İttifakta çatlak*

MHP’nin Mart’ta yalnız başına kantara çıkacak olması son seçimdeki seçmen eğilimlerinin devam edip etmediğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Eğer 24 Haziran’da olduğu gibi akış AK Parti’den MHP’ye doğru olursa MHP’nin gücü artar. Ancak akış terse döner de MHP belediyelerini kaybeder ve seçimden düşük bir oyla çıkarsa, partinin siyasetteki yeri yeniden tartışma konusu olur.

01.11.2018 11:51
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

AK Parti ile MHP arasındaki Cumhur İttifakı’nın gayri-resmi temelleri 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra atıldı. Şehir çatışmalarının hız kazandığı ve sandıktan tek parti hükümetinin çıkmadığı bir vasatta, MHP seçmenlerinin hatırı sayılır bir kesimi AK Parti’ye yöneldi. Böylece AK Parti 1 Kasım 2015’te oy oranını yükselterek iktidar koltuğuna oturdu.

 

15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü, AK Parti-MHP birlikteliğinde bir dönüm noktası oldu. MHP, AK Parti’nin temel hedefi olan ama Meclis’teki dengelerden ötürü gerçekleştiremediği başkanlık sistemine geçmenin yolunu açtı. Bahçeli’nin beklenmedik bir çıkış yaparak AK Parti’nin en çok istediği şeyi ona altın tepsi içinde sunmasıyla birlikte iki parti arasındaki fiili ittifak hukuki bir çerçeveye oturdu. 16 Nisan 2017’deki anayasa değişikliği iki partinin ortaklığının ürünüydü. 24 Haziran 2018’deki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçimlerine de iki parti aynı çatı altında girdi.

 

İttifak, bileşenleri için başarılı sonuçlar üretti. Anayasa değişikliği kabul edildi, Türkiye parlamenter rejimden başkanlık benzeri bir rejime geçti. Cumhur İttifakı Meclis’te de çoğunluğu elde etti. Yani hem yasama hem de yürütme ittifakın hâkimiyeti altına girdi. MHP, iktidarın ortağı olmasının verdiği avantajı iyi kulandı; bürokrasideki –bilhassa emniyet ve yargıdaki- ağırlığını artırdı.

 

İhtiyaç ortaklığı

 

Cumhur İttifakı’nın yol almasını sağlayan en önemli unsur, iki partinin karşılıklı ihtiyaçlarıydı. AK Parti’nin Meclis’teki çoğunluğu korumak mecburiyeti vardı. MHP için ise bürokrasideki kazanımlarının muhafazası hayatiydi. Zira bu ortaklık sayesinde, resmiyette bir sorumluluğu bulunmamasına karşın devlet idaresinde söz sahibi oluyordu. Keza, ittifakın devamı MHP fikriyatının ülke sathındaki tesirinin de artmasını sağlıyordu. Dolayısıyla kendisine muazzam bir kudret veren bu birlikteliği sürdürmek, her açıdan MHP’nin faydasınaydı.

 

Ancak her ittifak gibi bu ittifakın da sınırları vardı. Biri ideolojik diğeri de siyaset yapma tarzına dair olmak üzere iki noktada sorunlar baş gösterdi. “Andımız” tartışması, ittifaktaki ideolojik farkı ortaya çıkardı. AK Parti daha ziyade dini referanslı, esnek ve kapsayıcı bir “millilik”i, MHP ise etnik temelli bir katı ve dışlayıcı “milliyetçilik”i sahipleniyordu. MHP’nin eleştiri dışı gördüğü ve herkes tarafından sorgusuz-sualsiz kabul edilmesini beklediği “Türkçülük”, AK Parti cenahında ise toplumdaki fay hatlarını tetikleyecek bir tehlike şeklinde değerlendiriliyordu.

 

“Herkes kendi yoluna”

 

Andımız meselesinde partiler arasındaki makas açıklığı görülür hale gelse de iki partiyi “Herkes kendi yoluna” noktasına getiren asıl faktör, MHP’nin siyaset yapma biçiminin AK Parti’de yarattığı rahatsızlıktı. Af, erken emeklilik (emeklilikte yaşa takılanlar) ve yerel seçimler konusunda Bahçeli, ittifak ortağı ile herhangi bir istişare yapmadan politik pozisyonunu belirledi ve AK Parti’den buna uygun davranmasını istedi

 

Oysa her üç konu da son derece hassastı. Erken emeklilik, ekonominin üzerine büyük bir yük bindirecekti. Ekonominin zaten darboğazdan geçtiği bir dönemde AK Parti’nin buna kabul sıcak bakmayacağı belliydi.

 

MHP’nin hazırladığı ve tehdit, uyuşturucu ticareti, hırsızlık ve nitelikli hırsızlık, dolandırıcılık, resmi evrakta sahtekârlık ve organize suç örgütü kurmak gibi suçları kapsamına alan “af” düzenlemesi de toplumsal vicdanı yaralıyordu. İktidarın bu yükün altına girmesi akıllıca olmazdı.

