“Hareketsizlik ve görünmezlik”

 

Birincisi, siyasi mobilizasyonun neredeyse sıfırlanmasıdır. Çözüm sürecinin rafa kaldırılmasından ve hendek savaşlarından sonra devlet, HDP’ye karşı topyekûn mücadele anlayışını devreye soktu. HDP’nin eşbaşkanlarını ve milletvekillerini tutukladı. Parti teşkilatlarını dağıttı. HDP’ye yakın sivil toplum örgütlerinin ve basın kuruluşlarının ya kapısına kilit vurdu ya da baskı altına aldı. Partinin hemen her düzeydeki tecrübeli kadrolarını tasfiye etti. HDP, devletin talebiyle, ana-akım medyadan da dışlandı; partinin haberleri verilmez ve sesi duyulmaz oldu.

 

Ezcümle, HDP hukuki varlığı kordu ama fiili olarak kılını kıpırdatamaz hale getirildi. Seçim dönemlerinde bile partinin doğru dürüst bir propaganda yapma olanağı kalmadı. Bu durumun HDP açısından bazı menfi neticelere sebebiyet vermesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. HDP’nin halka ile arasındaki iletişimi canlı tutan bağlar zayıfladı. Parti;  tabanıyla buluşamaz hale geldi. Kitlelerle ancak etki alanı sınırlı araçlar üzerinden bir irtibat kurulabildi. Haliyle bu zoraki hareketsizlik ve görünmezlik, partinin tesirini düşürdü ve gündem oluşturma veya gündeme dâhil olma imkânlarını köreltti.

 

Teori açığı

 

İkincisi, fikri alandaki yetersizliktir. Bir partinin devlet tarafından kuşatılıp deprenemez bir vaziyete sokulmasının altından kalkılması güç bir problem olduğu şüphesizdir. Lakin bundan daha ağır olan partinin fikri olarak kendisini güncelleyememesidir. HDP bu noktada ciddi bir açmaz içinde. Parti, değişen düzene kendisini uyarlayamadı. Ezberlerine sarıldı ve bu da onun siyasetin değişen koşullarına cevap verecek güçlü bir pozisyon üretmesini engelledi.

 

HDP, muhtemelen, oy oranını büyük oranda korumasına güvenerek tabanından yükselen itiraz seslerine de kulaklarını kapattı. Lafı çok edilmesine rağmen parti kendi içinde bir özeleştiri mekanizmasını işletmedi. Mesela, 7 Haziran’dan sonraki tercihlerin getirip götürdükleri sorgulanmadı. Ya da hendek savaşları esnasında siyaseti savunmada gösterilen aczin maliyetiyle ciddi bir şekilde yüzleşilmedi.

 

Özeleştiri eksikliği sadece dünle sınırlı değil bugün de HDP’de aynı dert var. Misal, son günlerde Türk solunun parti üzerindeki etkisi çok konuşuluyor. Önemli eleştiriler var. HDP oylarıyla seçilen iki vekilin HDP’den ayrılmaları bu eleştirilen merkezinde yer alıyor. Demirtaş daha önce yaptığı bir açıklamada bunu tasvip etmediğini belirtmişti.

 

HDP’nin “sol” derdi

 

“Ayrıca son zamanlarda, bazı milletvekili arkadaşlarımızın HDP’den ayrılıp kendi siyasi geleneklerinde çalışmalarına devam edeceklerini okuyoruz. Doğrusu, bu arkadaşlarla adaylık döneminde ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama bize göre tüm milletvekili arkadaşlarımız HDP’yi kendi öz partileri olarak görmeli ve HDP’yi büyütmenin arayışı içinde olmalıdır. Kimse HDP’de kendini misafir olarak görmemeli, herkes HDP'nin tam da içinde ve sahibi olarak bulunduklarını idrak etmelidir… Bileşen ve bileşen hukuku yerine, HDP’li kimliği ve HDP’li kurumsallığı giderek daha ciddiyetle tartışılmalı ve yerli yerine oturtulmalıdır… Türkiye muhalefetinin yeni bir partiye değil, daha güçlü bir hedefe ihtiyacı vardır…” 

 

Buna mukabil HDP yönetimi, iki vekilin HDP’den ayrılıp Türkiye İşçi Partisi’ne geçmesini mesele etmedi. Hatta bir basın toplantısıyla ilan edip -Tarık Ziya Ekinci’nin ifadesiyle- bu ayrılığı “kutsadılar.” Oysa birçok soru var: Bu isimler dün HDP’ye neden davet edilmişlerdi? Bugün neden ayrılıyorlar? Birlikte yol alınırken onların ilerde ayrılacağı biliniyor muydu? Bu konuda bir söz verilmiş miydi? Yarın bir başka adrese geçecek birini aday yapmaktaki mantık nedir? HDP’nin sırtından bir başka partiyi Meclis’e taşımak doğru mudur? Seçmene bununla alakalı söylenecek bir söz yok mudur?

 

Ne var ki bu sorular halen orta yerde! Partide de ne etik ne de politik bir sorgulama yapıldı.  Mevzua dair haklı suallerin üstü “dar milliyetçilik yapmak” suçlamasıyla örtülmeye çalışıldı. Hâlbuki gerek seçim öncesindeki tercihlerin isabetinin gerek seçim sonrasında ortaya çıkan bu tablonun enine boyuna tartışılması gerekiyordu. Bu tartışmadan çıkacak olan dersler gelecek için ön açıcı olabilirdi. Malum, Mart’ta yine seçimler var.    

 

Yönetim katındaki boşluk

 

Üçüncüsü, HDP’nin yönetim katındaki huzursuzluktur. Huzursuzluk iki taraflı: Bir taraftan Demirtaş’ın boşluğu giderilemedi. Elbette HDP bir lider partisi özelliği taşımıyor. Dolayısıyla HDP’yi genel başkanlar üzerinden değil taban hareketi üzerinden okumak daha doğru olur. Bununla birlikte Demirtaş’ın bu gelenek içindeki en fazla tutulan bir lider olduğu da tartışma götürmez. Demirtaş, hem bölgede hem de Türkiye genelinde hatırı sayılır bir popülerlik kazandı. Ayrılmasıyla bir açık oluştu ve onun yerine gelenler de bu açığı dolduramadılar.

 

Diğer taraftan, Demirtaş ile mevcut yönetim ve yönetim anlayışı arasında da bir gerginlik var. Gerçi Demirtaş -avukatları aracılığıyla İrfan Aktan’ın sorularına verdiği cevaplarda- böyle bir durumun varlığını reddetti ve HDP ile arasında herhangi bir sorunun olmadığını söyledi:

 

“HDP ile aramda en küçük bir ideolojik, siyasi, çizgisel sorun yoktur. Bunun herkes tarafından net olarak bilinmesini istiyorum. Böyle bir şey olsa, bunu açıkça ifade etmekten çekinmeyeceğimi herkes bilir zaten. Partide yönetim anlayışı, taktik ve siyasi hamleler konusunda bazı yetmezlikler yaşanıyor olduğunu görmek üzüyor beni sadece. Bundan kendimi de sorumlu tutarak hem özeleştiri yapıyor hem de eleştiri ve önerilerle dışarıdaki arkadaşlarıma güç vermeye çalışıyorum. Beni başka bir yerde, başka şekilde değerlendirmeye çalışanlar sadece vefasızlık yapmıyorlar, çok da ayıp ediyorlar. Fakat pire için yorganı yakacak kadar da alçalmayacağım hiçbir zaman. Ben, benden beklenen olgunlukla siyasi görevlerime layık olmaya çalışıyorum sadece. Gerisini zamana bıraktım artık.” 

 

Görünen köy

 

Demirtaş’ın “sorun yok” demesinde bir gariplik yok; ancak bunun gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılır. Bir kere, kendisine böyle bir sorunun sorulmasını zorunlu kılan bir siyasa havanın varlığı, partide bir problemin bulunduğuna delalet ediyor bir zaten. Kaldı ki, Demirtaş’ın yanıtı da işlerin yolunda gitmediğine ilişkin önemli bir eleştiriyi (partide yönetim anlayışı, taktik ve siyasi hamleler konusunda bazı yetmezliklerin yaşanması) ve kendisini farklı yerde konumlandırmaya çalışanlara karşı da ciddi bir serzenişi içeriyor. Ve ayrıca, kapalı kapılar altında kalmayan ve kamuoyuna yansıyan gerilimler de var. Demirtaş’ın parti yönetimi hakkındaki eleştirileri, yönetimin bu eleştirileri kabul etmeyip Demirtaş’a iade etmesi, partinin 6. kuruluş yılı için hazırlanan tanıtım videosunda Demirtaş’ın görmezlikten gelinmesi gibi hadiseler yaşandı ve bunları halının altına süpürmek olası değil artık.

 

Görünen köy kılavuz istemez. HDP’de oluşturulan yeni mimari, Demirtaş’ın HDP’deki etkinliğini azaltmaya çalışıyor. Demirtaş’ın HDP dışında bir yolu yok; zaman zaman cezaevinden yaptığı müdahaleleri, onun bu harekette söyleyecek sözü olduğunu ve kendisini işlevsizleştirmeye dönük faaliyetlere karşı durmaya devam edeceğini gösterme çabası olarak değerlendirmek mümkün.

 

2019 Mart’ın yerel seçimler yapılacak. HDP için bu seçimler çok daha önemli. Zira kayyımlar yoluyla elinden alınan belediyeleri tekrar kazanması siyasi olarak her zamankinden daha fazla bir anlam ifade edecek. Siyasi açıdan böylesine değerli bir seçimde HDP’nin başarı çıtasını yükseltip yükseltemeyeceğini, partinin karşı karşıya olduğu bu üç sorun alanını yönetme becerisi tayin edecek.

 

* Kürdistan 24, 07.11.2018

http://www.kurdistan24.net/tr/opinion/caabe24d-41b8-4882-85fc-30f43cb8f526

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.