NURHAYAT – Akif’in Tatlı Bahçesi / 30’unda

Ne tatlı adamdın baba. Bembeyaz saçlarınla, giyiminle kuşamınla, bıyığınla, göbeğinle, tespihinle... Şimdi siyaha boyattığın şu saçlarına bak! Üzerindeki dar pantolon, dar ceket… Off… Baba bu yaşta! Şu halinden o bile utanıyordur. Ama paran var ya… Yakında dolgu, botoks yaptırırsan hiç şaşmam. Zavallı yaşlı soytarı…

Zili defalarca çaldım, açmadı. Allahtan anahtarım vardı da içeri girdim. “Anne, anne!” diye seslendim. Dalgınlıktan duymamış. Salona girdiğimde senin koltuğuna oturmuş, başı iki elinin arasında öylece halıyı izliyordu. Ağlamaktan gözaltları torba torba, saçı başı dağınık, gözleri içine kaçmış, yüzü küçülmüş. Korktum. Dizinin dibine oturup, buz gibi elini tuttuğum an geldiğimi fark etti. Gözünü gözüme dikip, sağ eliyle televizyonu işaret etti: “Babanla kahvaltı yaparken izlediğimiz -sabah çikolataları- programı vardı. Onsuz izleyemiyorum” dedi. Gözleri doldu. Sustu. Kadın üzüntüden bir ayda beş kilo vermiş. Bir şey yediği yok ki. O titiz kadın akşamdan bulaşık bırakmış, ev dağınık…

“Yatak odasına gitmeyi içim kaldırmıyor” dedi.

Salonda uyuyormuş. Gittiğimde öğleni geçiyordu. Çarşafını, yastığını bile toplamamış; pijamayla oturuyordu. Emekliliğinin üzerinden altı ay geçmedi. Ama alıştı tabi annem evde olmana. Nasıl da mutlu olmuştu emekli olacaksın diye.

“Sen evlendikten sonra iyice yalnız kaldım. Bıkmıştım yalnız kahvaltı yapmaktan, evde oturmaktan. Çok iyi oldu babanın emekliliği. Seneye dünya turuna çıkacağız” demişti.

Keşke alıştırmasaydın baba.

Televizyonu açtım. Bir yemek programı buldum. Nefesinden belliydi uzun süredir bir şey yemediği. Zar zor bir şeyler yedirdim. Yedirdim dediysem iki zeytin, biraz peynir. “Zorlama kızım boğazımdan geçmiyor” dedi.

-Nalan ne düşünüyorsun?

-Hiç.

-Kadını takdir ettim. Burayı nasıl canlandırmış…

-Efendim?

-Nurhayat Hanımı diyorum. Kafeye ruh katmış.

-Ha evet.

-Kızım niye dalıp dalıp gidiyorsun. Yemeğini yesene.

-Yiyorum işte baba.

Maşallah senin iştahın yerinde. Bir buçuk porsiyonu iki dakikada mideye indirdin. Annecime iki lokma ancak yedirebildim. Kahve de yaptım üstüne. İçince biraz açıldı. “Dün komşular oturmaya geldiler” dedi.

Olanları herkes duymuş. Döndü Teyze, dili kurusun: “Erkeğe güven olmaz. Evdeki Rus’u gönderdim. Bu yaştan sonra kepaze olamam” demiş.

Koltukta sağa sola sallanarak ağladı. İçim gitti. “İki laf söyleseydin” dedim. Garibim, beti benzi atmış, ağlamamak için kendisini zor tutmuş. “Koltuğa büzüştüm kaldım” dedi. Keşke orada olsaydım. Döndü’nün ağzının payını verseydim. “Hüseyin amcayı kaç kere memelerime bakarken yakaladım” deseydim. Keşke orda olsaydım.

“Bize gel. Boş evde durma” dedim. “Gelmem, gelemem” dedi. Ahmet’ten utanıyormuş. “Kaç yıllık damadın. Hem babam utanmıyor, sana ne oluyor?” dedim. Hazmedemiyor, gururuna dokunuyor tabi. Sen niye utanmıyorsun?

Telefonuna peş peşe mesajlar geldi. Kart zampara! Nasıl da heyecanlandı. Bak ya! Okumak için nerdeyse telefonu gözüne sokacak. Ben yakın gözlüğü takmaya başladım, beyefendi direniyor. Artık anla be adam, yetmişine merdiven dayadın. Yaşlandın! Olmuyor, okunmuyor değil mi? İşte, böyle telefonda oynaşacaksan o gözlükleri takacaksın. Yüzü yumuşadı, gülümsüyor; mutlaka odur mesajları atan. Acaba neler yazdı?

