Anasayfa / Öne Çıkanlar / ÇEVİRİ | Eski İsrail Savunma Bakanı: İran’ın zayıflığı Türkiye için nasıl bir fırsat yaratıyor?

ÇEVİRİ | Eski İsrail Savunma Bakanı: İran’ın zayıflığı Türkiye için nasıl bir fırsat yaratıyor?

Şii eksen zayıfladıkça Sünni aktörler yeni düzeni şekillendirmek için yarışacaktır. Bunlar arasında Türkiye ölçeği, kapasitesi, hırsıyla öne çıkıyor. 2022-2024 yılları arasında İsrail Savunma Bakanlığı da yapan Yoav Gallant’ın makalesini aktarıyoruz.

Dünya kamuoyu İran–ABD müzakerelerinin sonucunu beklerken, Ortadoğu’da daha sessiz ama derin bir stratejik kayma çoktan başlamış durumda. Tarih basit bir ders verir: Savaşlar yalnızca tehditleri ortadan kaldırmaz; güç dengelerini yeniden düzenler. Bir güç zayıfladığında, bir başkası boşluğu doldurmak için harekete geçer.

İran eksenine yönelik sürdürülen baskı anlamlı bir jeopolitik sonuç üretti. İran kısıtlandı. Hizbullah ağır operasyonel hasar aldı. Suriye’de Esad rejimi on yılı aşkın savaşın ardından çöktü.

Ancak Ortadoğu’daki güç boşlukları nadiren boş kalır. Bugün bu boşluğu doldurmak için en avantajlı konumda olan bölgesel aktör, çoktan adım atmaya başladı.

Stratejik mantıkla kurulmuş bir ortaklık

2005’te, Başbakan Ariel Şaron’un askerî sekreteri olarak görev yaptığım dönemde, Türkiye’nin liderliğiyle üst düzey toplantılara katıldım. O dönemde Türkiye, İsrail’in stratejik ortağı, NATO içinde yükselen bir güç ve Avrupa Birliği’ne katılmayı hedefleyen bir ülke olarak görülüyordu. Bu ilişki, İsrail’in kurucu başbakanı David Ben-Gurion’un ortaya koyduğu daha geniş bir çerçevenin parçasıydı.

Bu çerçeve “çevre doktrini” olarak biliniyordu. 1950’lerin sonlarından itibaren İsrail’in en önemli bölgesel ilişkilerini şekillendirdi. Ben-Gurion, Arap devletleri tarafından çevrelenmiş İsrail’in, bölgenin çevresindeki güçlü Arap olmayan devletlerle ittifak kurması gerektiğini savunuyordu. Türkiye, devrim öncesi İran ve Etiyopya bu stratejinin sütunlarıydı. Mantık basitti: Bu Arap olmayan ülkeler de Arap milliyetçiliğinin yükselişinden endişe ediyordu ve işbirliği tüm tarafların çıkarına hizmet ediyordu.

On yıllar boyunca bu çerçeve – düşük yoğunlukta da olsa – işledi. İsrail, Ankara ve Tahran’la yakın istihbarat ve askerî bağlar sürdürdü. Türkiye bu ilişkiyi radikal Arap rejimlerinin baskısına karşı bir denge unsuru olarak görüyordu. Şah dönemindeki İran ise İsrail’i Irak ve Mısır’ın hırslarına karşı doğal bir denge unsuru sayıyordu. 1979’da Mısır’la yapılan barış, Arap dünyasından gelen ilk tanıma olarak bölgesel mimariyi başka bir yönden sağlamlaştırdı.

Ancak çevre doktrini her zaman geçici olarak tasarlanmıştı. Amaç Arap komşularla barış mümkün olana kadar İsrail’i ayakta tutmaktı; bu hedefin yerine geçmek değil. Temelleri kırılgandı. 1979’daki İran Devrimi bir sütunu bir gecede yıktı. 1974’te Etiyopya’daki askerî darbe diğerini ortadan kaldırmıştı. Türkiye’yle ortaklık daha uzun sürdü, fakat son yirmi yıldaki siyasi yönelim Ankara’yı İsrail’in en yakın Müslüman müttefikinden en sert eleştirmenlerinden birine dönüştürdü.

Bugün tanık olduğumuz şey, çevre doktrininin nihai çöküşüdür. Türkiye artık çevrede bir ortak değil; merkezî bir güç olarak konumlanıyor. İran’ın zayıflamasını ortak bir stratejik kazanım değil, kendi nüfuzunu genişletmek için bir fırsat olarak görüyor.

İran’ın bıraktığı boşluk

İran bölgesel hâkimiyeti vekil güçler, füzeler ve nükleer hedefler üzerinden kurmaya çalıştı. Doğrudan çatışmadan kaçınarak istikrarsızlık ihraç etti. İsrail’in İran destekli güçlere karşı yürüttüğü kampanya bu mimariyi ciddi biçimde sarstı. İran zayıfladıkça boşluk açılıyor ve Türkiye bu alana çoktan girmiş durumda.

