SerbestiyetSerbestiyet
Anasayfa / Haberler / Aliyev’e yakın APA’dan Türkiye’ye ağır suçlama: “AKP ve İslamcı-Nurcu gruplar Azerbaycan’ı hedef aldı”

Aliyev’e yakın APA’dan Türkiye’ye ağır suçlama: “AKP ve İslamcı-Nurcu gruplar Azerbaycan’ı hedef aldı”

Aliyev yönetimine yakınlığıyla bilinen Azerbaycan haber ajansı APA, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne katılmama kararını savundu: “Azerbaycan bu saldırıyı İran’dan beklerken en ağır darbeyi kardeş Türkiye’den aldı. Bu darbeyi vuranlar iktidardaki AKP ve onun destekçisi İslamcı-Nurcu gruplardı.” Türkiye toplumunun “hurafelere sürüklendiği ve gerilediği” iddia edilen analizde, Erdoğan’ın daha önce Bakü’deki zirvelere katılmadığı hatırlatılarak “Diplomaside her şey karşılıklıdır” denildi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 30 Ekim’de Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne katılmayacağının açıklanmasının ardından, Aliyev yönetimine yakınlığıyla bilinen Azerbaycan haber ajansı APA’da Türkiye’ye yönelik çok sert suçlamalar içeren bir analiz yayımlandı.

29 Ekim tarihli, “Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye’ye neden gitmedi?” başlıklı analizde, Aliyev’in Ankara’ya gitmemesi, Türkiye’de Azerbaycan’ın başörtüsü uygulamaları ve İsrail’le ilişkileri üzerinden yürütülen tartışmalarla ilişkilendirildi.

Yazıda doğrudan AK Parti iktidarı ve İslamcı-Nurcu gruplar hedef alındı. Türkiye toplumunun radikal dindarlığa ve hurafelere sürüklendiği, iktidarın kendi amaçları için bu grupları desteklediği öne sürüldü.

Analizde, “Türkiye toplumunun çok ciddi bir kutuplaşma sorunuyla ve iç çelişkilerle karşı karşıya olduğu” savunularak şu suçlamaya yer verildi:

“İktidar, kendi hedeflerine ulaşmak için radikal dindarlığı teşvik ediyor ve devletin temellerini sarsabilecek akımlara alan açıyor.”

APA, Azerbaycan’ın Türkiye’den gördüğü tepkiyi İran’dan beklediği saldırılarla karşılaştırdı:

“Azerbaycan bu saldırıyı İran’dan beklerken, en ağır darbeyi kardeş olarak gördüğü Türkiye’den aldı. Bu darbeyi vuranlar ise iktidardaki AKP ve onun destekçisi olan İslamcı-Nurcu gruplardı.”

Yazıda Ankara’nın Azerbaycan’a yönelik protestolar karşısında geç harekete geçtiği, hatta başlangıçta seyirci kaldığı da ileri sürüldü.

Erdoğan’ın 2024’te Şuşa’da, 2026’da ise Bakü’de düzenlenen bazı uluslararası toplantılara katılmadığı hatırlatılan analizde, “Diplomaside de her şeyin karşılıklı olduğunu unutmamak gerekir” denildi.

APA, Aliyev’in Ankara Zirvesi’ne katılmamasını “tamamen doğru bir karar” olarak nitelendirdi.

APA’da yayımlanan analizin tam metni

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev neden Türkiye’ye gitmedi? – Analiz

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) yarın Ankara’da düzenlenecek zirvesine katılmayacak.

Devlet Başkanı, önceden belirlenmiş programı kapsamında, Azerbaycan’da düzenlenen FIFA U-15 Dünya Şampiyonası’nın 30 Ekim’de gerçekleştirilecek kapanış ve ödül törenine katılacak.

Azerbaycan’ı TDT Zirvesi’nde Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil edecek.

Türkiye’de Azerbaycan’a karşı kampanya

Resmî protokol gerekçesinin yanı sıra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Türkiye’ye gitmemesi üzerine daha geniş bir tartışma yürütmek mümkün.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TDT Zirvesi’ne katılmak için neden Türkiye’ye gitmedi?

Bir aydır Türkiye’de Azerbaycan’a, liderine, Azerbaycan halkına ve devletine karşı asılsız ve çirkin bir kampanya yürütülüyor.

Aslında bu kampanya son bir ayda yoğunlaşmış olsa da süreç çok daha önce başladı. Türkiye’de son üç yıldır, zaman zaman hız kesmekle birlikte Azerbaycan sürekli hedef alınıyor. Bunun temel nedeni ise Azerbaycan-İsrail işbirliği.

Kampanyayı yürütenler, Azerbaycan’ın dış politika ve ekonomik ilişkilerini Türkiye’nin isteklerine uygun biçimde kurması ve yürütmesi gerektiğini düşünüyor.

Böylesine akıl dışı bir yaklaşımı savunanların mantığına göre Bakü, Ankara’nın yörüngesinden çıkmamalı.

Bu ise Azerbaycan’a yönelik aşağılayıcı, hakaret içeren ve ülkenin bağımsızlığını inkâr eden bir yaklaşımdır. Aynı zamanda “Bir millet, iki devlet” ilkesinin tamamen çarpıtılmış bir yorumudur.

Öte yandan Türkiye’nin kendisinin İsrail’le sürdürdüğü işbirliğine ilişkin çok sayıda somut olgu ortaya konuldu ve bunların hiçbiri resmî olarak yalanlanmadı. Böyle bir durumda Azerbaycan’a yöneltilen eleştiriler neden ciddiye alınsın?

Türkiye’de bu süreç, ekim ayının başında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konuşması sırasında Azerbaycanlı bir temsilcinin salonu terk etmemesi bahane edilerek yeniden ve çok daha şiddetli biçimde alevlendirildi.

Bir süre sonra Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun tek tip okul kıyafetine ilişkin kararının ardından kampanya, daha önce görülmemiş ölçüde sert ve iğrenç bir hâl aldı; neredeyse Türkiye’nin medya ve sosyal medya gündeminin başlıca konusu hâline geldi.

Azerbaycan’a ve ülke yönetimine yönelik daha önce hiçbir yerde görülmemiş ölçüde eleştiri ve hakaret dile getirildi.

Ankara’dan gecikmiş adım

Bu süreç bazı acı gerçekleri de ortaya çıkardı. Gerçek şu ki farklı dönemlerde çeşitli sorunlar, ikili ilişkilerde anlaşmazlıklar, çelişkiler ve gerilimler yaşanmış olsa bile hiçbir ülkeden Azerbaycan’a karşı bu kadar ağır söz ve hakaret gelmemişti.

Bu durum, Türkiye toplumunun hurafelere sürüklendiğini ve gerilediğini bir kez daha gösteriyor.

Bugün Türkiye toplumunun çok ciddi bir kutuplaşma sorunuyla ve iç çelişkilerle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. İktidar, kendi hedeflerine ulaşmak için radikal dindarlığı teşvik ediyor ve devletin temellerini sarsabilecek akımlara alan açıyor.

Azerbaycan bu saldırıyı İran’dan beklerken, en ağır darbeyi kardeş olarak gördüğü Türkiye’den aldı. Bu darbeyi vuranlar ise iktidardaki AKP ve onun destekçisi olan İslamcı-Nurcu gruplardı.

Azerbaycan’ın Ankara ve İstanbul’daki diplomatik temsilcilikleri önünde altı gösteri düzenlendi. Bu gösterilerde Azerbaycan’a, ülke yönetimine ve halkına yönelik ağır suçlamalar ve hakaretler dile getirildi.

Türkiye medyası ve sosyal medyası, hiçbir dayanağı olmadan başörtüsü konusunu çarpıtılmış biçimde Arap dünyasının medya gündemine de taşıdı ve bu coğrafyada Azerbaycan karşıtı kampanyanın başlıca sorumlusu oldu.

Resmî Ankara ise bu sürece çok geç müdahale etti ve bazı adımlar atmaya çalıştı. Ancak bu adımlar pek etkili olmadı.

Ankara bu adımları zamanında atsaydı, kışkırtıcılık bir yana, seyirci konumunda kalmasaydı durum bu noktaya gelmezdi.

Ne yazık ki planlı ve sistematik kampanyalar sonucunda Türkiye’de Azerbaycan’a karşı artık sağlıksız bir yaklaşım ve olumsuz bir atmosfer oluşmuş durumda.

Bu ilişkileri yeniden sağlıklı bir zemine oturtmak ise o kadar kolay olmayacak.

Diplomaside her şey karşılıklıdır

Yeniden Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yarın Ankara’da düzenlenecek TDT Zirvesi’ne katılmamasına dönelim.

Burada olağan dışı ya da büyütülecek bir durum yok.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Temmuz 2024’te TDT’nin Şuşa’da düzenlenen gayriresmî zirvesine katılmamıştı. Gerekçe olarak Erdoğan’ın o tarihte Türkiye ile Hollanda millî takımları arasında oynanan futbol karşılaşmasına katılması gösterilmişti. Türkiye’yi Şuşa Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz temsil etmişti.

Bunun dışında Erdoğan, Mayıs 2026’da Bakü’de düzenlenen 13. Dünya Kentsel Forumu’na (WUF13) da gelmemişti. Türkiye bu önemli etkinlikte bakan düzeyinde temsil edilmişti.

Son olarak Erdoğan, bu yıl 15 Ekim’de Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) Bakü’de düzenlenen 7. Zirvesi’ne de katılmadı. Türkiye’yi toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etti.

Elbette bir devlet başkanının başka bir ülkede düzenlenen etkinliğe katılıp katılmamasını belirleyen nesnel ve öznel nedenler vardır.

Ancak diplomaside de her şeyin karşılıklı olduğunu unutmamak gerekir.

Son gelişmeler sırasında Azerbaycan toplumu, Türkiye’deki bazı çevrelerin gerçek yüzünü ve niyetlerini gördü. Bu da bazı konulara yaklaşımın değiştirilmesini zorunlu kılıyor.

Artık ikili ilişkilerde rasyonellik ön plana çıkıyor. Dostluk ve kardeşlik devam etse de herkesin kendi devleti ve kendi çıkarları var.

Bütün bunlar dikkate alındığında, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın TDT’nin Ankara Zirvesi’ne katılmamasının tamamen doğru bir karar olduğu sonucuna varılabilir.

Ancak bu, Azerbaycan’ın TDT’den uzaklaştığı ya da bu çerçevedeki faaliyetlerini yavaşlattığı anlamına gelmiyor.

Unutulmamalıdır ki Azerbaycan, TDT’nin kurucularından biridir. Teşkilatın gelişmesi ve faaliyet alanının genişlemesi için büyük çaba göstermiştir ve bundan sonra da bu çabalarını sürdürecektir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın