Gülzar Haydar İstanbul’da

Kelimeler nasıl ruh gücümüzü ferasetimizi kültür birikimimizi ortaya koyarsa, şehirler de kurumları, yönetişimin yapılanma biçimi ve mimarisiyle bir halkın değer yargılarını yansıtır. İlim adalet ibadet ve hakça paylaşmayı esas alan, mescit medrese pazar ve bahçeyi esas alan, sevdiklerinden infak etme ahlakı üzerine şekillenen şehirlerden günümüz için nasıl çıkarımda bulunabiliriz?

11.07.2018 10:52
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

İlmi Etütler Derneği’nin (İLEM) düzenlediği 5. Uluslararası Yaz Okulu’nun açılış konuşmasını yapmak ve ders vermek üzere İstanbul’a gelen Pakistanlı akademisyen mimar Gülzar Haydar’ı dinlemek ufuk açıcıydı. İslam Şehri hakkında bilinç yükselmesi sağlayan Şehirlerin Ruhu kitabının müellifi olarak tanıyorduk kendisini. Evdeki şehir kitaplarının arasında yerini alan İnsan Yayınları’nın 1991’de yayınladığı kitapta yazarın biyografisi ve tercümeye kaynaklık eden metin hakkında bilgi yoktu fakat bu eksikliği yıllar sonra mimarın kendi ağzından gidermek nasip oldu. Haydar İslam kültürü, mimarisi, geleneksel miras hakkında ilgisinin nasıl oluştuğunu, çocukluktan itibaren geçtiği evreleri, kendisini etkileyen ortamları, kişileri, eserleri ve kariyerinin genel basamaklarını anlattı. Modernlik ve kültürel miras arasındaki sıkışıklığı aşmak için bir İslam şehrinin kavramsal formülasyonu üzerine kafa yormuş bir isim.

 

İLEM’in dünya ölçeğinde İslam dünyasının hızla şehirleşmesini bir mesele olarak ele alarak etraflı çalışmalar yapması çok önemli. Pratikler düşüncenin önünden gitse de ağır sürüklenmenin önüne geçmek için yol açıcı çabalara ihtiyaç var. Mısır’dan gelmesi beklenen, İslam mimarisi üzerine sayılı otoritelerden sayılan Abdulvahid el Vekil’in vize problemine takılması ise çok üzücü ve düşündürücü. İslam dünyasındaki müdahalelerin, baskıların, darbelerin bir yansıması olarak akılda kalacak bu buluşamama durumu.

 

                                                            ***

 

Beş gün boyunca farklı İslam ülkelerden akademisyenlerin sunacağı ders konferans ve tebliğlerin konularına eğilince şehir konusunda ele alınacak ne kadar çok meselemiz olduğu ortaya çıkıyor. Teknoloji ve geleceğin şehri, İslami şehirlerin gündelik pratikleri içinden yerelliği ve evrenselliği yeniden düşünmek, şehirlerde göçle gelen hareketliliğin Müslümanlar üzerindeki etkisi, Ortadoğu’da kentlilerin tarih bilincinin yükselişi, kimliğin hafızanın devamlılığı, sosyal problemlerin şehir üzerindeki etkisi, seküler demokrasilerde yaşayan Müslüman azınlıkların belleği, anıları, modern şehirde ahlak, çeşitli şehirlerde yönetim krizleri, hızlı kentleşen toplumlarda İslami değerlerin erozyonu,  kadınların şehirlerin ve çevrenin şekillendirilmesindeki rolü, Müslüman kentlerin şehirleşmesinde yeni trendler, şehirleşmenin Müslüman gençler üzerindeki sosyo-kültürel etkisi, kültürel mirasın sürdürülebilir bir gelişme modeli için dönüşümü, İslami kimlik ve cami mimarisinde yaşanan açmazlar, şehirlerin hafızaları….

 

Müslümanlar olarak ideal sosyal modellerden ve yaşantıdan söz ederken İslam’ın erken dönemlerine atıfta bulunmaya devam ediyoruz. Bu elbette önemli fakat artık yakın zamanlardan hata günümüzden de olumlu yaşam pratiklerini açığa çıkarmak, yoksa var etmeye yönelik çabaları ele alan çalışmalar elzem. Dilimiz tevazu, sadelik, etik ve estetik ilkelerin, vermenin paylaşmanın hakkaniyetin öne çıktığı geçmişten söz ederken, evlerimizi yaşam alanlarımızı inşa etmede batılı normların hem de en eleştirilip mahkum edilmiş formlarına sıkı sıkıya sadık kalmak arasındaki akıl almaz zıtlığı görmemiz lazım. Özgürlüğün ahlaki karmaşaya, özel girişimin hileci bir sömürgeciliğe dönüştüğü günümüzde, barış ve düzen adına kitlelerin ezilmesine, kalkınma adına kültürel kaynaklardan uzak bir ıssızlaşmaya giden Müslüman toplumlar şehir meselesini en baştan ele almak zorunda.  

 

Tekrar Gülzar Haydar’ın söylediklerine dönecek olursak seküler liberalizm içinde Müslümanlarda da gizli bir ‘dini olanı kibirle küçümseme’ hali gelişti. Kaynakları çıkarlar uğruna fütursuzca ziyan etme özgürlüğü, doğayı ele geçirme, hükmetme ve imha hali bize de sirayet etti ve ekolojik hissizlik yaygınlaştı. Müslüman mimarlar da müşterileri memnun etmek ve çoğunluğun onayını kazanmak adına, güzellik ve insaniyet arayışını bir kenara bırakıp anlamsız safsatalara kapıldılar.

 

                                                                    ***

 

Kelimeler nasıl ruh gücümüzü ferasetimizi kültür birikimimizi ortaya koyarsa, şehirler de kurumları, yönetişimin yapılanma biçimi ve mimarisiyle bir halkın değer yargılarını yansıtır. İlim adalet ibadet ve hakça paylaşmayı esas alan, mescit medrese pazar ve bahçeyi esas alan, sevdiklerinden infak etme ahlakı üzerine şekillenen şehirlerden günümüz için nasıl çıkarımda bulunabiliriz?

 

Haydar’a göre İslam şehri evrensel bir ütopya. Fakat bunu geçmişle sınırlamak büyük hata. Sürekli geçmişin donuk hatıralarıyla yaşamak ta, kültürel mirası hiçe sayarak bilinçsizce hiç denenmemiş olana yönelmek de çok tehlikeli.

 

Ütopya iyidir; sayısız ütopyanın çoğunun gerçekleştirilmesi mümkün olmasa bile, gerçekleştirilen pratiğin evrimine temel oluştururlar. Bu manada İslam şehri Allah’a ve topluma karşı yükümlülükle kişisel özgürlüğün iç içe geçtiği bir mikrokozmoz. Dengeler zamanı kavramak ve temel insanlık değerlerini gelecek kuşaklara yaşayarak temsil ederek aktarmakla hayat içinde kurulur. Bilgi sevgi şefkat zanaat ölçü hüner adalet istikamet şehirleri kurmak hala mümkün.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.