“Sevgilim”, “Aşkım”, “Bir tanem”, “Balım” …

Zavallı babam. Böyle tatlı sözlere mi kandın? Ahmet de eskiden böyle laflar ederdi. Artık unuttu. Arada bir “canım” diyor. Zaten sevmem öyle süslü lafları. Ben de “Ahmetciğim” diyorum. Yetmez mi?  Belki de yetmiyordur. Demek lazım.  Of midem bulanıyor. Karnımda yine o ağrı… Keşke kızın 30 yaşında olduğunu duymasaydım. Benden 8 yaş küçük. Midesi bunu nasıl kaldırıyor? Kız çok genç, onu bırakıp daha da anneme dönmezsin. Genç olmasaydı bıkardın. Özel bir yeteneği yoksa kırkından sonra bütün kadınlar aynı. Bunun kırkına çok var. Hayatta eve geri dönmezsin. Bu yaşta azdın ya baba… Geber inşallah. Ay neler söylüyorum! Allah’ım sen koru.

Ahmet’e, “Seni oğlu gibi sever. Gözünü seveyim bir akşam babamı bir yere içmeye götür, erkek erkeğe konuşun. Makul bir dille anlat geç olmadan hatasından dönsün” dedim. Maşallah güzel yemiş içmişsin, bir sahneye çıkıp göbek atmadığın kalmış. Rakı kadehini Ahmet’e uzatıp neşeyle, “Seviyorum Ahmet! Seviyoooorummm” demişsin. Ne yapsın garibim? Halini anlatırken gülmemek için dilini ısırsa da özürler dileyerek güldü. Ahmet senin gibi yapmaz. Gerçi erkek değil mi? Senin halini anlatırken güldü. Niye güldü?

O da şu sıralar sağlığına düştü. Bir aydır üşenmeyip sabahın yedisinde kalkıp koşuya gidiyor. Bir aydır kahvaltı yapmıyoruz. Koşudan sonra duş alıp çıkıyor. Ofiste bir şeyler atıştırıyormuş. Ama eve her zamanki saatinde dönüyor. Yok, geçen hafta iki gün geç geldi. Ne yapsın yani, toplantı varmış. “Ben kalamam hanım evde beni bekliyor” mu desin? Eskiden böyle toplantılar olmazdı. Sevgi sözleri söylemek lazım. Aşkım, balım demek lazım. Yok ay aman liseli gibi o ne öyle. Hem Ahmet onu ne çok sevdiğimi bilir.

Sen de annemin sevgisinden emindin. Yok yok erkekler çocuk gibi. Gerekirse utanmayıp önünde kırıtmak lazım. Eve gitmeden kuaföre de uğrayayım. Aman, off durduk yerde niye telaşlandıysam? Bilmez miyim kocamı, başını kesseler başka kadına bakmaz.  Sekreteri Arzu aradığında sesinde, tavırlarında bir acayiplik oluyor. Olacak tabi elin kadınıyla benimle konuştuğu gibi mi konuşacak?

-Ne kadar yavaş yiyorsun?

-Yiyorum işte. Bilmiyor musun baba, hep yavaş yerim. 

Zavallı annem. Bel fıtığı oldu başına neler geldi. Keşke ameliyat olma diye diretmeseydim. Nereden bilecektim. İğnelerden sonra haftada iki gün yüzer iyileşir dedim. Ben tek başıma mı bu kararı verdim? Doktor da “Düzenli yüzerse olur, ameliyatı erteleyelim” dedi. Sen de destekledin. İğneye gelen hemşireye göz koyacağını nasıl bilebilirdim? Yok, yok! Kızın terbiyesizliğidir. Bunca yıllık babamı tanımaz mıyım? Bugüne kadar şirketinde kim bilir kaç kadın çalıştı, eve yardıma gelenler… Hayatta inanmam!

Ne yaptıysa o hafif kadın yaptı. Tabi semte gelince, evi görünce anladı paralı olduğunu. Kancayı taktı. Daha 30’unda. Sana dokunduğunda iğrenmiyor mu? Şu buruşuk ellerine, sarkmış kollarına. Öptüğünde… Midesi bulanmıyor mu? Kızından bile küçük baba.

Ahmet sekreter kız arayınca telefonu kapıp başka odaya geçiyor. Delirdin ha, adam senin yanında iş mi konuşacak Nalan. Eskiden odalara kaçmazdı.

Ne tatlı adamdın baba. Bembeyaz saçlarınla, giyiminle kuşamınla, bıyığınla, göbeğinle, tespihinle… Şimdi siyaha boyattığın şu saçlarına bak! Üzerindeki dar pantolon, dar ceket… Off… Baba bu yaşta! Şu halinden o bile utanıyordur. Ama paran var ya… Yakında dolgu, botoks yaptırırsan hiç şaşmam. Zavallı yaşlı soytarı…

Aynaya bakıyor musun? Allah aşkına aynaya baktığında ne görüyorsun?

Akif’in Tatlı Bahçesi’ne onu da getiriyor musun? Yok artık, bu kadarını yapmazsın!

Nurhayat Hanım ne tatlı kadın. Annemi andırıyor. Onun gibi güler yüzlü. Ortamı gül bibi yapmış. Bravo. Eskiden tek tük insan olurdu. Şimdi neredeyse bütün masalar dolu. Kadın eli değince. Böyle kadınlara hayranım. Ben eve tıkıldım. Keşke çalışmayı bırakmasaydım. Ahmet’le Pazar günleri kahvaltıya gelirdik. Bazen annem ve bu zampara da olurdu yanımızda. Ahmet eskisinden çok çalışıyor. Bura eksik kalsın nereye çıkıyoruz ki. Eve zor geliyor adam. Üzülüyorum.

Yok canım kızı buraya getirmemişsindir. O kadarını yapmazsın. Burada herkes annemi, beni tanıyor.

“Selçuk Bey, efendim şeref verdiniz” demelerine ne bakıyorsun. Saçına, başına bakıp içten içe gülüyorlar. Kim bilir lokantadan çıktığımızda arkamızdan ne dedikodular yapılacak. Ahmet’in sekreteri kaç yaşında? Arada bir işyerinde ziyaret etmek lazım.

Bu yemek işi de nerden çıktı? Tabi rezilliğini allayıp pullayacak, “Nalan, senden anlayış bekliyorum” diyecek. Çok beklersin baba. Baksana, ağzın kulaklarında. Görüntün komik ama gençleşmişsin de. Gamsız, senin yüzünden zavallı annem nasıl da çöktü. Annenden boşanacağım demesin!

Evden taşındın derdin ne daha? Tabi kız paranın peşinde. Ev tutman, araba alman, masrafını karşılamanla yetinir mi? Hele öyle bir şey yap, bir daha yüzüne bakmam! Benim kocam senin gibi sapıtmaz.  Tabi canım. Daha dün “senden güzeli yok Nalan” demedi mi? Durduk yere niye dedi?

Hele bu ilişkiyi bitirme, yüzüne bakmam baba. Bunu göze alır mısın? Yok yapmazsın. Beni kaybetmeyi göze alacak kadar birini sevebilir misin? Daha neler! İnsan çocuğundan vazgeçer mi?

Sürekli saatine bakıyor. Kızla mı buluşacak? Tabi ki. Ona gitmek için çok acele ediyor. Onu benden daha çok sever mi? Sevdirir kendini küçük orospu. Bırakmaz zavallı babacığımı. Sırtını dayamış yağlı kapıya bırakır mı? Orospu! Ölse keşke.

Eniştem de şerefsiz. Yakında o da senin yolundan gider. Sizi Kalamış’ta görmüş. Saçın başın değişti ya başta tanıyamamış. Teyzeme, “Selçuk’a piyango vurmuş. Yanında gençten çok güzel bir hatun, sarmaş dolaş sallanarak yürüyorlardı” demiş. Teyzem açmış ağzını yummuş gözünü. Eniştem güya kuyruğunu kıstırıp “Yahu takılıyorum. Selçuk’un yaptığı edepsizlik” demiş. Terbiyesiz. Sanki kendisi yapmadı? Yakalandığında, sen araya girmesen teyzem affetmeyecekti. Pis zampara! Kaç yaşına gelmiş hâlâ  gözü karıda kızda. Fırsatını bulsa…

Alirıza abi, sana bakıp kasadaki çocuğa gülerek bir şeyler söyledi. Haksızlar mı? Bakışımı yakalayınca utandı. Şu haline bak ya.

Görüntündeki bunca fazlalığın içinde bir eksiklik var diyordum. Tespihin! Tespihin nerede? Dedemden kalmamış mıydı? Ne o tespih taşımanı yasakladı mı? Kendimi bildim bileli sağ elindeydi. Şak şak öne arkaya çevirirdin. Ne güzel çevirirdin. Sesini hiç yadırgamazdım. Sağ elinde, bir şey yapıyorsan bileğinde. Sanki seni daha güvenilir bir baba yapıyordu. Bari onu bırakmasaydın.

Çantasından ne çıkarıyor? Belli ki bir hediyeyle geldi. Tabi konuşmaya başlamadan önce beni yumuşatacak. Boşuna uğraşmış olursun baba. A-a! kitap çıkardı. Kitap mı taşıyor? Hem de yarılamış. “Kendini bulmak” bu yaşta okuduğu kitaba bak. Bu da bir şey. Demek ki kendini kaybettiğinin, şaşırdığının farkında.

-Sen kitap okumazdın.

-Bir arkadaş tavsiye etti. Okumak için geç bile kaldım.

Bir arkadaş dediği o mu acaba?

-Nalan, annen nasıl?

-Perişan. Nasıl olsun?

-Böyle olsun istemezdim.

Gene sustu. Her zamanki gibi tek satırlık cümleler. Hepimiz müneccimiz ya! Beyefendinin ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini biliriz. Yaşını başını almış, muhabbeti sıkıcı, otuzunda kız bunu ne yapsın? Biraz parasını yedikten sonra kapının önüne bırakır. Tabi canım, herhalde evlenecek hali yok! Babam da istemez. Ha şöyle Nalan! Sağlıklı düşün biraz. Bu iş bir iki aya biter. Babam yorulunca kuyruğunu kıstırıp yuvasına döner. Bak annemden bahsedince sanki yüzü düştü, hüzünlendi. Belki de şimdiden pişman olmaya başladı.

Ama Ahmet’e “seviyorum” demiş. İyi de sarhoşmuş. Hem o geçen haftaydı. Bu yaşta adam çabuk yorulur, iki güne bıkar. Tabi canııım… Bu iş çok sürmez, biter. İçime de bir rahatlama geldi. Eee… Peki bu saç baş, kıyafetler? Belki de kızla ilgili değil, her zaman böyle giyinmeyi kuşanmayı istedi. Nasıl da kaptırdı kitaba. Belki de içinde entel, sanatçı ruhlu biri yatıyor. Evet, evet! Kızla ilgisi yok. Belli etmese de ince ruhludur benim babam.

-Lavaboya gidiyorum. Sen de biraz çabuk ye.

Yine mesaj geldi. Sabahtan beri rahat vermedi. Ne yazıyor acaba? Baksam mı? Yakışıyor mu Nalan sana? Niye yakışmayacakmış? Sanki yaptıkları onlara yakışıyor mu? Baksam. Giriş şifresi nedir ki? Nalan’dır. Başka ne olabilir? Ya kadının ismiyse? Yok artık! Şifre falan yoktur. O işlerden anlamaz babam. Baksam. Ya gelirse, yakalarsa? “Çok çaldı açtım” derim. Ama kimse aramadı ki. Yok yok! Dayanamayacağım. Kızarsa da kızsın. Kendi kızılacak çok şey yaptı. Hadi Bismillah. Şifre yok. Ay elim ayağıma dolaştı! Kızı “aşkım” diye kaydetmiş. Kepazeler!

Bakalım kıza neler yazmış: “Çabuk gel. Biz seni özledik.” Biz? “Hayatım, erkek olursa bebeğe babanın adını versek?” Edepsizler. Bu çocuk nerden çıktı. Sen annemi öldürecek misin?

Aa Ahmet’le de yazışmış.

-Nalan hanım iyi misiniz?

-Yok. Bir şey Alirıza abi, iyiyim, galiba.

Bu yaşta bebek! Anneme nasıl söylerim? Duysa, ölür. Kepazeler…

Ahmet’e ne yazmış? Allah’ım başımıza gelenlere bak. Kapat şimdi gelecek. Gelirse gelsin, görürse görsün. Daha ne kadar rezil olabiliriz ki? Bebekmiş! Allah siz bildiği gibi yapsın. Ahmet’e ne yazmış?

“Ahmet, seni son kez uyarıyorum o kızdan ayrıl. Yoksa…”

-Nalan Hanım… Nalan Hanım iyi misiniz?  Çabuk ambulans çağırın.

Önceki İçerikMehmet Bekaroğlu’ndan İkizdere için imdat çığlığı: S.O.S
Sonraki İçerikModi hükümeti Hint varyantı için Mart ayında uyarılmış