Taraf değiştirmek: ABD, Suriyeli Kürt ortağıyla neden ilişkilerini kesti?

IŞİD’le savaşın “vazgeçilmez ortağı” olan SDG, Washington’un yeni Suriye hesabında bir gecede yük hâline geldi. ABD, Kürtlerle on yılı aşkın ortaklığı kapatıp Şam’la masaya otururken, Hunter Williamson’ın Switching Sides başlıklı analizine göre bu karar ani değil, uzun süredir planlanan bir kopuşun son perdesi.

IŞİD’le (Irak ve Şam İslam Devleti) mücadelede on yılı aşkın süredir süren yakın ortaklığın ardından, ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt ortağıyla bağlarını ani biçimde kopardığı görülüyor.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu hafta başında Suriye hükümeti ile Kürt liderliğindeki güçler arasında şimdiye kadarki en şiddetli çatışmaların ardından X’te yaptığı açıklamada, Washington’un Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurduğu ortaklığın dayandığı zeminin “büyük ölçüde ortadan kalktığını” yazdı.

Kasım ayında ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyona katılan Suriye hükümetiyle doğrudan çalışmayı tercih ettiklerini belirten Barrack, Washington’un artık SDG’yi gerekli bir ortak olarak görmediğini söyledi.

“Bugün [Suriye’de] durum köklü biçimde değişti,” diyen Barrack, bu anı Suriyeli Kürtlerin daha önce erişemedikleri uzun süredir talep ettikleri hakları güvence altına alabilecekleri tarihsel bir fırsat olarak niteledi ve SDG’ye Suriye devletine entegre olmayı öngören anlaşmalar doğrultusunda ilerleme çağrısı yaptı.

Suriye hükümetinin SDG kontrolündeki geniş bölgeleri yıldırım harekâtıyla ele geçirmesinin ardından gelen bu açıklama şok etkisi yarattı; bazı gözlemciler ABD’nin Kürt ortağını terk ettiği sonucuna vardı.

Queen Mary Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve The Battle for Syria: International Rivalry in the New Middle East kitabının yazarı Christopher Phillips, “Açık konuşmak gerekirse Trump yönetimi taraf değiştirmeye karar verdi,” dedi.

Bir yönüyle bu ani hamle, ABD Başkanı Donald Trump’ın işlemsel (transactional) siyaset tarzının bir ürünü. Ancak analistler ve eski ABD’li yetkililer, bunun aynı zamanda birden fazla yönetimi kapsayan, birleşik ve merkezi bir Suriye devletini hedefleyen ve SDG ile kurulan ilişkinin hiçbir zaman geçici olmaktan öteye geçmesini öngörmeyen uzun vadeli ABD politikasının yansıması olduğunu söylüyor.

ABD, Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve geçiş hükümetinde, Suriye’de ve IŞİD’in yeniden güç kazanmasını önlemeye yönelik çabalarda çalışmayı tercih ettiği yeni bir ortak bulmuş durumda.

Phillips’e göre, “Eğer SDG’yi öncelikle IŞİD’e karşı bir müttefik olarak görüyorsanız, Trump ile Şara’nın geçen yılın sonunda Washington’da yaptığı görüşmenin ardından Şam’ın IŞİD karşıtı ittifaka dâhil edilmesi, ABD’nin Suriye’de yeni bir müttefik edindiği kilit andı. Bu noktadan sonra SDG’ye destek vermesine gerek kalmadı.”

ABD–SDG Ortaklığı

ABD’nin SDG ile ilişkisi, IŞİD’i yenme konusundaki acil ihtiyaçtan ve Suriye sahasında çalışılabilecek başka bir ortak bulunmamasından doğdu.

2014 yazında IŞİD küresel ölçekte korkulan bir terör örgütüne dönüşürken, üst düzey bir ABD özel kuvvetler komutanı Suriye’nin kuzeydoğusunda faaliyet gösteren Kürt savaşçılarla temas kurdu. Halk Savunma Birlikleri (YPG) olarak bilinen bu güçler, Kobani’nin savunulmasıyla başlayan süreçte IŞİD’e karşı mücadelede kritik rol oynadı.

IŞİD’e Karşı Küresel Koalisyon’un eski sözcüsü, emekli ABD Ordusu Albayı Myles Caggins, “Bu başarı ve YPG/YPJ’nin küçük bir ABD özel kuvvetler ekibiyle yürüttüğü eğitim ve danışmanlık çalışmaları, sahada art arda gelen zaferlerin yolunu açtı,” dedi.

Bu kazanımların üzerine inşa edilen ve Araplar, Kürtler, Süryaniler ve diğer etnik unsurları bünyesinde barındıran SDG, ABD desteğiyle kuruldu ve Kürtlerin öncülüğündeki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (AANES) askeri kanadı oldu.

Ancak Washington, NATO müttefiki Türkiye’nin kaygılarını gözeterek SDG ile ilişkisini dikkatle yönetti. Ankara, YPG/YPJ’yi Türkiye’ye karşı uzun yıllar silahlı mücadele yürütmüş PKK’nın Suriye kolu olarak görüyordu. SDG Türkiye sınırı boyunca ilerledikçe, Ankara’daki endişeler arttı.

Eski ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Washington’un SDG’nin kontrol ettiği bölgeleri yönetme ihtiyacını kabul ettiğini, ancak sivil yapılarla derin bağlar kurmaktan özellikle kaçındığını söyledi.