Bu en açık şekilde Suriye’de görülüyor. Savunma bakanı olarak görev yaptığım dönemde, sahadaki değişen dengelerin Türkiye’nin daha derin nüfuz kurmasına nasıl imkân verdiğini bizzat gözlemledim. Esad rejiminin çöküşünden bu yana Türkiye’nin varlığı dramatik biçimde arttı. Ankara artık Suriye’nin geçiş hükümetine kritik destek sağlıyor ve ülkenin başlıca dış güç belirleyicisi konumuna yerleşiyor. Kuzey Suriye’de toprak kontrol ediyor; etkisi Şam çevresine, İsrail sınırına onlarca kilometre mesafeye kadar uzanıyor. Vekil unsurlarının alanı genişledi; istihbarat ve hava savunma varlıkları stratejik derinlik oluşturacak şekilde konuşlandırılıyor.

Bu yalnızca Suriye’yle sınırlı değil. Türkiye’nin etkisi Kuzey Afrika ve Doğu Afrika’ya uzanıyor. Kudüs’te, özellikle kutsal mekânlar çevresinde nüfuz artırma çabası var. Gazze’de uluslararası istikrar ve barış gücü üzerinden İsrail sınırında varlık genişletme arayışında. 7 Temmuz’da Ankara’da ev sahipliği yapacağı NATO zirvesinde ABD ile çok milyar dolarlık bir enerji anlaşması imzalaması ve bunun F-35 savaş uçaklarının yeniden önünü açması bekleniyor. Savunma sanayii ihracatı geçen yıl 10 milyar doların üzerine çıktı.

Bu doğaçlama değil; uzun vadeli bir stratejik hedefin yansımasıdır.

Sistemin içinde, dışında değil

İran tehlikeliydi ama görece izoleydi. Türkiye ise daha karmaşık bir meydan okuma sunuyor çünkü Batı sisteminin parçası. İsrail’e karşı sert söylem kullanırken Avrupa’yla ticaret yapıyor. Bölgesel aktörlerle rekabet ederken NATO içinde kalıyor ve ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip. Gelişmiş askerî kabiliyetlere sahipken diplomatik meşruiyetini de koruyor.

Sünni–Şii ayrımı

On yıllık operasyonel tecrübe bana Müslüman dünyadaki ideolojik rekabetlerin teorik olmadığını öğretti. Stratejiyi, ittifakları ve çatışmaları şekillendirirler. İran, Filistin sahasına büyük yatırım yaparak yalnızca İsrail’e meydan okumadı; Arap enerjisini Tahran’a yönelmekten uzaklaştırmaya da çalıştı. Şii eksen zayıfladıkça Sünni aktörler yeni düzeni şekillendirmek için yarışacaktır. Bunlar arasında Türkiye ölçeği, kapasitesi ve hırsıyla öne çıkıyor.

Güç ve denge çelişmez

Bu tablo, Türkiye’nin etkisinin mutlaka istikrarsızlık yaratacağı anlamına gelmez. Tarih daha umut verici örnekler sunar. İsrail’in Türkiye’yle yapıcı ilişkiler yürüttüğü, Mısır’la barış içinde olduğu ve devrim öncesi İran’la dolaylı denge kurduğu bir dönem vardı. İsrailliler ve Türkler arasındaki bağlar derindi. On binlerce İsrailli turist her yıl Türkiye’yi ziyaret ediyordu. Türk şirketleri Tel Aviv’in siluetini inşa etti. Siyasi gerilim bu bağları tamamen koparamadı. Şubat 2023’te Türkiye’yi vuran yıkıcı deprem sonrasında İsrail ordusuna derhal arama kurtarma görevi vermiştim. Azerbaycan’dan sonra en büyük ve en etkili uluslararası ekip bizdik.

Bölgesel denge imkânsız değildir. Ancak kendi kendine de oluşmaz. Net strateji ve gerçekçi değerlendirme gerektirir. İsrail bu ilişkiyi onarmaya çalışmalıdır. Zemin mevcuttur ve stratejik mantık her zamankinden güçlüdür.

Ancak angajman netlikle birlikte yürümelidir. Türkiye’nin hedefleri İsrail sınırlarından uzakta kaldığı sürece bu Ankara’nın egemen tercihidir. Türk destekli unsurlar İsrail sınırında faaliyet gösterdiğinde hesap değişir. İsrail ulusal güvenliğini korur.

Tahta değişti. Sıradaki hamle belirleyici

Mevcut savaşın ilk saatlerinden itibaren İsrail’in kazanacağına inanıyordum. Askerlerimizin kararlılığını ve sistemlerimizin gücünü biliyordum. Ancak askerî başarı stratejik öngörüyle tamamlanmalıdır. Bir mücadeleyi kazanmak oyunu bitirmez; tahtayı değiştirir.

İran’ın zayıflaması önemli bir başarıdır. Fakat onun yerine geçecek yapı, bölgesel düzenin bir sonraki kuşağını belirleyecektir. Türkiye bu yapının merkezine yerleşmek için askerî kapasiteye, kurumsal erişime ve hırsa sahip.

İran’a karşı özgür dünya, açık olan pencere kapanmadan nükleer ve füze kapasitesini ortadan kaldırmak için kararlı davranmalıdır. Türkiye’ye karşı ise görev farklıdır: Artan aktivizmini Ortadoğu için üretken yönlere kanalize etmek ve yeni bir sürtüşme kaynağına dönüşmesini önlemek. Önümüzdeki haftalarda verilecek kararlar, İran sonrası Ortadoğu’nun daha istikrarlı mı yoksa yalnızca farklı biçimde tehlikeli mi olacağını belirleyecek.

Yeni düzenin yerleşmesini bekleyenler, onu şekillendiren değil, içinde yaşayan olur.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın