Anasayfa / Dünya / Haçlı Seferi ilan etmediği kaldı: Rubio’dan Akropolis’in önünde Batı medeniyeti nutku

Haçlı Seferi ilan etmediği kaldı: Rubio’dan Akropolis’in önünde Batı medeniyeti nutku

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’da Akropolis’in karşısında yaptığı konuşmada Antik Yunan’dan Hıristiyan Avrupa’ya, Amerika’dan Trump’a uzanan bir “Batı medeniyeti” çizgisi çizdi. Akhilleus, 300 Spartalı, Büyük İskender, Sezar, Şarlman, Cortés ve Hıristiyan şehitleri aynı tarih anlatısına yerleştiren Rubio, Avrupa’ya “uzun uykusundan uyanma” çağrısı yaptı: “Batı ya dünyanın başındaki yerini koruyacak ya da çöküşe razı olacak.”

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yunanistan ziyaretinde antik Atinalıların halk meclislerinin toplandığı Pnyx Tepesi’nde, arkasında Akropolis ve Parthenon’un bulunduğu kürsüden dikkat çekici bir konuşma yaptı.

“In Defense of Western Civilization” (Batı Medeniyetini Savunmak) başlıklı konuşmasının neredeyse tamamını Batı’nın tarihsel ve kültürel üstünlüğüne ayıran Rubio, Antik Yunan’dan başlayıp Roma, Hıristiyan Avrupa ve Amerika üzerinden Trump yönetimine ulaşan bir medeniyet tarihi anlattı.

Rubio’ya göre Batı’yı diğer medeniyetlerden ayıran yalnızca demokrasi ve hukuk değildi. “Bireycilik, hırs, rekabet, keşif arzusu, risk alma, şan kazanma ve bilinmeyenin peşinden gitme” gibi özelliklerin ilk büyük örneği Antik Yunan’dı.

“Bizim medeniyetimizin hikâyesi insanlığın bildiği en büyük hikâyedir” diyen Rubio, Batı’nın bugün bu geçmişinden utanmaya başladığını savundu.

Troya’daki Akhilleus’tan Amerikan vatanseverine

Rubio’nun tarih anlatısının önemli duraklarından biri Troya’ydı.

Homeros’un destanındaki Akhilleus’un önünde iki seçenek bulunduğunu hatırlattı: Evine dönerek uzun ve huzurlu bir hayat yaşamak ya da Troya’da kalıp öleceğini bilmesine rağmen savaşarak “ebedi şöhrete” ulaşmak.

Rubio’ya göre Akhilleus’un Troya’da kalmayı seçmesi, Batı’nın daha sonra yüzyıllar boyunca sürdüreceği kahramanlık, şeref ve görev anlayışının örneklerinden biriydi.

Aynı tarihsel çizgiye hakikati aramaktan vazgeçmek yerine ölümü kabul eden Sokrates’i ve Pers ordusu karşısında geri çekilmeyerek ölen 300 Spartalıyı da yerleştirdi.

Ardından Antik Yunan kahramanlarından doğrudan Hıristiyan şehitlere ve Amerikan vatanseverlerine geçti:

“Hıristiyan şehitten ülkesi için hayatını veren vatandaşa; Aziz Thomas More’dan Alamo Muharebesi’ne ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin ölümsüz kapanış sözlerine kadar…”

Rubio’ya göre Batı’nın kahramanı ölümü arayan değil, davasına, ülkesine ve ilkelerine ihanet etmektense ölmeyi göze alan insandı.

İran’la da karşılaştırdı

Rubio bu kahramanlık anlayışını İran’la karşılaştırdı.

İran’daki “radikal mollaların” çocuk intihar bombacılarını kahramanlaştırdığını söyleyen Rubio, bunun Batı’nın şehitlik ve fedakârlık anlayışından tamamen farklı olduğunu savundu:

“Bizim kahramanlarımız davaları uğruna ölmeye hazır olabilir ama ölümü kutsamazlar.”

Rubio, Batı’nın kahramanlık, şeref ve görev anlayışının evrensel değerler olmadığını, belirli bir medeniyetin ürünü olduğunu söyledi ve “Bugün aynı medeniyeti atalarımızla aynı tutkuyla savunmak için mücadele etmeliyiz” dedi.

Büyük İskender’den Cortés’e

Rubio’nun kurduğu tarih zinciri bununla da sınırlı kalmadı.

Parthenon’u yapanların mirasını Milano, Köln ve Floransa katedrallerini inşa eden “Avrupa Hıristiyanlığı”nın devraldığını söyledi.

Yunan heykeltıraşlarının insan bedeninde mükemmelliği aramasının Michelangelo’da, Yunan filozoflarının evreni anlama çabasının Kopernik, Galileo, Kepler ve Newton’da yeniden ortaya çıktığını savundu.

Keşif arzusunu Macellan ve Kristof Kolomb’dan Apollo 11’in Ay yolculuğuna kadar götürdü.

Daha tartışmalı bir tarih çizgisinde ise Büyük İskender’i Roma İmparatoru Sezar, Şarlman ve Aztek İmparatorluğu’nu yıkan İspanyol fatih Hernán Cortés ile aynı geleneğin içine yerleştirdi:

“İskender’i bilinen dünyanın tamamını fethetmeye götüren özellikler Sezar’da, ardından Şarlman’da ve Cortés’te yeniden ortaya çıktı.”

“Atina ve Roma Amerika’yı kıtasal imparatorluğa dönüştürdü”

Rubio’ya göre bu tarihsel miras daha sonra Atlantik’i geçti ve Amerika’da yeniden doğdu.

Amerikan “frontier” ruhunu Antik Yunan’ın yeni ufuklara ulaşma arzusunun devamı olarak tanımlayan Rubio, “Atina ve Roma medeniyeti küçük bir kıyı cumhuriyetini kıtasal bir imparatorluğa dönüştürdü” dedi.

Amerikan kimliğinin tarihsel soy ağacını da şu sözlerle tarif etti:

“Atina’da doğdu, Roma tarafından şekillendirildi, Hıristiyanlıkla vaftiz edildi, Ortaçağ Avrupa’sının ateşinde sertleşti, İngiliz özgürlük dehasıyla donatıldı ve Atlantik’i geçerek Yeni Dünya’nın kıyılarında yeniden doğdu.”

“Milliyetçilik kirli bir kelime haline geldi”

Rubio’ya göre Batı’nın bugünkü krizi ise bu geçmişten utanmaya başlamasından kaynaklanıyor.

“Zamanla Batı’da bizi istisnai yapan şeylerden utanmaya başladık” diyen Rubio, Batı’nın refahının bile bir suçluluk kaynağı haline geldiğini söyledi:

“Milliyetçilik kirli bir kelime haline geldi. Anıtlarımızı yıktık, kendi tarihimizi mahkûm ettik. Çok fazla yerde çocuklarımıza miras alacakları ülkelerden utanmayı öğrettik.”

Rubio bunun sonucunda Batılı ülkelerin sınırlarını açtığını, sanayilerini başka ülkelere taşıdığını, ordularını zayıflattığını ve egemenliklerini “küresel bürokrasilere” devrettiğini savundu.

“Avrupa uzun uykusundan uyansın”

Konuşmanın sonunda Rubio bütün bu tarih anlatısını doğrudan Trump yönetiminin dış politikasına bağladı.

Önümüzdeki on yılın Batı açısından belirleyici olduğunu söyleyen Rubio:

“Vereceğimiz kararlar Batı’nın dünyanın başındaki yerini koruyup korumayacağını ya da küçülme, bağımlılık ve çöküşle dolu bir geleceğe razı olup olmayacağını belirleyecek” dedi.

Trump yönetiminin tercihini ise “ulusal gücün tavizsiz biçimde peşinden gitmek” olarak açıkladı.

ABD’nin sanayisini yeniden kuracağını, savunma kapasitesini artıracağını, yapay zekâdan çiplere, madenlerden siber alana ve uzaya kadar geleceğin teknolojilerinde üstünlük için mücadele edeceğini söyledi.

Avrupa’ya da aynı yolu önerdi:

“Avrupa’nın uzun uykusundan uyanabileceğine ve binlerce yıl önce burada yakılan ateşi yeniden canlandırabileceğine inanıyoruz.”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın