Bir önceki yazıda bir düşünür-şair olarak İsmet Özel’in bir profilini çizmeye çalıştım. Bugün ise spesifik bir konuda hızlı bir İsmet Özel eleştirisi ile bu bahsi tamamlamak istiyorum. Bugünkü yazı daha ziyade polemik tarzındaki bir tenkid olarak okunmalı. Özel, bir konuşmasında şöyle diyor:
Ben öteden beri Risale-i Nur okuyan insanlara hayret etmişimdir. Bu kadar kötü bir Türkçe’ye tahammül ediyorsa insanlar, demek ki hiçbir şey anlamamayı peşin olarak kabul etmişler demektir. Çünkü bir metin iyiliği yüzünden okunur. Yani doğru şeyler söylüyormuş gibi olsa bile kötü ifade edilmiş bir şey yanlıştır. Yani bizim hoşumuza gitmeyen ifade olabilir ama o kötü ifade değildir. Doğru her zaman güzeldir. Yani bir şey doğruysa mutlaka güzeldir. Biz de hep beraber ‘zihnen irtibat kurdun, ne güzel söyledin’ deriz, ‘ne doğru söyledin’ demeyiz. Çünkü güzel olmak zorundadır herşey. Yani insanların da güzelliği, işte kadınların cilveli, erkeklerin yakışıklı olması manasına gelmez. Güzel bir insan dediğin zaman kendisine itibar edilen insan demek istersin. Başka birşey yoktur. Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir. Ama Kayserili ne diyor? Bir güzellik yap ayağımız alışsın diyor.
Said Nursi’nin diline aşina biri olarak şunu söyleyebilirim: İsmet Özel Said Nursi’yi kıskanıyor. Çünkü İsmet Özel’in bir kısmını başarıp, bir kısmının da hayalini kurduğu çoğu şeyi Said Nursi başardı. İsmet Özel’in olmak istediği (şiir hariç) neredeyse herşey Said Nursi’de yaşandı. Berrak bir kendilik. Yerlilik. Sessiz bir devrim. Kur’an dili olarak Türkçe’nin muhafazası ve lisan-ı Arabi ile sureklilik ve nispetinin idamesi. Türklüğün ancak Müslümanlıkla varolabileceği tezi bile Said Nursi’de var. Türklükte Nihal Atsız çizgisi yerine İsmet Özel çizgisini işaret eden biri Said Nursi. Türkçülük dava edenlere Tengrici Atsız’ın çizgisi yerine İslam için cihad eden, İslamdan ayrılsa mahv olan bir Türklüğü salık veriyor. İsmet Özel yol veya yaş aldıkça tebellur eden tüm bu benzerlikler İsmet Özel’i ürkütüyor olmalı. Benzerliğin tetiklediği bir itme-kakma ihtiyacı olsa gerek.
Said Nursi, Kürt ağası, Rus paşası, Saltanat Abdülhamid’i, Cumhuriyet Mustafa Kemal’i dinlemedi, kimseye boyun eğmedi. İslamdan taviz vermedi. Harbte savaştı. Gazi Said-i Kurdî milis komutanı olarak vuruştuğu Ruslara esir düştü. Hürriyeti savunmakla kalmadı, hür yaşadı. Vakarıyla vatanına geri döndü. Harbiye Nazırı Enver Paşa ona kahramanlıklarından dolayı harp madalyası verdi. İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Akif gibilerce dost sayıldı, ilmiyle itibar gördü. İlk dönem İslamcılığıyla birlikte yürüse de onların sınırlılıklarını aştı. Mealcilik, gelenek reddi, hadis inkarı, dini siyaset hatırına bükme gibi vartalara düşmedi. Vatanına yabancılaşmadı, onu terketmedi. Boyun eğmedi, isyana evet demedi, erkenden “evet, iman” dedi.
Yollarının ayrıldığını gördüğü yeni rejime tabi olmadığı için kaçırılarak sürgünde tutuldu. Sparta gibi çorak yerde Isparta gibi bir gül bahçesi yeşertti. Tek başına bir dünya kurdu. Presokratik bir dolaysızlık içinde kainatla bağ kuran ve ondan tefekkürün ve şefkatin dersini alan insanlar için ihlasın kitabını yazdı. Dünyalık hiçbir şeye tamah etmedi. Merdane yaşadı.
Said Nursi, Türkiye dediğimiz Anadolu-Kürdistan’da İslamiyetin esası olan imanı takviye için calıştı ve tarih yazdı. Sloganlarla değil sıdk ile yaşadı. Kur’an alfabesini, en çok saldırıya uğradığı anda yaşattı. Halktan basit insanlarla onlardan beklenmeyecek bir “yazı-lı” kültüre dayanan literal bir hatt-ı Kur’an direnişi örgütledi. İsmet Özel’in ancak bugün üzerine titrediği Kur’an alfabesini Türkiye’de hem dilsel olarak hem de alfabe itibariyle kuşaklar boyu koruyacak popüler kurtarıcı hamleyi, en etkili kültürel devrimi Said Nursi yaptı.
Hepsini tek başına bütün bir devlete rağmen yaptı. Özel’in ancak teorisini yapabildiği “halktan”lığın somut bir pratiği olarak halk’tandı. Bir memurun değil bir köylünün oğluydu. İslamın şeairini koruyarak halkın içinde bir inkılap yaptı. Nurculuk bir Müslüman aydınlanma devrimi olduğu gibi bir okur-yazarlık devrimi idi. Onunkisi yerli bir otantisite idi. İsmet Özel’in ancak Batı’dan uzaklaşarak ulaşmak istediği bir yerlilik bu. Onun beslendiği dilleri Kürtçe, Türkçe, Farsça ve Arapça idi. İslam milletinin dillerinden süzülen bir dil ile, bir melez Türkçe ile, bir Müslüman Kürdün Türkçesi ile, bir İslam Türkçesi ile yazdı ve düşündü. Ama bunlardan Fransızca, İspanyolca, Almanca ve İngilizce bilen fakat Arapça, Farsça ve Kürtçe bilmeyen İsmet Özel’in haberi yok gibi. Halbuki dilin kemiğinin olmadığını dile yolu düşenler bilir. Said Nursi’nin dilinin asaleti kendisinde başlıyor. Şair dahil yasa putuna, mevcudun muhafazkarlığına esir düşmeyen herkes dünün damak tadına uymayan yeniyi istikbal etmenin tarihe liyakatin gereği olduğunu bilir ve bilmeli.
Peki Said Nursi’deki bu radikal yerlilik karşısında İsmet Özel’in durduğu yer neresidir? İsmet Özel’in Said Nursi aleyhinde söyledikleri (çoğu gayriciddi) ifadelerden ne tür bir sonuç çıkarmak gerekir? Evet, İsmet Özel’e cehaleti bir mazeret olarak atfetmek kolay değil. Fakat Said Nursi konusundaki sözlerinde tebellur eden cehaleti ne ile açıklayacağız? Bulabildiğim tek cevap şudur: İsmet Özel Said Nursi’yi okumadı, yazdıklarını bilmiyor. Nurculara bakarak veya Nurcular hakkında İslamcıların (önemli bir kısmı haklı) ama hariçten ve yüzeysel eleştirilerinden hareketle oluşmuş bir Said Nursi profiline atıfla konuşuyor olmalı. Ama onu görmezden gelemiyor. Nedense halkçı şairimiz hoşuna gitmeyince halkın damak tadında elitist arızalar arıyor, ümmetin teveccühünü bir dil’in geçerliliğine hüccet sayma lüzumuna karşı burokratik engeller çıkarıyor. Yoksa Said Nursi’yi ciddiye alıp okuyan bir İsmet Özel’in bu kadar sathi, tutarsız ve haset hissi uyandıran şeyler söylemesi mümkün olmazdı.
Said Nursi tıpkı diğer dünya-kurucu düşünür ve bazan şairler gibi kendine özgü bir dil kurdu. İsmet Özel’in ancak hayalini kurduğu bir şeyi yaptı Said Nursi: Kendi dilini kurdu. Bu idiolect’in mahiyetini ayrı bir yazıda ele alacağım. Ancak Fransızca, Almanca, İspanyolca gibi “gavur” dillerini öğrenen İsmet Özel’in bu vatana kendisinden daha az hizmet ettiği söylenemeyecek olan Said Nursi’ye en azından onu okuyacak kadar bir değer vermesi gerekmez miydi? Yabancı felsefeci veya şairlere verdiği değeri Türkiye’nin yerli düşünürü olan Said Nursi’den esirgemek biraz ayıp olsa gerek. İsmet Özel’e saygı duyan biri olarak çok net belirtmek durumundayım: İsmet Özel’in Said Nursi’ye olan gayriciddi tutumunu bir hased ürünü olarak görmeyeceksek geriye sadece Özel’e yakıştırmakta zorlandığımız bir umursamazlık kalıyor. Ve şaire hiç yakışmıyor.
Hele hele anlaşılmazlık ithamlarına kendi de maruz kalan bir şairin kimi karakter özellikleri itibariyle benzerlik gösterdiği Said Nursi’yi anlaşılmazlık ile itham etmesi çok garip. İngilizceye bakıp bu kadar kötü bir Almanca’yı nasıl anlıyorlar diye şekvada bulunan adamın meseli gibidir İsmet Özel’in Said Nursi’nin diline dair şikayeti. Hem Said Nursi’nin kendine ait bir dili olduğunu göremeyecek kadar tarihin sonunu getirmiş bir mevcuda teslimiyetçilik gösteriyor hem de Said Nursi’nin kendi dilindeki selaset ve letafeti sözde ve gramer bekçiliğinde aramakla hata ediyor. İsmet Özel, izzet-i nefs sahibi olmakta ve serazad olmakta pekala Said Nursi ile yarışabilir. Hakkını teslim etmek gerekir. Ancak İsmet Özel en fazla bir büyük şair olarak anılacak. Said Nursi ise tefekkür ve şefkati esas almış yerli bir Müslüman düşünür olarak zaten anılıyor. Şaire yakışan şey kendisini Said Nursi’yi anlamaktan mahrum bırakan bu hakkaniyetsiz halden azad etmesidir.
[NOT: Özel’e dair bu iki yazı Tezkire Dergisi’nin İsmet Özel özel sayısında tek metin olarak yayınlandı: Bilici, Mücahit (2025) “İsmet Özel: Bir Dava Adamının Aktif Nihilizmi.” Tezkire Dergisi. Yıl: 34, Sayı: 94, (55-71).]