Jeffrey’ye göre ABD, SDG’ye ilişkin tutumunu net biçimde ortaya koymuştu: ilişki “geçici, taktiksel ve işlemseldi” ve tek hedef IŞİD’in yenilmesiydi.

“ABD destekli bir Kosova yaratma niyetimiz yoktu,” diyen Jeffrey, yine de ABD’nin SDG topraklarını IŞİD’e, Esad rejimine ve müttefiklerine karşı savunma taahhüdünde bulunduğunu hatırlattı.

2019’da IŞİD toprak hâkimiyetini kaybetse de, yeraltı hücrelerine karşı mücadele gerekçesiyle ABD–SDG ortaklığı sürdü. Esad iktidarda kaldığı sürece SDG, ABD’nin tek sahadaki ortağıydı.

ABD ve el-Şara: IŞİD’e Karşı Gizli Ortaklık

Kamuoyunda Washington’un başlıca ortağı SDG’ydi. Ancak perde arkasında ABD, ülkenin diğer ucunda yer alan Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) ile de temas hâlindeydi. New York Times’a göre bu işbirliği 2016’ya kadar uzanıyordu.

Jeffrey, 2018’de göreve geldiğinde ABD’nin HTŞ ile istihbarat paylaşımı dâhil dolaylı temasları olduğunu öğrendiğini söyledi.

“İdlib’de çok sayıda operasyon yürüttük. USAID insani yardımları ve Rusya, Esad ve İran’ın bölgeye saldırmasını önlemeye yönelik diplomatik baskılar bunun parçasıydı,” dedi.

Bu yaklaşımın nedeni, HTŞ’nin hem IŞİD’le hem de Esad rejimiyle savaşmasıydı. Böylece ABD’nin sahada iki fiili ortağı oluşmuştu: SDG ile resmî, HTŞ ile gayriresmî bir ilişki.

Washington’un Yeni Ortağı

Phillips’e göre SDG’nin sonu, Şara liderliğindeki ittifakın Aralık 2024’te Esad’ı devirmesiyle fiilen başlamıştı.

ABD devletlerle çalışmayı tercih eder; yarı-özerk yapıların tanınması son derece nadirdir. Şara ile birlikte Washington, nihayet çalışabileceği bir Suriye devlet lideri buldu.

Trump döneminde ilişkiler hızla ilerledi: Şara, Beyaz Saray’ı ziyaret eden ilk Suriyeli lider oldu; Suriye, IŞİD’e Karşı Küresel Koalisyon’a katıldı ve ABD, Esad döneminden kalan ağır yaptırımları kaldırmaya başladı.

Jeffrey, Şara’nın geçmişine dair kuşkularını gizlemiyor ancak İdlib’deki azınlıklara muamele ve Türkiye’ye kitlesel göçü engelleme gibi unsurların ABD’de olumlu karşılandığını söylüyor.

“Nobody knows whether al-Sharaa will live up to his promises, but we have no other alternative,” diyen Jeffrey, herkesin istikrarsızlık korkusuyla Şara’yla çalışmayı tercih ettiğini vurguluyor.

Kırılgan Ateşkes ve Belirsiz Gelecek

Geçen hafta Suriye hükümetinin SDG bölgelerini ele geçirmesinin ardından ABD destekli bir ateşkes sağlandı. Ancak bunun kalıcı olup olmayacağı belirsiz.

Analistler, SDG’nin oyalamasının en büyük nedeninin ABD’ye duyulan güven olduğunu ve bunun stratejik bir hata olduğunu söylüyor. Diğer yandan Kürtlerin, geçmişteki baskılar nedeniyle Şara yönetimine dair ciddi kaygıları var.

ABD güçlerinin IŞİD tutuklularını Irak’a taşımaya başlaması, ateşkesin çökeceği beklentisini güçlendiriyor.

Mazlum Abdi gibi pragmatik isimler anlaşmadan yana olsa da, SDG içindeki sertlik yanlılarının süreci sabote etme ihtimali yüksek.

ABD Askerî Varlığı ve IŞİD’le Mücadele

SDG’nin entegrasyonu, IŞİD’le mücadelenin geleceğini ve ABD askerlerinin Suriye’de kalıp kalmayacağını gündeme getiriyor.

Wall Street Journal’a göre Washington, Suriye’den tamamen çekilmeyi değerlendiriyor. Ancak yaklaşık 1.500 ABD askerinin sahadaki varlığının maliyeti düşük, getirisi yüksek.

Caggins’e göre, “Eğer Trump’a tavsiye verseydim, IŞİD’e karşı elde edilen bu düşük maliyetli zaferi hatırlatırdım. Bu hem bütçe hem de terörle mücadele açısından ABD’nin çıkarına.”

Bundan Sonra Ne Olacak?

En kritik soru, ateşkesin sürüp sürmeyeceği ve SDG’nin Şam’la entegrasyonu kabul edip etmeyeceği.

ABD’de bazı siyasetçiler, Kürtlere yönelik büyük çaplı şiddetin ABD–Suriye ilişkilerine kalıcı zarar vereceği uyarısında bulunuyor.

Phillips’in ifadesiyle: “Trump yönetimi, SDG’nin tamamen silinmesini ya da Kürt bölgelerinin açık biçimde bastırılmasını istemiyor.”

Önceki İçerikÇEVİRİ | SDG, Doğu Suriye’yi nasıl kaybetti?
Sonraki İçerikİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi