Adaylardan biri sıkılıp saatine baktığında...

17.06.2019 10:08
Yıldıray-Oğur

yildirayogur@gmail.com

 

Bu yazı yazılırken Ekrem İmamoğlu- Binali Yıldırım arasındaki televizyon tartışması sürüyordu.

 

İlk izlenim, uzun bir süre sonra televizyonda karşı görüşten bir politikacıyla tartışmanın amatörlüğü ve çekingenliği iki adayı da germişti. 17 yıl aradan sonra böyle bir tartışma yapmanın hamlığı da formata yansımıştı.

 

İkisi birleşince de ortaya sıkıcı bir tartışma çıktı.

 

Yine de tartışma sayesinde bir kaç saatliğine de olsa, teröristlik, hainlik, hırsızlık iddialarının havalarda uçuştuğu mevsim normallerinin çok üstünde bir demokrasi havasını teneffüs etmiş olduk. Aralarında TRT’nin de olduğu bazı kanallara yıllar sonra ilk kez karşıt görüşten biri çıkmış oldu. Gerekçesiz iptal edilmiş bir seçimin sandığından çıkan mesaj bile ülkedeki demokrasi çıtasının yükselmesini sağladı.

 

Ama dünyada bütün siyasi tartışmalar bu kadar sıkıcı olmuyor.

 

Özellikle adayların at başı gittiği bir yarışta seçim öncesi televizyon tartışmalarının son dakikada seçmen kararını ve seçimin sonucunu değiştirebildiğinin tarihte epey örneği var. 

 

Kararsız seçmenler için televizyonda bir anlık tereddüt, yanlış verilmiş bir bilgi, öfkeye teslim olunan bir an, iyi bir espri, kameralara yakalanmış bir bakış çok şey ifade edebiliyor.

 

Hatta bazen sadece bir adayın saatine bakması bile...

 

1992 yılında ABD’deki başkan adayları arasında tartışmada olduğu gibi...

 

Savaş gazisi, CIA başkanlığı yapmış, bir yıl önce Irak’a girmiş, Amerikalılar için zafer kazanmış 68 yaşındaki Başkan Bush, dört kez yapılan televizyon tartışmalarının birinde pek de iyi olmadığı ekonomiden gelen bir izleyici sorusu sırasında bir an için saatine bakarken kameralara yakalanmıştı.

https://www.youtube.com/watch?v=7ffbFvKlWqE

 

Bush’un ekonomik meselelere ilgisizliğini gösteren o görüntü 12 yıldır küçük bir eyaletin valiliği yapan 46 yaşındaki Bill Clinton’ın seçimdeki sloganını iyice parlatmıştı: “Mesele ekonomi, aptal!”

 

Başkan adaylarının tartışma sersinin bir diğerine ise vatanseverlik meselesi damga vurmuştu.

 

İkinci Dünya Savaşı’nda uçağı vurulunca yüzerek savaş gemisine çıkış görüntüleri olan gazi pilot Bush, 1969’da Vietnam Savaşı’nı protesto için Londra’da ABD karşıtı bir yürüyüşe katıldığı ortaya çıkan Clinton’a “Yabancı topraklarda kendi ülkene karşı çıkmakta sorun vatanseverlik değil, sorun karakter ve muhakeme yeteneği” deyince Clinton, önceden hazırlandığı belli olan bir cevapla karşı kalenin ağlarını bir kere havalandırdı:

“Senatör McCarthy, insanların vatanseverliğini sorgularken ona Connecticut’dan bir senatör karşı çıkmıştı: Prescot Bush. Babanız McCharty’e karşı çıkmakta haklıydı. Ama siz benim vatanseverliğime saldırırken hatalısınız. Ben savaşa ülkemi çok sevdiğim için karşı çıktım.”

 

Clinton, biraz da bağımsız aday Ross Perot’un oyları bölmesiyle seçimleri kazandı.

 

1858 seçimlerinde Lincoln ile Douglas arasındaki 7 serilik moderatörsüz münazaralarla başlayan ABD’deki başkan adayları tartışma geleneği daha sonra radyoda devam etti, 1960’da ise televizyondaki ilk tartışma yapıldı.

 

80 milyon Amerikalıyı ekran başına toplayan ilk televizyon tartışmasında seçimin kaderini etkileyen ise adayların konuşmaları ya da vaatleri olmadı, makyaj oldu!

 

Bütün anketlerde önde görünen Nixon, genç ve tecrübesiz Kennedy’ye göre çok daha iyi bir konuşmacıydı. Ama o gün programa bütün gün seçim gezilerinde yorgun düşmüş ve hasta olarak gelmiş, program yapımcılarının makyaj teklifini de reddedince ona ters gelen stüdyo ışıkları Amerikalıların “Five o’clock shadow” dediği kirli sakalını ortaya çıkarmıştı. Seçimleri, yorgun ve yaşlı görünen Nixon’a karşı, tartışmaya bütün gün dinlenerek, üstüne bir tane de kortizon iğnesi yiyerek gelmiş yüzü parlayan Kennedy kazandı.

https://www.youtube.com/watch?v=gbrcRKqLSRw

 

Tartışmaların seçim sonucunu bu kadar etkilemesi adayları korkutunca 16 yıl boyunca başkan adayları televizyonda karşı karşıya gelmek istemediler.

 

1976’daki ikinci tartışmada da korkulan oldu. Bu kez sebep makyaj ya da görüntü değildi, affedilmez bir cehaletti.

 

Başkan Ford, Demokratların adayı Carter karşısında anketlerde önde görünüyordu. İç politikayla ilgili tartışmadan da açık farkla galip çıkmıştı.

 

Dış politikayla ilgili tartışmanın bir yerinde ise vahim bir gafa imza atıp “Doğu Avrupa’da Sovyet egemenliği yok. Benim yönetimimde de bu olmayacak” dedi. Bu anlık cehalet ona başkanlığı kaybettirdi.

https://www.youtube.com/watch?v=PfyL4uQVJLw

 

1984 tartışması ise hazırcevaplığın nasıl bütün kusurları örtebileceğinin bir örneğiydi.

 

73 yaşındaki Başkan Reagan’ın, 56 yaşındaki Mondale karşısında en büyük dezavantajı yaşıydı. Televizyon tartışmasında konu ister istemez Reagan’a soruldu, cevap “Bu seçim kampanyasında yaş konusunu mesele yapmayacağım. Rakibimin gençliğini ve tecrübesizliğini asla siyasi amaçlarım için kullanmayacağım ve sömürmeyeceğim” oldu. Reagan kazandı.

https://www.youtube.com/watch?v=fJhCjMfRndk

 

Hazır cevaplık 1988’de Fransa Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmasına da damga vurmuştu.

 

Başbakan Chirac, tartışmada rakibi olan Cumhurbaşkanı Mitterrand’a “Artık biz ne başbakan ne de cumhurbaşkanıyız, sadece iki eşit adayız. O yüzden size Mösyö Mitterrand dememe izin verin lütfen” deyince Mitterrand her zamanki kibrini bir espriyle süsledi: “Çok haklısınız Mösyö Başbakan”.

https://www.youtube.com/watch?v=Hx3LD_ooXYQ

 

Aslında liderlerin televizyonda tartışması Avrupa için de yeni bir gelenek. Fransa’da 1974’ten beri tartışmalar yapılıyor. Zaman zaman bazı liderler tartışmalarda yer almak istemiyor.

 

İngiltere’de de ABD’ye özenip 1964’den beri bazı adaylar rakiplerine televizyonda tartışmak için meydan okuyorlar ama liderler ilk olarak ancak 2001’de birlikte televizyona çıkıp soruları yanıtladılar. İlk karşılıklı televizyon tartışması ise 2010’da oldu. Tabii İngiliz siyasetçilerin neredeyse her gün Meclis’te bir kaç metre uzaklıkta karşı karşıya tartıştığını unutmamak gerek.

 

Kıta Avrupa’sında bu konudaki en eski gelenek Almanlarda. Elefantenrunden adıyla 1969’dan beri yapılan tartışmalara, 1987 ile 1998 arası Şansölye Kohl katılmak istemeyince ara verildi. 2002’de tekrar başlayan tartışmaların 2005’de olanından Şansölye Schröder zaferle çıkmasına rağmen, seçimleri televizyonda yüzü pek gülmeyen Merkel kazanmıştı.

 

Türkiye’de de aslında kıta Avrupa’sıyla yakın zamanlarda bu televizyonda tartışma geleneği başlamış sayılır.

 

İlki 1983 seçimlerinden önce yapılan televizyon tartışmasına Özal ile Calp arasındaki “Köprüyü satarım, satamazsın” tartışması damgasını vurmuştu. Aslında tartışma Özal’ın ekonomiden anlayan, becerikli ve sevimli yüzünü göstermesiyle seçimlere etki etmişti.

https://www.youtube.com/watch?v=P0ei580fjhI

 

1987 genel seçimleri, 1989 yerel seçimleri öncesinde de liderler TRT’ye çıkıp tartıştılar. 89 seçimlerinden sonra Başbakan Özal’ın teklifiyle liderler bir kere daha TRT’ye çıktılar

.

Bu tartışmalara da 1980’den önce aralarında Başbakan-Müsteşar ilişkisi olan Özal ve Demirel’in eski defterleri açması damgasını vurdu. Ama iki lider de sinirlenmeden tartışmaları tamamlamıştı.

https://www.youtube.com/watch?v=0JCU6EX2QO4

 

Ama 1995 seçimleri öncesinde televizyonlarda tartışan Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller onlar kadar sakin kalamadılar.

https://www.youtube.com/watch?v=BIhZbJ6AVxg

 

Onların yükselen ve anlamsız öfkesi sandıkta televizyonda sakin güç olarak görünen Erbakan’a yaradı.

 

1994 yerel seçimlerinin sonucu üzerinde de televizyon tartışmalarının etkisi büyük oldu.  Adaylar neredeyse bütün kanallarda düzenlenen açık oturumlara çıktılar.

 

En çok ANAP adayı İlhan Kesici, SHP adayı Zülfü Livaneli ve DYP adayı Bedrettin Dalan televizyonlardaki tartışmalarda kozlarını paylaştı. Çünkü seçimin onlar arasında geçeceği düşünülüyordu.

 

Ama bu durum en çok şans verilmeyen Refah adayı Erdoğan’a yaradı. Çıktığı yayınlarda da kaçak gecekondu gibi meselelerde mağdur edildi.

 

Erdoğan, televizyonda özellikle merkez sağın adayları Kesici ve Dalan’ın yanında solcu ve reformist göründü. Hatta bir tartışmada Erdoğan “Üçüncü Köprü Kuzey Ormanlarını ranta açmaktır. Bundan kaçınmayı sevgili dostum sayın Kesici’ye de tavsiye ederim” bile dedi.

https://www.youtube.com/watch?v=cMJ8E8RaHX0

 

Kampanya boyunca İsveç’te Türk bayrağı yaktığı görüntülerin olduğu gibi iddialarla boğuşan SHP adayı Zülfü Livaneli’nin ise bir televizyon tartışmasında “İSKİ meselesi içime sinmedi” demesi partisiyle arasını açtı. Sağ oylar Kesici ve Dalan, sol oylar ise SHP, DSP, CHP arasında bölününce sandıktan da en az televizyona çıkarılan ve en çok üzerine gidilen Erdoğan çıktı.

 

Bakalım 17 yıl sonra geri dönen televizyon tartışması geleneği bu kez sandıkta kime yardım edecek?

 

Ve bir daha ne zaman liderleri televizyonda tartışırken görebileceğiz?

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.