ABD’de, Halkbank’la ilgili görülen davayla ilgili 28 ay hapis yatan Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, davanın düşmesiyle ilgili T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuştu.
Röportajdan öne çıkan kısımlar şöyle:
“Zarrab tutuklanınca, Yahudi organizasyonları işi Halkbank’a çevirmeye başlamış”
“Bu dokuz senelik gürültü içinde Türkiye kamuoyunda pek de bilinmeyen ya da anlaşılmayan şey şu oldu; Halkbank aslında dünyanın pek çok büyük bankasının yaptığı gibi en başta savcılıkla cezayı müzakere ederek dava açılmasının önüne geçebilirdi. HSBC, Deutche Bank, Citibank, BNP Paribas…ve daha niceleri ABD’nin İran’a uyguladığı finansal yaptırımları deldikleri için aynı suçlamayla karşı karşıya kaldılar, suçu kabul edip ceza rakamını müzakere edip sonra da ödeyip hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam ettiler. Halkbank da aynısını yapamaz mıydı? Yapsalardı ne dava olurdu ne siz yargılanıp 28 ay yatardınız ne de Türkiye 9 sene boyunca ‘kriminal işler yapan ülke’ yakıştırmasına maruz kalırdı. Yanlış mı yorumluyorum?
“Yorumunuza kesinlikle katılıyorum. Ama şöyle bir parantez açayım. Bu dava ilk başta biliyorsunuz Reza Zarrab’ın Amerika’ya yaptığı bir seyahatle başladı. Zaten hakkında tutuklama kararı verilmiş, hakkında soruşturma olan birinin Amerika’ya ayak bastığında tutuklanması icap ederdi, öyle de oldu. Tutuklandığındaki iddianamede Halkbank’la ilgili tek bir kelime yoktu. Bir sürü sanık vardı, hepsi kendi iş ortaklarıydı. Dubai’deki bir sürü banka var, diğer iş yapılan başka taraflar var ama Halkbank’la ilgili tek kelime yok. Yani Reza Zarrab tutuklandığında Halkbank’la ilgili bir konu gündemde değildi.
“Ben de zaten Reza Zarrab tutuklandıktan sonra ilk kez Amerika’ya gitmiyordum tutuklandığımda. Daha önce de gitmiştim ve hiçbir sorunla karşılaşmamıştım. Tutuklandığımda ise şunu anladım; aradan geçen sürede, yani Zarrab tutuklandıktan sonra, Yahudi organizasyonları FBI ile iş tutarak bu işi Halkbank’a çevirmeye başlamış. Hedef bu haline gelmiş. Plan ise şuydu bence; beni tutuklayıp benim üzerimden bankayla ilgili belli bilgileri alacaklardı, böylece davanın Halkbank davasına dönüşmesi kolaylaşacaktı.”
“MASAK ve Emniyet, 17-25 Aralık’tan önce Zarrab’ın paravan şirketlerini tespit etmiş”
“Mahkemede sizin aleyhinize ifade verenlerden biri eski CIA Direktör Yardımcısı David Cohen’di. Cohen CIA’deki görevinden önce ABD Hazine Bakanlığı’nda Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Müsteşar olarak görev yapıyordu. Yani İran ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar onun sorumluluğundaydı. Ve mahkemede dedi ki: “Biz tüm müttefiklerimizi, doğal olarak Türkiye’yi de değerli madenlerin de -yani altın ticaretinin de- İran’a uygulanan yaptırımlar kapsamına gireceği konusunda uyardık.” Ama sizin o noktada bir itirazınız oldu, neydi?
“Bir kere David Cohen de dönemin OFAC Direktörü Adam Szubin de yemin etmelerine rağmen yalan söylediler. Beni Türkiye ziyaretlerinde bir kenara çekip uyardıkları yalan. O görüşmelerde benimle beş altı kişi daha vardı, böyle bir şey olmadı. Biz onlara Zarrab’ın usulsüz işler çevirdiğine eminlerse neden kendisini yaptırım listesine koymadıklarını sorduk. Koymadılar listeye.
“Bu arada görevini ihmal eden sadece onlar da değil, Türk makamları da. MASAK ve Emniyet’in Organize Suçlar birimi benim tutuklandığım 2017’den önce, hatta 17-25 Aralık 2013’ten önce Zarrab’ın kurduğu paravan şirketleri tespit etmiş
“Zarrab’ın o dönem iş yaptığı 15-20 banka var, bütün özel bankalar dahil. Hatta çalıştığı bankalar içinde en az çalıştığı kurum Halkbank. MASAK, bu kişinin usulsüz işler çevirdiğini, paravan şirketler üstünden para transferi yaptığını tespit etmiş. Fakat bu raporu ne BDDK’ya ne Bankalar Birliği’ne ne Hazine’ye iletmiş.
“Neden MASAK herkesi uyarmamış sizce?
“Bence orada başka bir hesap var yani.
“MASAK’a süreç başlatmaması yönünde yukarlardan bir yerden?
“Bilemiyorum. O dönem belki de FETÖ’nün etkisi altında olan emniyet birimleri bunu farklı bir şekilde değerlendirmiştir. Ama benim tek bildiğim Halkbank’a MASAK’tan böyle bilgi gelmediği. Başka kurumlara geldiğini de düşünmüyorum. Ama bazı özel bankalar uyarılmış. Mesela ismini vermeyeyim, özel bir banka da çok yoğun çalışıyormuş Zarrab ile. MASAK ve Eminiyet’ten yetkililer onlara gidip çok detay sorunca, onlar da rahatsız olmuş ve çalışmayı bırakmışlar. Ama bunlar hep bireysel ölçekte kalmış. Yani BDDK olayı ele alıp bankalara “Bu adamla çalışmayın” gibi bir uyarı yapmamış. Bu, Türkiye’deki eksik ayağı. Ha bu belki yukarıya iletildi, yukarılarda farklı değerlendirdi ve “gerek yok” dendi. Bilemiyorum. Ama sonuçta bir şeyler dönmüş ve hasır altı edilmiş.
“ABD ayağında ise dediğim gibi, ben IMF toplantıları için Washington’a gittiğimizde David Cohen’e bizzat yanımda iki tane de banka yetkilisi varken, “Bu kişiyle ilgili elinizde bilgi, belge, bizim bilmediğimiz bir şey varsa paylaşın. Adamdan rahatsızsanız da yasaklayın. Banka da çalışmayı durdursun” dedim. David Cohen de “Konuyu değerlendireceğiz, şu anda öyle bir niyetimiz yok” dedi. Adama “yasakla” diyorsun, adam görevini yapmıyor. Aynı Türkiye’dekiler gibi. Muhtemelen onların da başka hesapları olduğu için yapmadılar.”
“Türkiye, bizlerle ilgili suçlamaların da düşürülmesini talep etmeli”
“Bugüne geldiğimizde ortaya çıktı ki sizin durumunuz 2025-2026’daki pazarlıklarda da Ankara açısından bir konu dahi olmamış. Bunu nereden anlıyoruz? Zarrab’ın Türkiye’deki mal varlığına ve banka hesaplarına ne olacağı dahi Halkbank’ın ABD’deki Savcılıkla imzaladığı protokolde var ama siz yoksunuz. Ankara, bu protokolü müzakere ederken sizinle ilgili davanın da düşürülüp yok sayılmasını talep edemez miydi?
“Orada benimle birlikte ismi geçen başka kamu görevlileri de vardı. İşte Zafer Çağlayan, işte Süleyman Aslan, işte Ali Fuat Taşkesenlioğlu… Yani ben ceza aldım ama bu isimler de orada suçlanmaya devam ediyor. Onlarla ilgili suçlamaların düşürülmesine dönük de bir şey yok imzalanan protokolde. Madem dava ABD yönetiminin siyasi bir kararıyla kadük oldu, Türkiye’nin bizlerle ilgili suçlamaların da düşürülmesini talep etmesi lazım.
“Ailece sizlerin hiçbir dahlinin olmadığı bir konuda bu kadar ağır bedeller ödemiş olmanıza rağmen Halkbank davasının son düzlüğünde ABD’yle pazarlık yapılırken kimsenin aklına gelmemiş gibi gözüküyorsunuz. “Devlet bize sahip çıkmadı” hissi var mı sizlerde?
“İşte ben onu “devlet” olarak görmüyorum. Ben bu işleri yürütenleri “devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar” diye düşünüyorum. “Devlet” diye görsek zaten bu ülkede kalmamızın bir anlamı yok. Ben onları “devlet” olarak görmüyorum. Onlara hakkımı da helal etmiyorum elbette.
““Devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar” kim? Otomatikman hükümetten birilerini kastetmiş olmuyor musunuz?
“Yok hükümetten değil, devlet içindeki bazı kişilerden bahsediyorum ben. Onlar da biliyor kendilerinin kim olduğunu.
“Ama bana söylemeyeceksiniz.
“Şimdi değil, belki ilerde.”
“Hakimi FETÖ’cü ilan edip reddi hakim talep etmemi önerdiler”
“Ben yargılanırken bizim mahkemenin hakimini de FETÖ’cü ilan etmişlerdi biliyorsunuz. Hatta benim de onu FETÖ’cülükle suçlamamı salık verdiler.
“Kim istedi bunu sizden?
“Türkiye’deki ilgili yöneticiler. Mesaj avukatlar aracılığıyla geldiği için tam kimin fikridir bilmiyorum.
“Ankara’dan üst düzey birilerinden mi geliyordu mesajlar?
“Tabii tabii. Reddi hâkim talep etmemi istediler.
“Sizin savunma yapmanızı da istememişlerdi.
“Ya o da ayrı bir mesele evet. Ama ben savunma yaptım. Bu sefer de savunmanın tarzını beğenmediler. Onların istediği şekilde olmadığı için herhalde. Onlar benim, hâkim Richard Berman’ın FETÖ’cü olduğuna dair delillerin, belgelerin olduğunu dair bir argümanla reddi hâkim talebinde bulunmamı istiyordu. Ben bunu yapmadım ama Reza Zarrab yaptı.
“Demek ki o dönem Zarrab, Ankara’nın mesajlarını hâlâ dikkate alıyordu. Çünkü savcılıkla anlaştıktan sonra aradıkları Zarrab’a ulaşamadılar!
“Doğrudur. Zaten devlet ondan sonra “Zarrab nerede?” diye nota verdi ABD’ye. Tabii orada hâkimi FETÖ’cülükle suçlamanın şöyle bir yanı olurdu; reddi hâkim kabul edilmeyecek, sonra biz bu hâkimden adil bir karar bekleyeceğiz. Akla mantığa aykırı bir şey. Daha sonraki aşamada ise temyiz başvurumu geri çekmem istenildi ama ben çekmedim.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.