Edebiyatın işlevi

Yazmak bir bakıma Angelika’nın hakikatine eğilmekti benim için, farklılıklardan çatışma üretme hastalığına kağıt üzerinde olsun son verme arzusuydu. Yönetmen Ahmet Uluçay’ın dediği gibi, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin çilekeş yönetmeni, bir karın ağrımız, derdimiz davamız olduğu için yazıyorduk. Mutluluğun resmini çizmek lazımdı elbet, fakat bunun için çıkmamıştık yola.

19.12.2018 10:40
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

Bu dünyayı yazarak algılamak ne tuhaf bir tecrübe. İnsan yazmadığı zaman varlığını duyumsayamaz oluyor. Sanki çeperleri kırmanın başka yolu yokmuş, kelimeleri yan yana dizmeyince kanatlar yaralı gövdeye yapışıp kalırmış gibi. Her yazar en iyi bildiği şeyden yola çıkar, kendi macerasını başka tecrübelerin içinden geçirip bazen açıktan bazen de kırk kat örtüye sararak anlatır. Yazmanın merkezine gidince tek bir büyük hikaye vardır fakat buradan koparılan parçalara bakarsak kimsenin hikayesi ötekine benzemez.

 

Öte yandan benzemezlerin nasıl da birbirine benzediği muammasını sekiz yaşında fark etmiştim. Angelika isimli akranım küçük bir Alman kızının evimizde bir sene boyunca kalması, aynı odayı paylaşmamız, birbirimizin dilinden ilk kelimeleri öğreninceye kadar konuşamadan geçen günler. Çocuk tahayyülümün çok ötesindeki uzak ülkeden gelmişti, saçları mısır püskülü gibi, benimki tersi, bizde televizyon henüz yok ama o ülkesindeyken uyumadan seyrettiği bir çizgi film için ağlıyor. Birlikte oyun oynayarak, okula giderek, dokunarak, elbiselerimizi değiş tokuş edip, bebeklerimizi uyutarak tanışıyoruz. Başka ülkelere başka insanlara ve kültürlere dair iyi duygularımın sonsuz merakımın uyanma saati. Zamanla birbirimizin dilini öğrendik elbette fakat asıl önemli olan ortak insani dilin, gönül bağının kurulması. Sonra okulda akran şiddetiyle tanıştık birlikte, insan küçük ya da büyük olsun illa fiskelerle ilerliyor, can yanmadan büyüme yok. Angelika bir sene sonra ailesinin yanına Hamburg’a dönünce okumak yazmak bu büyük boşluğu doldurmak için elimdeki tek çare haline geldi belki de. Bizim bilmediğimiz ülkelerde aşina olmadığımız tecrübeler yaşanıyor, fakat oralara gidemezsek onlar bize gelir kitapların içinde. Okuma evreni rüya gibi, dile benden ne dilersin mucizesi yaşanıyor; ister çarlık Rusyası’sının Petersburg’unda bulursunuz kendinizi, isterseniz de 2. Dünya Savaşı sonrasının Avrupa’sında. İşgal günlerinin İstanbul’unu da yaşamış gibi olursunuz mesela Mithat Cemal Kuntay okuyarak, ya da modern zamanların Amerika’sında olanlara tanık olursunuz Adam Johnson’un, Paul Auster’in kaleminden.

 

                                                                         ***

 

Yazmak bir bakıma Angelika’nın hakikatine eğilmekti benim için, farklılıklardan çatışma üretme hastalığına kağıt üzerinde olsun son verme arzusuydu. Yönetmen Ahmet Uluçay’ın dediği gibi, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin çilekeş yönetmeni, bir karın ağrımız, derdimiz davamız olduğu için yazıyorduk. Mutluluğun resmini çizmek lazımdı elbet, fakat bunun için çıkmamıştık yola. Önceliği örseleyen, inciten, azaltan, var olanla olması gereken arasındaki mesafenin uzadığı karaltılara veriyorduk. Mutluluğun bu aralardan filizlenebilme ihtimaline odaklanmak öyle çetrefilli ki, bir de şöyle deneyelim oyalanmasıydı belki yazmak. “Bir görünür gibi oluyor bir görünmüyor” olan şey nedir peki? Tahkiye boş zamanların eğlenceli hobisi değildir, son derece disiplin isteyen ağır bir özveri ve işçilik.

 

Başka yazarların olaylara bakışı, kurduğu yapı, biçim kıymetlidir ama yazarken uzaklardan eve, akleden kendi kalbimize dönmek elzem. Üslup ve özgünlük kendi evinden neşet eder. Bilgiden fazlasına ihtiyacı olan insana bir şey anlatır edebiyat. Duyguların sezgilerin metafiziğin ve kanatlanmaların ülkesinden haber getirmek gibi. Edebi metin de bilgi verir ama ister istemez olur bu, yoksa işlevi sezdirmek, bilgiyi duygunun içinden geçirmek. Görünmeyeni görünür kılmak, iyi ve kötü arasındaki mesafeleri aşındırmak, eğretilemelerle gölgede kalmış anlara ışık düşürmek. Kendi hakikatini tek hakikat diye sunacak, sen diliyle itham tehdit ve tedip edip susturacak, rol dağıtacak kitaplar okumayı sevmiyorsak böyle kitaplar yazmaktan da uzak durmamız lazım.

 

İhtiyacımız olan en önemli şey büyük bir baloncuk, maruz kaldığımız binlerce mesajı, öneriyi, bir örnek mutluluk telkinlerini, amansız ihtiyaçlar listesini, sosyalleşmenin abartılmış katranlı yoğunluğunu dışarıda bırakan boşluk. Edebiyatın en sade işlevi bu belki de, bizi kuşatmanın dışına çıkarmak.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.