Amerika’yı yardıma çağıran Kürtlerle alay edenler, iyi misiniz?

Türkiye’nin sert anti-Amerikancı abilerinin-ablalarının iktidarla birlikte NATO’yu yardıma çağırdığı bir günde kendimi şu soruyu sormaktan alamıyorum: Daha üç-beş ay öncesine kadar Amerika’yı yardıma çağıran Kürtlerle alay ediyordunuz, şimdi nasılsınız, iyi misiniz?

28.02.2020 15:11
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

ABD Başkanı Trump’ın “Suriye’den çekiliyoruz” açıklamasından sonra büyük bir tedirginlik yaşayan Suriye Kürtlerinin ABD’den bunu yapmamasını istediği günlerde iktidar çevreleri ve basın bu çağrıyı nasıl da istihza dolu yorumlarla değerlendirmişti... E, hani PYD ve YPG solcuydu? Solculuk her şeyden önce anti-Amerikan, anti-emperyalist olmayı gerektirmez miydi?

 

Bunları, her koşulda anti-Amerikan, anti-emperyalist bir pozisyonda kalmış, bu ilkesel pozisyondan hiç sapmamış birileri söyleseydi, en azından tutarlı olduklarını teslim edebilirdik.

 

Parantez: O koşullarda, yani baş edemeyeceği çok büyük bir güç karşısında Kürtlerin pragmatist değil “ideolojik” ve “ilkeli” davranmasını talep etmenin haklılığı-haksızlığı ayrı bir tartışma konusu: Tutarlı olmak ille de haklı olmak anlamına gelmez.

 

Parantezi kapatıp asıl konumuza gelelim... Dedik ki, Kürtlere bu eleştiriyi yöneltenlerin anti-Amerikancılıkları ve anti-emperyalizmleri “tutarlı” olsaydı, bu eleştirilerinde “tutarlı” olduklarını biz de teslim edebilirdik. Fakat değil. Onlar da Türkiye’deki istisnasız bütün politik kesimler gibi “Amerikancılık” suçlamasındaki ahlaki problemle malûller.

 

Tahammülfersâ bir ahlaki problem

 

Serbestiyet’i sürekli izleyen okurlar bilecektir: Benim bıkmadan, usanmadan takip ettiğim, her vesileyle yeni yazılarla ele aldığım konulardan biri de, Türkiye’deki “emperyalizm” (Batı ve özellikle de ABD) karşıtlığındaki ahlaki problem...

 

O yazılardan birinde bu problemi şöyle tanımlamıştım:

“Türkiye’deki bütün temel siyasi akımlar (muhafazakârlar, milliyetçiler, ulusalcılar, Kürtler, sol) ‘emperyalizm’i ‘mutlak kötü’ olarak tarif etmede ve bunu iç siyasette bir malzeme olarak kullanmada birleşiyorlar, fakat ‘emperyalizm’ herhangi biriyle ortak hareket etmeye meyledince onunla işbirliğinde hiçbir beis görmüyorlar. Bir siyasi akımın, birkaç ay içinde ABD ile birlikte hareket etme pragmatizminden ‘ilkesel anti-Amerikancılığa’, oradan da ‘mutlak kötü emperyalizm’ söylemine sıçraması Türkiye’de sıradan bir şey...”

 

Bu çerçevedeki ilk yazılarım 2009’a kadar gidiyor. Serbestiyet’te ise ilk olarak 2013’te konuyu ele almış, “Anti-Amerikancılığın ‘error’ verdiği anlar” başlığı altında ulusalcıların anti-Amerikancılıklarındaki ahlaki probleme işaret etmiştim.

 

O yazıları 2016’dan itibaren, aynı başlığı taşıyan fakat “ulusalcılar” öznesinin, yerini “muhafazakârlar”, “Kürtler” ve “sol” öznelerine terk ettiği başka yazılar izledi.

 

O yazılarda, Türkiye’de hiçbir büyük siyasi akımın kendisini bu ahlaki problemden uzak tutamadığını gösterdiğimi düşünüyorum.

 

Muhafazakârlığın anti-emperyalizminin “error” verdiği anlar

 

Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki üç büyük operasyonunda ABD’nin tutumuna dair yaşadıkları hayal kırıklığını ifade eden Kürtlerle dalga geçen iktidar çevreleri ve iktidar basını bunları üst perdeden dile getirirken, kendisini tutarlı bir anti-Amerikancı olarak niteliyordu. Ne var ki gerçek hiç böyle değildi. O da bütün öteki siyasi akımlar gibi ABD’ye bir yaklaşıp bir uzaklaşıyordu.   

 

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) anti-emperyalizminin “error verdiği anlar”ı ele aldığım, yukarıda işaret ettiğim yazılardan birinde bu pozisyonu şöyle özetlemiştim:

“(...) AK Parti’nin 2012-2013’ten itibaren demokratikleşme ve refah odaklı bir siyasetten ‘dava’ odaklı bir siyasete geçmesiyle birlikte her şey değişti. AK Parti’nin söylemi ulusalcıların ideolojik söylemine yaklaştı, parti adeta ‘ilkesel anti-emperyalist, anti-Amerikan’ bir pozisyona sıçradı. Tabii madalyonun öbür yüzü de hiç gecikmeden kendini gösterdi; AK Parti ve onu destekleyen medya kendi dışındaki siyasi akımlardan şunu ya da bunu ‘Amerikancılık’la suçlamaya başladı.

“İşte o andan itibaren AK Parti de ‘Amerikancılık’ suçlaması ahlaki bir poblemle malûl siyasi akımlar listesinin en üst sırasına yerleşiverdi. Çünkü bir yandan ABD’yi Türkiye’yi bölmek için ant içmiş ve bu yolda strateji geliştirmiş ‘üst akıl’ olarak kodluyor, bir yandan da oradan gelen her yumuşama sinyalinde gevşiyordu. Bu ağır çelişki en çok Obama’nın iktidarı Trump’a devredeceği sırada belirgin hale geldi. O dönemde ‘üst akıl’ sözcüğü hiç telaffuz edilmez oldu. Fakat Trump’ın da beklenildiği gibi çıkmaması üzerine eski söyleme geri dönüldü. Sonra Eylül 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’de Trump’la yaptığı görüşmeyle birlikte kısa bir süre için yeniden ‘iyi ABD’ günleri başladı (çünkü Trump o görüşmede ‘Türkiye ve ABD hiç olmadığı kadar yakın’ demişti).

“Ne var ki, iktidar yanlısı basının manşetlere çektiği bu söze rağmen işler beklendiği gibi gitmeyince yeniden ‘ideolojik’ anti-Amerikancılığa ve anti-Batıcılığa ricat edildi, ‘yerli ve milli’ olmayan herkes Amerikancı ve Batıcı ilan edildi; hâlâ o günlerin içindeyiz.”

 

“Üst akıl” yardıma çağrılıyor

 

Alıntı yaptığım yazının tarihi 2018... İki yıl böyle geçti, ta ki Rusya ile işler bozulana kadar... Bugün (28 Şubat) Türkiye’nin yardım çağrısıyla NATO bir karar almak üzere toplanıyor. Yani “stratejik hedefi Türkiye’yi bölmek ve parçalamak” olan Batı emperyalizmi, başta ABD olmak üzere bir kez daha “dost...”

 

Bu yazıyı da, kendimi muhtemel yanlış anlamalardan sakınmak için, önceki bazı yazılarda yaptığım gibi bitireyim:

Herhangi bir siyasi partinin ya da hareketin ABD ile iyi geçinme çabasında utanılacak bir şey yok. Tam tersine, varolan reelliklerin çerçevesi dahilinde siyaset yapmak zorunda olan herhangi bir siyasi organizma elbette dünyanın en büyük siyasi ve askeri gücü konumunda bulunan Amerika’nın desteğini arayacak ya da düşmanlığından sakınmaya çalışacaktır... Kimseyi suçlamıyorum, fakat Amerika’nın bütün “ilkesel ve ideolojik” düşmanlarının, yeri geldiğinde nasıl “Amerikancı” kesilebildiğini gösteren bunca tecrübeden sonra, kimse  kalkıp kendi anti-Amerikancılığının “ilkesel ve ideolojik” olduğunu öne sürmesin.

 

Türkiye’nin sert anti-Amerikancılarının iktidarla birlikte NATO’yu yardıma çağırdığı bir günde kendimi şu soruyu sormaktan da alamıyorum: Daha üç-beş ay öncesine kadar Amerika’yı yardıma çağıran Kürtlerle alay edenler, iyi misiniz?

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.