 

En çetrefilli mevzu ise yerel seçimlere ittifak olarak girmekti. Hukuki imkânsızlık bir tarafa, bu mesele siyasi olarak da birçok arıza içeriyordu. 24 Haziran seçim sonuçlarına göre AK Parti, 81 ilin 63’ünde birinci, 16’inde ikinci, 2’sinde de üçüncü parti olmuştu. Türkiye’nin her ilinden oy alabilen AK Parti’nin bazı illerde MHP lehine seçimden çekilmesi veya MHP adayını desteklemesi siyasetin doğasına ters düşerdi. Kaldı ki yerel seçimler talip olunan makamların fazlalığı bağlamında –genel seçimlerden farklı olarak- çok sayıda kişiyi ilgilendiren ve harekete geçiren bir niteliğe sahipti. Dolayısıyla AK Parti böyle bir kararı ne seçmenlerine ne de teşkilatlarına izah edebilirdi.

 

Politik dayatma

 

İttifak hukukuna göre ekonomiyi, sosyal dengeleri ve bütün bir siyasi hayatı doğrudan alakadar eden bu konuları tarafların öncelikle kendi aralarında müzakere etmeleri, önerilerini olgunlaştırmaları ve ardından kamuoyuna sunmaları gerekirdi. Ancak MHP, AK Parti’ye bir nevi politik bir dayatmada bulundu. Net bir şekilde durduğu yeri ilan etti ve AK Parti’den de kendi hizasına gelmesini istedi.

 

Bu dayatmacı üslup AK Parti’de bir memnuniyetsizlik yarattı. Her iki partide ittifaka dair soru işaretleri arttı, talepler farklılaştı. MHP’ye göre, Erdoğan kendi oyları sayesinde cumhurbaşkanlığına taşınmıştı. Dolayısıyla iktidar yapılanmasında daha merkezi bir konuma oturtulmalı ve iktidarın nimetlerinden daha fazla yararlandırılmalıydı. AK Parti’de ise, 24 Haziran’da ittifakın AK Parti’den çok MHP’ye yaramasından ve ittifak içindeki ağırlığın AK Parti’den MHP’ye kaymasından kaynaklanan bir rahatsızlık vardı. Ayrıca  % 10’luk bir oyu bulunmasına mukabil MHP’nin iktidarın politikalarının tamamını tayin etmeye çalışması da şikâyetlerin bir diğer nedeniydi.

 

Nihayetinde iki parti yerel seçimde bir ittifak yapmayacaklarını açıklamak zorunda kaldılar. Bahçeli ve Erdoğan’ın grup toplantılarında en fazla alkışın seçimlere tek başlarına gireceklerine dair sözlere gelmesi, her iki partinin tabanında da bu gelişmenin satın alındığının bir göstergesi olarak okunabilir.

 

Suya düşen birlikteliğin etkisi

 

Elbette bu yeni durumun seçimlere bir yansıması olacaktır. Eğer AK Parti ve MHP anlaşabilselerdi, muhtemelen bundan en olumsuz etkilenen parti CHP olurdu. Zira böyle bir tabloda CHP’nin bir taraftan hâlihazırda kendisinde olan Tekirdağ, Aydın, Eskişehir ve Hatay gibi belediyeleri koruması çok güçleşirdi. Diğer taraftan da şu anda MHP’nin elinde bulunan Adana, Mersin ve Manisa gibi belediyeleri alabilme iddiası düşerdi. İki partinin birlikteliği suya düşünce CHP hem kendi belediyelerinde rahatladı hem de diğer belediyeler için şansını artırdı.

 

MHP’nin Mart’ta yalnız başına kantara çıkacak olması son seçimdeki seçmen eğilimlerinin devam edip etmediğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Eğer 24 Haziran’da olduğu gibi akış AK Parti’den MHP’ye doğru olursa MHP’nin gücü artar. Ancak akış terse döner de MHP belediyelerini kaybeder ve seçimden düşük bir oyla çıkarsa, partinin siyasetteki yeri yeniden tartışma konusu olur.

 

Diğer partilerin alacağı tavra göre AK Parti de özellikle büyükşehirlerde ittifaklarını güncelleyebilir. Gözlerin ilk çevrileceği adres de Kürtler. Elbette seçmen davranışları tek bir parametre ile değişmez ve açıklanamaz; adayların kimliği, kullanılan siyasi dil, HDP’nin izleyeceği strateji gibi birçok değişken söz konusu. Hem daha çok erken, tablonun berraklaşması için biraz daha beklemek gerek. Bugünden söylenebilecek olan, MHP ile aynı şemsiye altında seçime girilmemesinin AK Parti’ye oy veren Kürt seçmende ruhsal bir rahatlama yarattığıdır.

 

* Kürdistan 24, 31.10.2018

http://www.kurdistan24.net/tr/opinion/6491c9b9-1117-46ae-a9a1-e8a100803e92

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.